Haydar Karataş ağ günlüğü

Nihat Tuna ve Tarık Akan'a,

Haydar Karataş kullanıcısının resmi

Öğle yemeğindeydi, "Kanserim Haydar'ım, yeni romanını gönder de okuyayım..."  Çok duygulandım.
Nihat Tuna ordudan atılma eski bir subaydı. Özel hayatını pek bilmezdim, ama her daim güzel şeyler yazarak beni destekledi. Hep yalnızlığımın yanında oldu. Gurbet kültür çölüdür, Edward Said'in deyimiyle nefret yüklüdür. Bu çölde hayal kurarak yurt edinmemde Nihat Tuna'nın büyük katkısı oldu.
İletişim Yayınlarından çıkan Dersim ile ilgili neredeyse bütün dosyalarda emeği oldu.
Ona,

Berfin JELE ile Söyleşi

Haydar Karataş kullanıcısının resmi

Berfin Jêle`nin Zazaca şiir yazma hikâyesi 1991 yılında Türkiye’yi terk etmesiyle başlar. 1980 darbesinde tutuklanan Jêle bir süre hapis kalır. Dönemin pek çok devrimci kadını gibi o da geride iki çocuğunu bırakarak ülkesini terk eder. Asılnda onun Zazaca serüveni çocuklarını ana dilinde arama özlemiyle başlar. Jêle daha sonra çocuklarına kavuşsa da, ana diline kavuşmamanın hasretini şiirlerinde sürdürür. Berfin Jêle’nin hali hazırda okurla buluşmuş iki şiir kitabı var.

Mikail Aslan’a sitemkâr bir mektup!

Haydar Karataş kullanıcısının resmi

insan sadece feda olmak, yanmak, dava uğruna kurban olmak için vardır. Kırk yıldır, silahlı insan sevmeyi öğretiyoruz çocuklara. Hepimiz kırk yıldır, cellat ile kurbanın kulağımıza fısıldadığı, ruhumuzu kemirdiği bu acıyla büyüyoruz...
“Namlular çiçek açmıyor[1]”
Bundan bir süre önce Kamer Genç’in ölümü üzerine BirGün gazetesinde bir makalem yayınlandı. Bu makalede, Kamer Genç'e dair bir cezaevi anımı ve onun hemşerileri ile kurduğu ilişki biçimini yazdım.

Savaş doğuda değil batıda

Haydar Karataş kullanıcısının resmi

Bu kanlı gelenek bu topraklarda hep vardı. Bu görüntülere bakarken, sanki 1915'e üç gün kalmış gibiyiz,
Sanki Madımak'ı izliyoruz gibiyiz.
Ve sanki 6-7 Eylül'ün sabahına son gecenin sabahındayız.. baltalar bilenmiş, kılıçlar kınlarından çekilmiş ve kim hangi mahalleyi tarumar edecek çoktan bellirlenmiş gibi..
Kürt ve Türk'ün bin yıllık İslam kardeşliği dünyanın en kanlı sokak savaşıyla son buluyor....

Livaneli’nin Şaman Alevisi Zerdüşt’e karşı!

Haydar Karataş kullanıcısının resmi

Aleviler Şamandır, diyenlerin buna dair gönülleri hoş edecek bir cevapları yoktur, ama ideolojiyi hoş edecek ikinci cümleleri vardır. Ve Aleviler Şamandır dedikten sonra derler ki; Aleviler çağdaştır, kadınlarının başını örtmezler, bunun içinde Atatürk’ü severler! Gök Tanrı denen Tengre, toprak ana Ötüken gider ve onların yüce tahtlarına Atatürk’ü oturturlar. Halka tamamlandı mı, tamamlandı, Alevilik eşittir Atatürkçülük gibi gösterildi mi gösterildi. Ama insanın “hayda!” diyesi gelir.

Gitti Şaman geldi Zerdüşt

Haydar Karataş kullanıcısının resmi

Neler anlatılmazdı ki, ağaçlara bez ve çaput bağlamayı Orta Asya Şaman boylarına bağlayan, ne bileyim, kurşun dökmeler, ay görüldüğünde niyaz etmeler, Amerikalıların “knock on the wood” diyerek aynen bizler gibi elini kulağına götürüp üç kez tahtaya vurmalar dahi Şamanizm’e bağlanır ve şöyle denirdi: “Aha işte Aleviler öz be öz Şaman’dır, öyleyse Türk.” Hal böyle olunca, bizim ilk mektep gören ağabeylerimiz de bu furyaya epeyce kendini kaptırdı. Anne babasını ikna etmeye çalışan niceleri çıktı.

Dersim edebiyatımızın yeni Çukurovası mı?

Haydar Karataş kullanıcısının resmi

Gregor Samsa bir sabah uyandığında, bir böceğe dönüştüğünü gördü. Şaka maka değildi, bir böcekti. Gregor gezginci bir pazarlamacının en gözde işçisiydi. Baba borçluydu. Gregor’un hayatı işle ev arasındaydı, boğuluyordu.

Ve üstelik zaman Birinci Dünya Savaşı öncesinin Prag’ı, yani ideolojilerin çıldırdığı, aklın insana üstün geldiği, toplumun kamplara bölündüğü, ne bileyim mesela devasa binaların dikildiği, o binalar yükseldikçe insanın küçüldüğü bir zaman dilimiydi; Franz Kafka Gregor Samsa’yı bir böcek yapmayacaktı da ne yapacaktı?

Zalimlerin tahtını yıkan büyücü...

Haydar Karataş kullanıcısının resmi

Zalimlerin tahtını yıkan bir büyücü  vardı,
Bizim ellerde Anavarza kayalığının dibinde
Hemite denen küçük bir köyde...
Ölmüş dediler...

Anlatı bir masal dünyasıdır, tanrısallık ile varlık arasında gidip gelir. Benim Yaşar Kemal’im, masallardaki gibi yarı tanrı yarı insandı. Neden mi?
Felsefe diliyle söylemem gerekirse, ben edebiyatta metaforik göndermenin nasıl canlı fabla döndüğünü ilk onda fark ettim de ondan.
Onun romanlarındaki canlığın esas nedeni buydu.

Adrian Tanrı’ya mektubunu vermeye gitti

Haydar Karataş kullanıcısının resmi

Evimizin sırtını dayadığı Gola Ostoro Dağı’nın eteklerini eğile büküle dolanıp giden eski bir kağnı yolu vardı. Öğle miydi, sabah mıydı hatırlamıyorum o yola girdim. Tanrı’yı bulmaya, onunla konuşmaya gidiyordum. Masal ustası yataktaydı, dili tutulmuştu, çok sevdiği tütün tabakası, piposu boynu büküktü. Büyüdüğümüz o evde sanki her şey gözden ibaretti. Birkaç ay içinde olmuştu, yüzü erimiş, gözleri kocaman olmuştu. Sırtında taşlar taşıyarak evler yapmıştı, etrafında sıra sıra kavak, erik ve dut ağaçları dikmişti.

Sayfalar

RSS - Haydar Karataş ağ günlüğü beslemesine abone olun.