Ağ Günlükleri

Dönülmez Akşamın Ufkundayız / Arzu Bahar

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

Ben de bıkmadan, her akşam “Dönülmez Akşamın Ufkundayız”ı söylüyorum. Kov ulan! Bu şarkıyı söylüyorum diye kov beni sıkıyorsa. İncir çekirdeğini doldurmaz sebeplerle kapının önüne koyuldum bir sürü yerden, bu sefer hiç değilse “Prensip meselesi yüzünden kovuldum” derim. Prensip meselesi! Vay! Fiyakalı oldu ha! Dur, kovarsa böyle söyleyeyim sağda solda. “Son şarkıyı beğenmediği için kovdu beni şerefsiz. Prensip meselesi kardeşim, son şarkı ‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız’ olacak işte. Ben Müzeyyen Senar’ın anısına söylüyorum bir kere o şarkıyı. Saygı şeysinden yani. Nasıl da söyler ama!

Şiire Koçaklama[*]

Temel Demirer kullanıcısının resmi

uyandırmak için yazılır.”[1]
 
Evet, Eduardo Carranza’nın, “Şiir kanını kaynatmıyorsa, aniden sırlara pencereler açmıyorsa, dünyayı keşfetmene yardım etmiyorsa, umutsuz yüreğinin yalnızlıkta ve aşkta, şenlikte ve sevgisizlikte eşlikçisi değilse ne işe yarar?” saptamasındaki gibi düşündüğüm için şiire “koçaklama” betimlemesini layık görüyorum.[2]
* * * * *
“Şiir nedir” mi? Sıkça karşılaştığımız bir soru(n)dur bu…

Bir Milat: Referandum ve Sonrası

Sibel Özbudun kullanıcısının resmi

1.1) BASKI(LAR) VE SALDIRI(LAR)
 
1.2) YOLSUZ(LUK)LAR
 
1.3) YSK PİYONU
 
1.4) KÜRT FAKTÖRÜ
 
1.5) 16 NİSAN ABARTILARI, ZIRVALARI
 
 
2) REFERANDUM SONRASI
 
2.1) OYSA!
 
2.2) CHP’NİN TAVIR(SIZLIĞ)I
 
 
3) POST-REFERANDUM GÜZERGÂHI
 
3.1) REJİMİN SİYASAL VEÇHESİ
 
3.2) BUGÜN(ÜMÜZ)

“Halkın Soytarısı” Darıo Fo “Tiyatronun büyücüsü’ydü[*]

Temel Demirer kullanıcısının resmi

proletaryanın köpeği olurum.”[1]
 
 “Tüm bu ipleri elinde tutanlar oyun içinde oyun oynuyorlar. Medya, televizyonlar ve diğerleri aracılığıyla, bütün güçleriyle halkın kendilerinin sebep olduğu şartların içinde yaşamayı kabulünü sağlamaya çalışıyorlar.”

Nietzsche Haus

İsmail Güner kullanıcısının resmi

10 Temmuz'da abonemin süresi bitince yenilemek için en yakın istasyona gittim. Hem işe gitmek için hem de hafta sonları geziye çıkarım düşüncesiyle yarı fiyatına BÜGA aldım. Hafta içi her gün tren ve otobüsle işe gidip geldim. Arada kontrol memurları geldiğinde cüzdanımın naylon kaplamasına koyduğum abonemi çıkarıp gösteriyorum, onlar da bakıp gidiyorlardı.
Bu sabah iş yerine şefim geldi. Aramızda sohbete başladık. Konu ulaşımdan açıldı. Cüzdanımın arasına koyduğum abonemi çıkarıp gösterdim ona. Baktı:
      "İmzalamamışsın!” dedi, “İmza atman lazım!"

Özgürlüğe Muhtaç ve Mahkûmuz![*]

Temel Demirer kullanıcısının resmi

 
“Bi tenê helmgiri, azadgiriye nişan nade/ Yalnızca nefes almak, özgür olduğunu göstermez,” diyen Johann Wolfgang von Goethe sonuna kadar haklıdır; hele içinden geçtiğimiz kesitte!
George Orwell’in, “İki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir,”[2] diye betimlediği özgürlük, geçtiğimiz zorlu kesitte, “Hiçbir zaman dayanaklı değildir, her zaman tehdit altındadır. Mutlak belirlilik her zaman özgürlük yoksunluğudur,” notunu düşen Theodor Wiesengrund Adorno hepimizi uyarır.

Özgürleşme Zihinde Başlar

Derya Coşkun kullanıcısının resmi

En yakınlarımızla bize ait bir yaşam alanımız olması için bir eve ihtiyaç duyarken ailemizdeki, sosyal çevremizdeki insanlar bizden “daha iyi” evlerde oturuyor diye borçlanıp tüm paramızı daha iyi tasarlanmış beton yığınlarına gömüyoruz. Kendimizi, işini kaybetmekten daha çok korkarak daha çok çalışmak zorunda olan insanlara dönüştürüyoruz. Hayatımızı kazanabilmek için çalışmaya ihtiyaç duyarken para kaynakları için çalışan gönüllü kölelere dönüşüyoruz. Tabi ki sadece kendimiz için çalışmıyoruz çocuklarımıza da iyi bir gelecek bırakmak istiyoruz.

Kum/ Melek Ertan

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

   

Nefesim yetebilecek mi acaba? Gözlerim neden açık? Boğulmadan önceki son bilinç anı böyle mi? Kendi kayboluşumdan hemen önce kıyıda dolaşan insanların yutuluşunu da gördüm. Nasıl bu kadar hızlı gelişti her şey? Oysa alt komşularda annemleydim. Ortalık alacakaranlıktı fakat bizim keyfimiz yerindeydi. Biraz dedikodu yapmış, gülmüştük. Annem artık yürüyebiliyordu ve ben buna çok şaşırmıştım. Demek ki artık zamanıydı,  yatalaklık mahkûmiyetinden kurtulmasının. 

Sayfalar

RSS - ağ günlükleri beslemesine abone olun.