Arka Ren kaynağı

İsmail Güner kullanıcısının resmi
7 Ağustos Pazar… Hava güllük güneşlikti. Tren bekliyordum. Gözüm karşı tarafta, böğürtlen fidanları arasında çalışan sezonluk Portekiz işçilere takıldı, hummalı bir şekilde çalışıyorlardı.

Tren gelince bindim. İnmeme yaklaşık on durak vardı. Her zamanki yaptığım gibi sırt çantamdaki kitabı çıkarıp kaldığım yerden okumaya başladım. Okumaya öyle dalmışım ki, trenin onuncu durağa geldiğini fark edemedim bile. Tuhsis istasyonunda indim. Ren Nehri’ni oluşturan kaynaktan ikincisi olan 72 km uzunluğundaki Hinterrhein’e (Arka Ren kaynağı) gitmek için bu kez otobüse bindim. Çünkü bu güzergâhta tren yolu yoktur. Baharda yükselen söz konusu bu kaynak 76 km uzunluğu olan Vorderrhein’e katılıp Reichenau’da birleşerek Ren Nehri oluşur. En büyük konuma sahip Rheinwald Splügen, Andeer ile Şems (Schems) ve Domleschg Bölge; Viamala üstünden itibaren yapılan viyadüklerden oluşan korkulu bir trafik yoluna sahiptir. İnmem gereken yere yaklaşıyordum. Bir an inip inmemek konusunda kararsız kaldıysam da Hinterrhein Köyü’nde otobüsten indim. Köy dediysem de öyle kalabalık bir yerleşim yeri değil; birkaç yeni beton arma ve tahta ahşaptan yapılmış içi kuru ot saplarıyla dolu eski evlerden ibaret. Küçük bu köyün içine doğru yürüdüm. Elli metrede bir, yıllar önceden yapılmış,  her sokak arasında çeşme var. İlk çeşmeden avuç avuç su içtim. Buz gibi, içimi tatlı… Buradaki vadiler hakkında bilgi alırım diye birilerini aramaya başladım. Bir duvar duldalığında, soğuktan burnunun üstü yanmış bir yaşlıyı otururken gördüm. Selam verdim. Almanca ona vadi ve kaynak hakkında kendimce sorular sordum. Yıllar evvel İtalya’dan gelip buraya yerleşmiş. Onun da benimki kadar Almancası yoktu. Kanton Graubünden’in güneyindeki bu vadilerde yaşayanların altıda biri İtalyanca, Almanca ve Romanşçanın da bir lehçesini konuşur. İhtiyarı duldalıkta bırakıp, köyün yamacına doğru ilerledim. Karşı yamaçlarda kar görünüyor hâlâ… Yükseklerden akan şelale suları çağıldayıp aşağılara düşüyordu. Hızla akan derenin kenarına çimenliğe oturup çağıldayan suyun sesini dinlemeye koyuldum. İçimi bir huzur kapladı… Karşı yamaçta eski San Bernadino’nun virajlı araba yolu, hemen dibinde kanton Bellinzona’ya giden yeni yapılmış otoyolu ve tüneli seyre koyuldum. Sonra Hinterrhein, Tunnel Nordportal otobüs terminaline vardım. Restorana gitmek istedim, kapalıydı. Ötesi stabilize askerî bir yol, ilerisine araçla gitmek yasaktı. Birkaç motorcu ile bisikletli yaşlı biri vardı. Birkaç dakika etrafıma bakınıp durdum. Derken vadiden aşağı virajlı yoldan bir otobüs iniyordu. Beklediğimiz durakta durdu. Şoför iri, siyah saçlı, çakır gözlü bir kadındı. Alman aksanıyla konuşuyordu.
“Trafikten ötürü geciktim.” dedi.
Eliyle tepeyi gösterdi. “Ospizio’ya hemen hareket edeceğim” dedi.
Dönüş saatini sordum:
“16.18’de son seferim” dedi.
Yolcu olarak yaşlı biri ve ben vardım. Otobüs kavşağa geldiğinde, kadın direksiyonu tek sefer kırmayla virajı alamadı; ancak geri vites yaparak virajı alabildi. Dağın yükseltilerinden bir tek ağaç bile yok, ama bizim oranın yaylaları gibi yemyeşildi. Erimiş karlardan oluşan sular ışıl ışıl parıldayarak akıyordu. Tepeye varmamıza az kala; dağın eteklerine sapan yol üstünde Alp peyniri ve taze tereyağı satan bir hayvan çiftliği karşımıza çıktı. Hemen ilerde betondan yeni yapılmış iki tane tünel havalandırma sistemi göründü. Ormansız çıplak tepede San Bernardino-Pass geçidi: 2066 metre, tabelasını görünce yaylaya çıkmış hissine kapıldım. Otobüsten inip göle doğru kayalık yere yürüdüm. Karşıda görünen karlı dağ Nurhak Dağı’na çok benziyordu. Ortasındaki minnacık adaya İsviçre bayrağı göndere çekilmiş masmavi gölü seyre koyuldum. Dışarıda masa ve sandalye sıralanmış kafede insanlar oturmuş bir yandan hem güneşleniyor bir yandan da gölü seyre koyulmuşlardı. İçimden kafeye oturup bir şeyler içmek geçtiyse de buna zamanım elvermedi.
“İyisi mi önce gölün çevresini gezeyim,” dedim.
Gölün kenarındaki kayalık üzerine üst üste taş öbekleri dizilmişti. Gölün doğusunda görünen dağ başı karlı Nurhakları anımsattı bana. Pırıl pırıl parıldayan mavi gölün kenarındaki bir kayanın üstüne oturdum. Sırt çantamdan yiyecek ve içecek bir şeyler çıkarıp, hem dağları hem de gölü seyrederken yemeye başladım. Otobüsün gelmesi yakındı. Kafeye gidip kendime bir kahve ısmarladım. Garsonlar İsviçrelilere hiç benzemiyorlardı.
“Ne olur ne olmaz!” deyip kahvem masaya gelir gelmez parasını peşin ödedim.
Sonra kalkıp restoranın hemen yanındaki otobüs durağına gittim. Durak, duvar gölgesinde kaldığı için, üşümeye başladım. Otobüsün geldiğini görünce sevinerek bindim. Otobüs boştu. Tek yolcusu ben otobüs tepeden aşağıya, virajlı yoldan inmeye devam ediyordu.
Alman kadın şoför, kollarının pazılarını göstererek:
“Bu virajlı yoldan bugün yedi defa inip çıktım. Sinir sistemim harap oldu.” dedi bana.
“Aileniz ile birlikte mi İsviçre’de yaşıyorsunuz?” diye sordum.
“Ben, sadece yaz sezonu bu hatta şoförlük yapıyorum. İki çocuğum ile eşim Almanya’da yaşıyor…”
Aşağıda, vadiler arasında görünen askeri yerleşim yerini elimle göstererek, kadın şoförüe sordum:
“Oraya gidebilir miyim?”
“Araçla yasak, ama yürüyerek gidebilirsiniz.”
Kavşakları inerken ikide bir kornaya basmayı da ihmal etmiyordu bu arada. Virajları bitirip vadiler arasından yola devam ettik. Elektrik üreten barajın bulunduğu Sufers Köyü’ne kadar benden başka yolcusu yoktu otobüsün. Sonraki duraklarda benim gibi sayısız gezginle tıkış tıkış doluştu. Yer kalmadığı için diğer duraklarda yolcu alamadı.
Kadın şoför, telsizden Tuhsis’den Chur’a kalkacak olan trenin birkaç dakika beklemesini anons etti. İstasyonda bekleyen tren benden ötürü yedi dakika gecikmeli hareket etti.
Ve gün sona eriyordu. Üçüncü gezimi de böylece tamamlamış oldum…   

İsmail Güner

Kategori: