Anadili Günü/ Zazaca Çocuk Edebiyatı/ Elif Dumanlı

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi
Haydar Karataş: Zazaca Sözlü Çocuk Edebiyatının Çok Azı Yazıldı "Avrupa’ya çıkıncaya kadar da Zazaca edebiyat ve Zazaca yazılı çocuk edebiyatından habersizdim."

Haydar Karataş’ın ninesinin anlattığı masalara “Gece Kelebeği”nde karşılaşmıştım.
Gece Kelebeği, Dersim Katliamı’nın kapısını bize bir kadının yaşadıklarının tanıklığından aralarken, o masallar ise bize Dersim’in mekânsızlığının ve ebedîliğinin kapısını aralıyordu. Gömüt içindeki ayırt edilmeyen gömüt gibiydiler; dokunduğunda ruhunu sarıp sarmalayacak, dokunmadığında ise hiç yokmuşçasına kalacak.
Zemzem suyundan bir damla tatmış da kaynağına ulaşmaya çalışan abdal kıvamında sordum Haydar Karataş’a masalların devamının olup olmadığını. Varmış. Varmış sözünden beri basılacak bir kitabın bekleyeniyim.
Coğrafyasının kültürüne ve diline düşkünlüğünü bildiğimden Haydar Karataş’a Kürt çocuk edebiyatının varlığıyla ilgili sorular sordum. “Sevgili Elif, ben Zazaca bilirim…” cümlesiyle Kürt çocuk edebiyatı üzerine sorduğum sorularım Zazaca çocuk edebiyatına evrildi. Ne iyi oldu. Gömüt içinde ne çok gömüt varmış!
“Zazaca Çocuk Edebiyatı” başlığıyla 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde başlayan yazı dizisi “Dünden Bugüne Kürt Çocuk Edebiyatı” başlığıyla devam edecek. Daha sonra “Ermeni Çocuk Edebiyatı” başlığıyla, “Alevi Çocuk Edebiyatı Olmalı mı?” başlığını yazı dizisine eklemeyi düşünüyorum. Başlıklar zamanla çoğalabilir de azalabilir de. Şimdilik, sizlerin tanıklığında bir adım atıyorum.
Haydar Karataş Zazaca çocuk edebiyatının güncel sorununun Halkla buluşamaması, bir siyasi destekten ve devlet desteğinden yoksun olması” diyor. Bu sorunları aşmak hiçin hepimize görev düşüyor.
Anadillerinde ürün verenlerin emeklerinin, attıkları adımların, adımlarımız olup büyümesi ve bizleri zenginleştirmesi umudumla. Keyifli okumalar.
 
Kürt çocuk edebiyatından bahsedebilir miyiz?
 
Öncelikle şunu söyleyeyim, Kürt edebiyatı denince tam olarak bunun sınırı nedir bilmiyorum, benim annem Kürtçe konuşurdu, babamın dedeleri de Malatya taraflarındayken Kürtçe konuşurlarmış. Ancak ben Zazaca konuşan bir köyde doğdum. O evin içinden bahsedecek olursam; biz çocukken annem kimi cengleme (müzikli ve makamla söylenen bir tür Dersim masal türü) masallarını Kürtçe anlatırdı. Annem bu masalları biz çocuklara anlatırken, müzikli cenglemesini de söyledikten sonra, Zazaca diline döner ve bize tercüme ederdi. Bizim çok etkilendiğimizi gören annem, bir şey yemişte tadına doymamış gibi bazen, “Ah, siz bunu bir de Here-were (Dersimlilerin Kürtçe’ye verdikleri halk arasındaki adı) bilip te anlasanız,” derdi. Yani o kadar güzelmiş. Sahiden de efsunlu bir ninni gibi gelirdi. Ne acı ki, buna rağmen Kürt edebiyatını takip edemediğim gibi, yazılı Kürt edebiyatında çocuk edebiyatının yeri nedir bilmiyorum. Bugün Türkçe edebiyatı Kürtçe, Kürtçe edebiyatı Zazaca’ya çeviren bir geleneğimiz yok. Annemin küçükken bize Kürtçe anlattığı bazı masalları hatıra diye kayıt da ettim. Olur da ömür yeter ve olur da o dili öğrenirsem o günlere geri gitmeyi hayal ediyorum.
Ancak eğer Zazaca çocuk edebiyatı bu sınıfa giriyorsa ve Kürt edebiyatı ile uğraşan arkadaşların bir karşılaştırma yapmaları acısından şunu söyleyebilirim: Evet, Zazaca çocuk edebiyatı vardı, benim büyüdüğüm iç Dersim’de, benim çocukluğuma kadar gelen masal anlatıcıları vardı, bu masallar çocuklarla erilleri aynı dil içinde buluştururdu. Geçmişte Zazaca çocuk edebiyatı güçlüydü. Hatta Zazaca dili söylence edebiyatını esas olarak çocuk hikâyeleri, masalları üzerinde kurgulamış dahi denebilir. Bugün Zazaca sözlü çocuk edebiyatının çok azı yazılı hale getirilmiştir, ancak buna rağmen kütüphanemden yola çıkarak söylemem gerekirse yüz civarında çocuk eseri bu dilde verilmiştir. Okur var mıdır, diyeceksiniz. Ne yazık ki yok. Çünkü Zazaca yazılı edebiyat Avrupa’da 1990’lar sonrası başladı ve Türkiye ile buluşmadı. Avrupa’da doğan kuşaklar ise Zazaca bilmiyorlar. Dil orta yaşlılarda kaldı, ilk kuşak ise öldü.
Zazaca yazılı edebiyatın büyük bir sorunu var. Biliyorsunuz UNESCO Zazaca’yı ölmekte olan diller kategorisinde görüyor. Zazaca politik ortamın ağır havasına yenik düşmüştür. Henüz altı yedi yaşlarındayken dokuz on masal bilirdim, bugün benim coğrafyamda artık çocuklar masalla yetişmiyor. Yakın akrabalarıma, eş dosta sorarım, köylerde kalanlar dahi, artık çocuklara masal anlatan yok.
Zazaca dar bir alanda konuşuluyor ve yöre çocukları kutsanmış ölüm hikâyelerini, silahlı kahramanlık hikâyeleriyle büyüyor. Dersim çocuklarının hayal dünyasını masallar büyülemiyor artık, silahlı oyunları var. Direnişimiz var, ama kültürümüz yoktur. Hani bu silah denen şey de en çok çocukları etkiliyor. Zazaca çocuklara dönük pek çok masal ve hikâye kitabı çıktı, ancak dediğim gibi ortamın sertliği nedeniyle bunlara ilgi yok. Kitaplar yazanların kütüphanesinde boynu bükük kalmış. Zazaca yazan yazarlar eksik. Olanlar da bu zulmün defterini geleceğe not düşüyor, belki bir gün tamamlanır diye.
 
Zazaca çocuk edebiyatından bahsedebilirsek eğer şuan ne durumdadır?
 
Aslında kültür çocuğa anlatılan hikâye ile başlıyor. Dinlerin kökenine cevap arayan büyük bilgin Elida dahi din felsefesini kökenini çocukların, “Biz nereden geldik, sorusuna aranan cevapla başladığını söyler. Vico’nun tabiri mitoloji ve Tanrı hikâyesi ve modern düşüncenin hikâyesi bir masalda doğdu, orada var ettik ve bunu beğendik, inandık. Sözlü anlatıdan yazılı edebiyata geçen toplumlar, bu söylenceleri yazılı edebiyata geçirdiler ve oradan da yazılı edebiyat ortaya çıktı. Zazaca çocuk edebiyatı yukarıda da ifade ettiğim gibi Avrupa’da başladı, ben bu süreci sonradan takip edebildim, hapisteydim. Avrupa’ya çıkıncaya kadar da Zazaca edebiyat ve Zazaca yazılı çocuk edebiyatından habersizdim. Şunu fark ettim, bu alanda kendi başına, hiç bir destek almadan, bir gönül borcu olarak bu söylenceleri yazılı edebiyata aktaran gönüllüler topluluğu oluşmuş.
 
Bu yazarların özellikleri nelerdir?
 
Kürtçe yazan arkadaşlarda durum Zazaca’ya benziyor mu bilmiyorum, ancak Zazaca yazılan bu kitapların ağırlıklı bir kesiminde, yazarlara ait biyografiler yok. Yazar isimleri lakap diyeceğimiz, sonradan alınma isimlerle yapılmıştır. Yani üzerinde bir araştırma yapılmaya kalkınsa dahi Zazaca edebiyatın sadece Türkiye’de değil yurtdışında da büyük bir baskı ortamında kendini var ettiğini söylemek mümkündür. Yazarlar isimlerini saklamaktadır. Yazarlar genelde lakap isimler kullanmıştır. Geldikleri yöredeki bir dağ ya da ziyaretin adı en çok göze batan şey. Mesela Zazaca’nın çok en büyük halk derlemecilerinden biri Hawar Tornecengi’dir. Bu ismi sadece Zazaca bilen biri anlar, ancak gerçekte yazarın kim olduğunu çok az kişi bilir. Tornecengi pek çok alanda eser vermiş, Dersim, Erzincan yöresine ait Türküler, ağıtlar toplamış. Meseller, atasözleri ve pek çok çocuk masalı. Kendisiyle tanıştım. Neden kendi adıyla yazmadığını ve neden kitaplarında biyografinin eksik olduğunu da sordum. “Zazaca demekten korkuyorduk,” dedi. Hawar Tornecengi hayatında siyasetle hiç ilgilenmemiş ender bir halk kültür araştırmacısı, ancak eserleri sadece yakın arkadaş çevresinde duyulmuş. Çocuk eseri vermiş bir kaç isim daha saymam gerekirse: İsmail Mirzali, Usen Pulur, Koe Berz, Usene Rekayis ve Dr. Daimi Cengiz. Metin Kemal Kahraman Kardeşler, Meme Jele, Sait Baksi, Heyder, Ro Dersim.
Almanca Zazaca, Fransızca Zazaca türü çocuklar için çizgi romanlar da var. 0-3 yaş arası çocuklar için Kamer Söylemez’in hazırladığı öğrenme kitapları vs. saymak mümkün. Ancak ısrarla vurgulamalıyım. Bu eserler ne acı ki çocuklara ulaşmadığı gibi bu dilin doğduğu topraklara da ulaşmamıştır.
 
Okur yoksa, Zazaca yazmalarının amacı nedir?
 
Ne amaçla yazıyorlar diye soruyorsunuz. İnsan doğanın parçası ve doğa doğurganlık ve devamlılık üzerinde mantığını oluşturmuştur. Her canlı soyunu sürdürmek istemekte, insan soyu denen şey aslında kültürden ibarettir, yoksa insanoğlu homosapines soyuna dayanır, ama kültürdür insan soyunda devamlılığı sağlayan. Genel anlamda Zazaca dilinde yazanlar iç özlemlerini dile getiriyorlar. Bir ulus amaçları yok. Ulus bilinçleri Kürtlük üzerinden gelişmiştir denebilir, aralarında bir kader birliği görür büyük kesim. Ancak buna rağmen yazılı edebiyat boyutuyla ele aldığımızda fark derinleşmektedir, çünkü Zazaca yazılan metinlere Zazaca bilenler dışında anlayan yok, dolayısıyla onların ne yazdıklarını, ne tartıştıklarını bilen de yok. Siyasi temsiliyetleri olmadığı için gündeme filan da gelmiyorlar. Bu kesim sosyal medyayı da ağırlıklı olarak Zazaca kullanmayı tercih ediyor. Ne yazdığımı anlamazsa kimse bir şey demez fikri olabilir bunun altında.
Zazaca roman, hikâye ve çocuk edebiyatçıları genelde tek başına yaşayan, isimsiz insanlar. Bu nedenle ben daha çok bir özlem görüyorum, yok olmuş kültürlerine, yok olmuş çocukluk anılarını yazılı hale getiriyorlar ve bu genelde kendi köylerinden öteye geçmiyor. Yazan kişiler daha çok kendi köyleri ile sınırlı ve bunu sosyal medyayı kullanarak aşmaya çalışıyorlar.
 
Zazaca çocuk edebiyatı eserlerinin konuları genellikle nelerdir?
 
Dersim, Erzincan, Sivas ve Bingöl Alevi bölgelerinde çocuk masalları genelde ziyaretler ve dağlar üzerinden kendini tarif ediyor. Tilki, kirpi, kene gibi hayvan metaforları çoktur. Genel Zazaca çocuk anlatılarında ise dağ ve ziyaret mabetleri görülmez, yani Dersim sözlü anlatısındaki Alık ile Fatık hikâyesinde olduğu gibi öyle ziyaret taşı dile gelip konuşmuyor, ziyaretler, kutsal dağlar ve sular insanlara yol göstermiyor, bu genel edebiyatta hayvan metaforları ön plana çıkar.
Mesela İsmail Mirzali’nin derlediği masaldan küçük bir giriş örneği vereyim:
“Bir gün tilki, kene ve kirpi olurlar bacı kardeş. Ortak iş yapmaya karar verirler ve ekip biçmek için bir tarla bellerler. Tarlayı sürmek için bir karasaban yaparlar ve çıkıp tarlaya giderler. Tilki kurnaz, canı çalışmak istemiyor. Tarlaya doğru giderlerken tilki tarlanın üstündeki yamaçta yer alan bir kayalığa bakar söylenir. Kene ve Kirpi şaşırırlar Tilki’nin bu haline.
-Ne oldu Tilki kardeş, sen pek sakin değilsin, derler.
Tilki,
-Kardeşlerim, size bir şey söyleyeceğim, ama dilim varmıyor söylemeye.
-Söyle Tilki kardeş, derler.
Tilki,
-Kardeşlerim benim içime bir korku düştü. Tepenin yamacındaki kayalığı gösterir, bu kayayı görüyor musunuz?
-Görüyoruz, derler.
-Bu kayalığı hiç gözüm tutmadı, biz şimdi bu tarlayı ekeceğiz, tarlamız başak verecek, olacak, biçeceğiz, ama bu kaya ya yuvarlanıp gelir bizim ekini bozarsa!
Kirpi ve kene korkuyla,
-Ne yapalım şimdi biz tilki kardeş, vaz mı geçsek?
Tilki onları sakinleştirir,
-Siz üzülmeyin, der, siz tarlayı ekin ben gidip sırtımı o kayalığa yaslayayım, yuvarlanıp gelmesin ekinimizi mahvetmesin.”...
Zazaca masal ruhu, dili genelde böyle başlar. Tilki gider sırtını kayaya dayar uyur. Kene ve kirpi tarlayı eker, biçer harmana getirir, harmanı çevirirler, harmanın bir tarafında buğdayı, bir tarafında samanı ve harmanın bir kıyısında da çakıl ve toprakla karışık olan kes denen buğdayı toplarlar. Kes tavuklara atılan taşlıktır aslında, öylesine kötüdür ki, tavuk sadece kes denen bu çakıllar içinden buğday tanelerini toplayabilir. Öyle kötü. Tilki bakar ekin bitmiş, harman çıkmış. Sırtını dayadığı kayadan ayrılır, gerinir harmana gelir ve şöyle der:
-Kardeşlerim, hepimiz çalıştık, yorulduk, gerek ki biz bunu hakkaniyetle bölüşelim. İyi de nasıl bölüşeceğiz?
-Nasıl? diye sorar kirpi ve kene.
Tilki,
-Ben sizin büyük kardeşiniz olurum. Bana kulak verecekseniz bir önerim var.
Kene ve kirpi,
-Söyle tilki kardeş, derler.
Tilki,
-Ben diyorum ki, harmanın şu başına gidelim, biri işaret versin, koşalım erken gelen buğdayı, ikince gelen samanı, son gelen de kes’i alsın. Böylelikle herkes hakkını alır, gider çoluk çocuğu ile yer.
Kene ve Kirpi derler,
-Tilki kardeş sen bunu iyi akıl ettin. Ama biz harman dönmüşüz, yorgunuz. Bugün gidip uyuyalım, yarın gelelim.
Ertesi gün olur gelirler yarış çizgisine dizilirler. Beklerlerken, kene der,
-Tilki kardeş senden bir ricam var, der.
Tilki,
-Söyle, der.
-Biliyorsun dün harman dönerken, kulağıma saman kaçmış. Bu kulağım biraz ağır işitiyor. Şimdi işaret verilecek ben duyamam. Sana zahmet işaret verilirken kuyruğunla beni bir dürt. Biliyorum ben, sen ve kirpi kardeşimle yarışamam. Sizin kadar hızlı değilim, ama en azından kesi alırım.
Tilki güler,
-Senin dediğin şeye bak, onda ne var, yaparım kene kardeş, der.
İşaret verilir. Tilki kuyruğu ile keneyi dürter ve koşarlar.
Tilki gelir buğday üzerine oturur. Ve Kene çığlık çığlığa bağırır.
-Tilki kardeş boğuluyorum, üstüme oturdun! Buğday benimdir. Tilki kardeş boğuluyorum, buğday benimdir!”...
Ve masal sürer gider, ancak masal burada nefes alır ve masal hayat öğüdü veren bir mesele döner. Anlatıcının sesi değişir ve şöyle derler: “Kene o aklıyla buğdayı tilkiden alır...” ve masalın insanla ilişkisini anlatır.
 
Yazarların belirgin bir özelliği var mı?
 
Evet, genelde geçmiş bir politik eğilimleri var, ancak Zazaca ile ilgilenmeleri politikadan kopmaları ile başlıyor. Kürt ve Türk sol hareketi içinde mutsuz kalmış ya da uyum sağlayamamış kişilerin kendi ana dilleri Zazacada yazmaya başladıklarını söyleyebilirim. Bunların büyük kesimi yapayalnız insanlar, ama geçmişleri siyaset içinde geçmiş. Dağlara çıkmışlar, hapislere girmişler vs. Kürtçe edebiyat sanırım bu yönüyle daha aktif ve daha hayata hitap ediyor, belki de Zazaca çocuk edebiyatı ve genel edebiyatın halkla buluşmamasının nedeni bununla da ilgili olabilir, bilemiyorum.
Bir öyküye ya da masalı okuduğunuzda size, Zazaca çocuk edebiyatıdır bu, dedirten özellikler neler?
 
Köy ve doğa anlatısı üzerinde kendini kurgular. Şehir genelde bu masallarda şeytanidir. Şehirde cambazlar, insanları kandıran tüccar köseler vardır.
 
 Zazaca çocuk edebiyatının gelişebilmesi için neler yapılabilir?
 
Bu dilde yazanları saklandığı yerden çıkarmak, onları davet etmek, o dilde okuruyla buluşmasını sağlamak birinci görev. Bir edebiyat okurla gelişir, devlet ve politik destek sadece baskının ortadan kalkması ile yeterlidir. Kültürün önündeki devlet engeli ve siyasi baskıyı kaldırmak yeterlidir. Ben, devlet desteğinde bir kültürün gelişmesi taraftarı değilim. Bir kültürün karşılığı varsa baskıyı kaldırmak onun toprağı ile buluşması için yeterlidir diye düşünüyorum. (ED/HK)

Elif Dumanlı "çocuk edebiyatı araştırmacısı ve yazarı."

 

 

1973 yılında, Tunceli'nin Hozat ilçesine bağlı Haçeli köyünde doğdu. Köyünde okul olmadığından, henüz altı yaşındayken, babası onu sırtına alıp, 1938 yılında asken kışla olarak kullanılmış bir binada bulunan yatılı okula götürdü. O zamana kadar yalnızca Zazaca konuşan Karataş, burada Türkçe öğrendi. İstanbul, Kocasinan Lisesi'nde okudu. Bir yandan da lokantalarda bulaşıkçılık, tekstil atölyelerinde çıraklık yaptı. Aynı yıllarda sol fikirlerle tanıştı ve dört kez gözaltına alındı. 1992 yılında tutuklanarak Türkiye'nin çeşitli hapishanelerinde on yıl, dört ay hapis yattıktan sonra, 2002 yılının Haziran ayında, Gebze Cezaevi'nden tahliye edildi ve ülke dışına çıktı. 2003 yılından beri İsviçre'de yaşıyor. Fribourg Üniversitesi'nde bir yıl, lise denklik eğitimi gördü. Daha sonra Zürih Üniversitesinin Psikoloji Bölümü'ne kaydoldu, ancak ekonomik nedenlerle okulu bırakmak zorunda kaldı. Hamallık, temizlikçilik, yoksul ülkeler için kullanılmış giysi toplama gibi işlerde çalıştı. Halen Luzern Yüksek Okulu'nun Sosyal Kültür Bölümü'nde okuyor.

Eserleri
Gece Kelebeği / Perperık-a Söe, 2010, İletişim Yayınları
On İki Dağın Sırrı, 2012, İletişim Yayınları
Bir Dersim Hikayesi (Murathan Mungan'ın Öykü Seçkisi), 2012, Metis Yayınları (Kaynak: İletişim Yay

 

Kategori: