Anılar

Annelerin âlâsı…

Sibel Karakız kullanıcısının resmi

Çünkü kendisi çektiği çilelerden dolayı gönlünü küstürmüş, gülmeyi unutmuştu ne yazık ki. Bundan pişmanlık duyduğunu çok iyi vurgulamıştı. Her gün evlat acısına yanar tutuşur, ağıtlar yakardı. O ağlarken ben dizlerine başımı koyar sessizce onu dinlerdim.

"Dert yüküyüm dert yüküyüm Derdimi kime dökeyim Gönül yorgun, Karakız küçük Derdimi kime dökeyim"

Panel

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

“Kısa Faruk burada mı?” diye sordu hışımla.
Ben kalabalığın arasına girip ustaca sakladım kendimi.
“Siz utanmıyor musunuz, benim inşaatıma girmeye?” diye bağırmaya başladı.
“Hadi girdiniz. Kirecimi çaldınız. O da tamam. Peki ya tenekelerimi ne yaptınız?”
Kalabalıktan biri atıldı:
“Ya ana ayıptır!” dedi. “Bir teneke için dernek basılır mı? Hem de halkımızın derneğini.”

Menemenli Roman hemşerilerim

Nadi Öztüfekçi kullanıcısının resmi

....İşte o her biri 110-130 kilo gelen üzüm çuvallarını arabalardan indiren, kantarda tartılması için kalasla omuzlayıp kaldıran, onların altına tek başına yatıp sırtlayarak tüccarın mağazasında istifleyenler de çoğu kez Romanlar olurdu. Çok zorlu bir işti. Nice yağız roman delikanlısını o ağır çuvalların altında disk kaymasıyla sonuçlanan kazalar geçirmişti. Ömürleri boyunca bel ağrısı çekip sakata düştüklerini biliyorum.  Hele yerel tüccarda biriken üzüm çuvallarının İzmir’deki büyük tüccarlara gönderilmek üzere kamyona yüklenmesi vardı ki resmen bir tehlike ve dehşet gösterisiydi.  Yaklaşık 30-40 cm genişliğindeki kalasların üzerinde ortalama 120 kiloluk üzüm çuvalları sırtlarda taşınarak kamyonlara yüklenirdi. Kamyondaki yük yükseldikçe tehlike büyürdü.

.....

Şapka/ Sait Almış

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

“Kasap bunlar,” diyordu. “Ameliyat yapacakmış, sanki sakatat kesiyor!”

Ertesi gün Akhisar’a gittik. O zamanlar Akhisar’da Cevdet Bey adında yaşlıca bir pratisyen hekim vardı. Beni muayene etti, sonra babamı rahatlatan, yüzünü güldüren şeyler söyledi.

Böbreğimin alınmasına gerek yoktu. İlaçla tedavim mümkündü. Çok sıkı, tuzsuz bir perhiz yapmam, bir de her gün penisilin iğnesi yapılması gerekiyordu. Perhiz sorun değildi, ama köyde ebe, hemşire, sağlık memuru yoktu. İğneleri askerlikte sıhhiye eri olan biri yapıyordu.

Gülü seven yapraklarını, sevmeyen ise dikenlerini görürmüş!

Sibel Karakız kullanıcısının resmi

Genellikle öğlen yemeğinden sonra arkadaşlarımızla orada toplanır, bazen iş bazen siyaset bazen de güncel hayatımızla ilgili sohbetler ederiz.

Birkaç gün önceydi. Yine espriler, kahkahalar havada uçuşuyordu. Bu arada Ayşe de geldi. Kuaföre gitmiş. Halinden belli. Saçları şekilli, kat kat kesilmiş. Yakışmış. Boyanmış ve fön çekilmiş. Hafif makyajlı. Çok hoş ve enerjik görünüyor. Gülümseyerek gelip yanımıza oturdu. "Güle güle kullan… Çok güzel olmuşsun" diye iltifatlar yağdırıyoruz.

GÜZEL SENELERDİ

Kamil Küpeli kullanıcısının resmi

 Ya gökyüzü inerdi yere ya da çok kar yağınca yeryüzü yaklaşırdı göğe, ya da ben çocuktum öyle sanırdım.

Hiç durmadan lapa lapa yağan karla kaplanınca her yer agaçlar gelinlik giymiş kız gibi olurdu... Bizim ev ne hikmetse poyrazın en çok estiği tepeye kuruludur... Hiç durmayan şiddetli rüzgarda pencereler zırıl zırıl öterdi, hem de günün yirmidört saati.

Sayfalar

Anılar beslemesine abone olun.