Ön Ren kaynağı

İsmail Güner kullanıcısının resmi
3 Ağustos Çarşamba güneşli bir gündü… Planımda Ren Nehri'ni oluşturan kaynaktan birisi olan 76 km uzunluğundaki Vorderrhein’e (Ön Ren kaynağı) gitmek vardı.

Erkenden kalkıp sırt çantamı hazırlamış, yağmur ihtimaline karşı şemsiyemi de yanıma almıştım. Telefonumun şarjı biter diye şarj aletini de almayı unutmuyorum bu arada. “Zamanında varabilir miyim?” endişeyle yola koyuluyorum.
      Tren hareket etti. İsviçre'nin güzel bir yanı da en çetin yerlerine bile yol yapılmış, her tarafa ulaşım sağlanıyor.
      İsviçre'nin dördüncü resmî dili olarak bilinen Romansça Chur - Disentis arasındaki yerli halk tarafından da konuşulmaktadır. Bu güzergâh üzerinde; özenle yapılmış köy istasyonları, pencereleri çiçeklik dolu ahşap evler, vadiler arasında rampa çıkarken ya da inerken gözlenen görüntüler ise apayrı bir güzellik katar yolculuğunuza.
      Tavanasa istasyonunda duran trenin kompartımanında siyah elektrik prizini fark ediyorum. En iyisi fırsatı kaçırmayayım diye telefonumu şarj ediyorum. Disentis istasyonunda trenden inip başka yöne giden bir trene binmem gerekiyordu. Trenin hareket etmesine daha vardı. “Biraz dolaşayım” dedim kendi kendime. İstasyonun üst tarafında büyük bir manastır gözüme takıldı. Benedik Cemaatine bağlı olan ikiz kuleli bu manastır, 1698 yılında kurulmuş. St. Martin olarak anılıyor... Etrafımı biraz süzdükten sonra trene bindim. Tren hareket etti. Kontrolcüye aboneyi gösterip çat pat bildiğim Almancamla "Nereye kadar gidebilirim?" diye sordum.
      O işaret parmağıyla harita üzerinden, "Oberalppass istasyonunda inmen lazım. Abonen Kanton Uri sınırına kadar geçerli. Daha ileri gitmek istiyorsan para ödemen gerekir…" diyor bana çok kabaca yeri tarif ederek.
      Yabancılara karşı olumsuz bir tavrı vardı sanki ya da bana öyle geldi… ‘Kim bilir belki de bizler, yani yabancılar öyle bir tavır sergilemesine sebep olmuşuzdur’ diye düşünüyorum. Sol tarafımdaki koltuklarda oturan genç bir çift, aramızdaki konuşmaya şahit oluyor; genç kadın "İngilizce biliyor musunuz?" diye bana soruyor.
      Başımı sallayıp, "No…" diyerek tebessüm ediyorum ona.
      Tren kısa tünellerden geçip vadilerin arasından ilerliyordu. Tünellerde pencere ebadında da delikler açmışlardı. ‘Bu pencereli tünellerse çığ tehlikesine karşı yapılmış olmalı diye düşünüyorum.’  Ayrıca, iki rayın arasında özel dişli üçüncü bir ray (kremayer) döşenmişti. Trene katılan lokomotifler bu dişli tekerlekleri aracılığıyla rampaları çıkıp iniyor.
      Tren, arada bir tarihe karışan buharlı lokomotiflerin düdük sesini ötürüp yola devam ediyor. Alplerin eteklerinde kar kürtükleri görünüyor. Bir yanda eriyen karların oluşturduğu deli çaylar, şırıl şırıl akan şelaleler, öte yanda çayırlar, önü betonla kapatılmış göletler… Ren Nehri'nin Vorderrhein kaynağı buradaki Tujetsch mevkiinde…
      Tren, 2044 metre yükseklikteki Alplerin en yüksek geçidinden geçerek havanın her mevsim soğuk olduğu Oberalppass'a vardı nihayet. Kanton Graubünden ile Uri sınırını belirleyen tepelikte indim. Oberalppass istasyonu, Avrupa'nın en yüksek tren istasyonudur. Oberalpsee (Yukarı Alp Gölü) önümüzde… Güneş ışınları su yüzeyine vurdukça göl ışıl ışıl parıldıyordu. Yerli ve yabancı insanlar kafileler halinde gölün etrafında geziyorlardı. Teleferik ve telesiyej istasyonları o gün çalışmıyordu nedense… Fakat buranın en büyük geliriyse kayak yapan turistlerden geliyor. Kendime bir şeyler ısmarlamak için Alpsu Restoran’ına gittim. Teras bölümüne oturdum. Dondurma siparişi verdim. Hem kâsedeki dondurmamı kaşıklıyor hem de karlı dorukları seyre koyulmuştum. Yükseklerde orman yok, dağlar çıplak, yamaçlar ilkbahardaki gibi yemyeşil. Eriyen karların suyundan güzel şelaleler akıyor...
      Garson kızdan trenin sadece iki seferinin kaldığını öğrenince,”ne olur ne olmaz” telaşıyla ilk trenle dönmeye karar verdim. Kompartıman penceresinden görüntü alayım diye trenin son vagonuna geçip yerimi aldım. Temiz hava püfür püfür esiyor, yüksek oksijen insanın başını döndürüyor adeta. Disentis'te indim. Kantonumuzun başkenti olan Chur'a gitmek için ikinci tren peronda bekliyordu. Günbatımına doğru tren Chur istasyonuna vardı. Bu defa da eve gidecek trenin hareket etmesine elli dakika vardı hâlâ. En sıkıldığım şey; istasyonda durup beklemek… Bir banka oturdum. Sırt çantamda çıkardığım kitabı okumaya başladım. Perona yanaşan trenin gürültüsüyle kendime geldim. Bindim. Bir süre sonra hareket etti tren. Böylece, ikinci gezimi de burada tamamlamış oldum…

İsmail Güner

Kategori: