Meczup

Savaş Yadırgı kullanıcısının resmi
Meczup

Bizim mahallede Maraşlı olduğunu bildiğimiz kendi halinde, yalnız yaşayan, sessiz sakin, kimseye bir zararı olmayan, şöyle orta yaşın üstünde, bizim dedenin deyişiyle "bedeni burda ama aklı Binboğalar'da ki kırklara karışmış," nerden baksan altmışlarında görünen bir ağbimiz var. Çoğu zaman bizim evin önündeki parkın köşesine gelir, saatlerce oturur. Akan trafiği, gelip geçen insaları seyreder. Ruh haline göre takılır. Bazan bakarsın bir bira içer. Bazan bir şarap, bazan çay. Sanki yiten ailesinde ki sevgiyi ; kaldığı binanın önüne ektiği domates, soğan, portakal ağacıyla nefes almaya çalışır. Yaşamı onlarla bulur sanki. Kimdir nerden geldiğini kimseler bilmez. Kimseye dokunmaz rahatsız etmez zararsız. Yanından onca insan geçer ne sözle, ne gözle hiç bir tacizde bulunmaz, eyer başını saatlerce ayaklarına bakar. Onun hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Duyduğum kadarıyla önceden evli, çocukları olup iyi bir baba olduğuydu. Nasıl olmuştu, başından neler geçmişti de akıl sağlığını kaybetmişti, bilen yok. Şimdi ise ailesinden kimse ne soruyor ne de arıyor.

Bazen karşılaşınca sohbet ediyoruz, ordan burdan konuşuyoruz ertesi gün beni unutuyor, tanımıyor. Bazen aylar geçiyor görmüyorum. Bir gün bakıyorum arkadan bir ses "Hemşerim nerdesin sen?" diye birden hatırlıyor.

İşte böyle birgün, İşe gitmek için çıktım. Dışarda güneşli güzel bir hava var. Ağbimiz atmış kendini parka, sokağı seyrediyor. Almış yanına şarabı, belli ki yel ordan esmiş. İçtiği şarabı da öyle ulu orta değil, saklamış şişeyi, plastik bardaktan içiyor. Saygılı adam ne de olsa, biz olsak bunu düşünmeyiz bile. Yanaştım yanına, beni görmüyor, epeyce izledim oralı değil. Şarabını ağır ağır, tadına vara vara içiyor. Bazan bardağını kenara bırakıp bir cigara yakıyor, yeniden dalıyor düşüncelere. Dumanları burnundan usul usul akıyor, anlıyorum yine burda değil.

" Merhaba ağbi " diyorum.

"Oo sen misin kaptan? Gel otur " diyor hafif bir gülümseme beliriyor yüzünde.

"Afiyet olsun, yalnız içiyon gene, demiyon sen de iç?"

"İçeceksen bardak getirim" diye ayağa kalkmaya çalışıyor,

"Yok" diyorum "ağbi , içmek istesem de içemem. İşe gidiyorum, bilirsin yasak "
Üstelemiyor, o da " yasak" deyip dalıp gidiyor.

Epeyce yanında oturdum. Çıt yok. Konuşmuyor. Ben de soru sorma cesaretini de bulamıyorum. Öylece kaldık bir süre.

Birden "bir amcam vardı"dedi. "Küçüktüm o zamanlar zaar. Evleri bizim köyün en son ucunda, uçurumların ağzındaydı. Çok çalışırdı amcam, dev gibi adamdı. Ama hep fakirdi. Şöyle şöyle kulunçları vardı. Sonracıma kocaman papuçları vardı. Kocaman bıyıkları vardı. Yüzünün yarısı bıyıktı. Ben amcamın bıyığını kuş yuvasına benzetirdim, acaba içinde yavrular var mıdır derdim? Ona köylü adıyla çağırmaz bıyığıyla çağırırdı. Bir de korkardım nedense, dövdüğü falan da yoktu ama çocukluk işte korkardık. Çok büyüktü çok. Köyde onun gibi çalışan da yoktu," dedi ve sustu.

O bitirince sanki ben de söyleme gereği varmış gibi bir hissiyata kapıldım. Benimde öyle bir amcam vardı dedim bıyıkları öyle büyük pala işi. Ama o hayatı boyunca çalışmadı, herkesten de iyi yaşıyor." Güldü.

Şöyle bir döndü bana. "Yaşıyor mu?"

"Evet,"

"Bizimkisi öldü, uzun zaman oldu. O büyük adam ölmez demiştim hayal kırıklığına uğrattı beni. Motordan düştü öldü. Senin amcan burda mı?"

"Yok Türkiye'de, her sene yanına giderim . Sağ olsun hatır gönül bilir sayar bizi."

"Tabi tabi hatır önemli" diyor.

Ben de"hatır önemli."

Nerden geldiğiyse aklıma amcamla bir anım geliyor anlatıyorum:
"Bir gün"diyorum "amcam elinde kocaman bir külah çekirdek çitleyip duruyor. Ben de çocuğum ya canım çekmiş demek ki, gittim amcamın önüne açtım iki avuçlarımı çekirdek istiyorum, bir avuç da değil iki avuç. Şöyle bir baktı tepeden kocaman kocaman, ben ise cılız küçücük yel vursa götürür. Oralı bile olmadı, ben de pes etmedim tabi, avuçlar açık halen bekliyorum. Daldırdı elini külaha, verecek bu sefer dedim, tamam. Uzattı elini avuçlarıma bıraktı bir tane çekirdek. Çekti gitti. Ben, amcamın ardından bakakaldım nasıl bir şoka girdim anlatamam. Düşünüyorum da amcam koca hayatı bir çekirdek tanesiyle özetlemişti. Şimdi diyorum da öyle yapmamış olsaydı, bu olayı diğerleri gibi unutup hatırlamayacaktım."

"Amcan benim kafadaymış" dedi gülerek. Şişedeki son kırıntıyıda döktü bardağına dikti kafaya.
Bir ara aklına ne geldiyse, geçmişte artık ne yaşadıysa?.. Kafasındaki film şeridi koptu. Yav bana işkence ediyorlar, ben biliyorum bunu!.." gibi şeyleri mırıldandı. Tabi bende ses yok. Ardından canı sıkılmış gibi; boş şişeyi kaldırıp içine baktı.

"Pehhh! bu meret de ölmüş."

Saatime baktım, zamanım daralmış. Kalktım. Bizimkinin nereye dercesine bakan gözlerine "geliyorum şimdi" dedim. Karşı shopa gidip aynı şarabından aldım. Gelip verdim. Ne teşekkür ne bir şey. Hiç ses etmedi. İşine koyuldu. Usul usul açtı şarabın kapağını, doldurdu bardağını, kenara koydu. Başını bana kaldırıp gözlerimin ta içine baktı, korktum. "Sen iyi adamsın" dedi. Cigarasına yönelip bir tane yaktı. "Haydi" dedim ben gideyim. Durdu bir, sonra "nereye" dedi.

"İşe."

"İşe mi?"

"He ya işe, çocuklar ekmek bekler, haydi eyvallah " dedim.

Kalktım yürümeye iki adım attım ki arkamdan;

"Sen iyi adamsın ama bu yürek sende oldukça adam olman!.."

Yan gözle baktığımda gülümsüyordu, ben de gülümsedim. O gün, gün boyunca yüzümde o gülücük silinmedi.

Savaş Yadırgı

Kategori: 

Bunları Okudunuz mu?

05/09/2016 - 03:52
05/01/2016 - 18:47
09/02/2013 - 17:12
09/02/2013 - 13:55
09/01/2013 - 19:45