Binali Bozkurt Veda Töreni

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi
Binali Bozkurt Veda Töreni Konuşması

11 Ekim 2017, Waldfriedhof Ratingen
 
 
Sevgili Senem Hanım,
Sevgili Bozkurt Ailesi,
Binali Bozkurt’un sevgili evlatları,
Ve Sevgili Canlar,
 
Sevgili Binali Bozkurt’u bu gün sonsuzluğa uğurluyoruz.
Bu dünya gelimli gidimli dünya!
Ölüme yok çare!
Her ölüm erkendir, Binali Abi’nin ölümü de çok erken oldu!
Bozkurt Ailesi’nin, Senem Hanım’ın, evlatlarının, dost ve akrabalarının acılarını paylaşıyorum. Hepinizim başı sağ olsun!
 
Binali Bozkurt’la, 25 yıl önce, 1992 yılında, adı “Duisburg Fakir Baykurt Edebiyat Kahvesi” olan edebiyat işliğinde tanışmıştım. Tanıştığımız ilk günden beri Binali Bozkurt’a “Binali Ağabey,” diye hitap ettim. O da bana hep “Kemal Bey” dedi.
Yedi yılımızı Fakir Baykurt’la bu edebiyat işliğinde geçirdik. Ayda bir buluşuyorduk. Fakir Baykurt bizlere edebiyatı sevdiriyor; yazmayı, düşünmeyi, hayatı anlamayı ve değiştirmeyi öğretiyordu. Edebiyat Kahvesi, bizler için bir edebiyat okulu oldu. İşte Binali Bozkurt,  bu okuldan yetişmiş olan işçi yazarlardan biridir.
Binali Bozkurt kemale ermiş, yunmuş arınmış, görmüş geçirmiş, konuşkan, neşeli, nükteli bir Alevidir. Benim çok sayıda, değerli, saygın Alevi, Bektaşi, Tahtacı, Kızılbaş arkadaşım, dostum, tanıdığım vardır. Fakat ben Alevileri, Aleviliği, Alevi inancının yol ve erkanını en çok Binali Ağabey ile sevgili eşi Senem Hanım’ın kişiliğinde, yaşam tarzlarında, aile yapılarında somut olarak gördüm.
2005-2008 yıllarında Binali Abi ve Senem hanım ile uzun konuşmalar yaptım. Hayatlarını ayrıntılarıyla anlatılar. Tüm konuşmaları kaydettim. Sonra Binali Abi’nin ve Senem hanımın yaşam öykülerini yazdım ve Anadolu’nun Evlatları adlı kitabımda yayınladım.
Ses kayıtlarını ve tüm belgeleri Binali Abi’nin onayını alarak Essen Üniversitesi Kemal Yalçın Arşivi’ne teslim ettim.
Bu arşive 10 sonra, 100 yıl sonra, 1000 yıl sonra girenler bir zamanlar Binali Bozkurt’un başına gelenleri hayretle ve ibretle okuyacaklardır.
 
Sevgili Canlar,
 
Binali Bozkurt, Erzincan ili, Tercan ilçesi, Kuzuören köyünde kendi deyimiyle “Muhtar Tosun Emmi’nin ölümünden bir hafta önce” dünyaya gelmiş. Birçok zorluklarla ilkokulu bitirebilmiş, çok istediği halde, yoksulluk yüzünden okuyamamıştır.
On dört yaşında, Soma kömür ocaklarında çalışmaya başlamıştı. Soma’da Devrimci İşçi Sendikaları’na (DİSK) Bağlı Maden İş Sendikası’nın kuruluş çalışmalarına katılmış ve sendikanın kurucu üyeleri arasında yer almıştı.
Bir gece onu patronun odasına çağırdılar. Kendi kendine “Gece vakti bu adam beni neden yanına çağırıyor acaba?” diye sora sora patronun odasına gitti. Kapıyı çaldı. Kapıyı açar açmaz patron tabancanın namlusunu Binali Bozkurt’un ağzına dayadı!
Kelimelerin yerini mermiler alacaktı! Konuşamadı!
“Yarın burayı terk et!” dedi patron!
Kaldığı işçi koğuşuna geldi. Ne olduğunu, neye uğradığını anlamaya çalışıyordu. Bir arkadaşı yanına geldi:
“Binali, patron seni öldürtmek için bir adam tutmuş. Adam seni vurmaya kıyamamış. Sana haber gönderdi. Yarın derhal çıkışını ver, burayı terk et!” dedi.
Sabahleyin çıkışını verdi, Soma’dan ayrılarak Tercan’a, Kuzuören Köyü’ne döndü.
Senem Hanımla yeni evlenmişti. Ev geçindirecekti. Çiftçiliğe yeniden başladı. Tapulu arazisine 220 adet kavak ve iğde ağacı dikti Senem Hanımla birlikte. Fidanlara evlatları gibi bakıyorlardı. Fidanların hepsi tutmuştu. Yeşerdiler, filiz vermeye başlamışlardı.
Bir gece bir arkadaşı evine geldi.
“Binali, senin fidanların hepsini kesmişler!” dedi.
Hemen gidip bakmak istedi. Senem Hanım “Sabah gidersin!” diyerek göndermedi.
Sabah gidip gördü. 220 ağaç tek tek bellerinden tahrayla kesilmişti.
Kim yapardı bunu?
Neden yapmışlardı bunu?
Cevabını aramaya gerek yoktu!
Kuzuören Köyü’nün yazılmayan kanunlarına göre bunun anlamı: “Fidanlarını kestik, seni de keseriz!” demekti.
Senem Hanımla oturup konuştular. Artık Kuzuören’de onlara hayat kalmamıştı. Almanya’ya gitmeye karar verdiler.
 
Sevgili Canlar,
 
Binali Bozkurt, 1971 yılında maden işçisi olarak Almanya’ya geldi. Gelsenkirchen Horst Maden Ocağı’nda çalışmaya başladı. 1100 metre derinde çalışıyordu. Bir gün kömür çöktü. İki arkadaşıyla birlikte sıkışıp kaldı. “Hilfe! Hilfe!” diye bağırırken ikinci bir çökme daha oldu. Çökmenin basıncı onu dışarı attı! Ölümden kurtuldu. Fakat bir daha yer altına inemedi.
Maden işinden ayrıldı Bayern İlaç Fabrikası’nda, Reinmetal Silah Fabrikası’nda çalıştı. Daha sonra 1973 yılında Düsseldorf Reinbahn İşletmesinde iş buldu.
1975 yılında üç çocuğunu ve Senem Hanım’ı Almanya’ya getirdi. İki büyük oğlu köyde amcalarının yanında kalmıştı. 1976’da onları da Almanya’ya getirdi.
1979 yılında arkadaşlarıyla birlikte tramvay yolunda makas temizlemeye çalışırken, elindeki kırmızı bayrakla trafiğe yön veriyordu.  Bir araba hızla gelip ona çarptı! 14 metre ileriye fırlattı. 15 gün kendini bilmez hastanede yattı. Bu kazada hakkını almak için 20 yıl mahkemelerde uğraştı.
2005 yılında emekli oldu.
 
Binali Bozkurt ne öğrendiyse hayat üniversitesinde öğrenmiştir. Nazım Hikmet’in tanımladığı gibi, o, “Toraktan öğrenip, Hoca Nasrettin gibi gülen” Anadolu köylülerinden biridir
Binali Bozkurt, mizahi bir dille güzel öyküler, şiirler yazar, yazdıklarını Edebiyat Kahvesi’nde sırası gelince okurdu. Fakir Baykurt, Binali Bozkurt’un şiirlerini, öykülerini beğeniyor, onu yazmaya teşvik ediyordu. Binali Bozkurt, edebiyat hayatına şiir yazarak başladı; sonra öykülere, düzyazıya geçti. Zamanla öyküleri, şiirlerinin önüne geçti. O, işten, güçten artan zamanlarının büyük bir kısmını okuyarak, araştırarak, yazarak geçirdi.
Eğer Fakir Baykurt’un destek ve teşvikleri olmasaydı, Binali Bozkurt öykü, şiir yazma yeteneğini geliştiremez, kitaplarını yayınlayamazdı. Bu nedenle Fakir Baykurt’u saygıyla anıyorum. Bugün, 11 Ekim 2017 aynı zamanda Fakir Baykurt’un vefatının 18. Yılıdır. Ruhun şad olsun!
 
Değerli Canlar,
 
Binali Bozkurt’un Alman Dilberi adlı ilk kitabı 2003 yılında Köln’de Önel Yayınevi tarafından yayınlanmıştı. Aradan on bir yıl geçti. Binali Bozkurt iki şiir, iki öykü ve bir de Anadolu fıkraları olmak üzere beş dosyayı yayına hazır hale getirdi.
Birlikte, Türkiye’de ve Almanya’da bu kitapları yayınlayacak bir yayınevi aradık,  fakat bulamadık. Zaman hızla geçiyordu. Bu dosyaların içeriğini biliyordum. Bu dosyalar mutlaka yayınlanmalı, çekmecelerde kalmamalıydı.
Beni Yaratan Topraklar, Binali Bozkurt’un ikinci kitabıdır. Kitabın yayın öyküsünü kısaca anlatmak isterim.
Binali Abi hastalanmıştı. Verem teşhisiyle hastanede karantinaya almışlardı.
Ziyaretine gittim. Elime eldiven, bunuma maske, başıma, vücuduma naylon örtü geçirdiler. İçeri girdim. Binali Abi yalnız başına yatıyordu. Yalnızlıktan bunalmıştı. Burnum, ağzım kapalıydı.
“Binali Abi, nasılsın?”
“Sorma Kemal Bey,” dedi, “Derin bir kuyunun dibine düştüm, çıkamıyorum! Bu gidişle hiç çıkamayacağım herhalde! Hakkını helal et!”
“Kitabı yayınlamadan ölmek yok! Önce kitap sonra ölüm! Kitap çıkmadan ölürsen hakkımı helal etmem!” dedim.
Gülüştük! Kitabı yayınlamaya karar verdik. Daha sonra Senem Hanım, kızı Yasemin de odaya geldiler. Birlikte kitabı yayınlama konusunu konuştuk.
Beni Yaratan Topraklar’ı Almanya’da yayınlama işini üzerime aldım. Masraflarını Binali Bozkurt kendisi karşıladı. Birlikte bu kitabı yayınladık ve okuyuculara sunduk.
Beni Yaratan Topraklar, Binali Bozkurt’a yaşama heyecanı verdi. Binali Abi düştüğü kuyudan çıktı, ölümü yendi, okuma günü yaptı. Canlandı. Yeni kitap dosyalarını yayına hazır hale getirdi.
Memleket Öyküleri adlı dosya yayına hazır hale geldi.
Hasretistan Öyküleri dosyası üzerinde çalışıyordu.
 
Binali Bozkurt Beni Yaratan Topraklar başlıklı bu kitabında doğup büyüdüğü, var olduğu Kuzuören köyünün tarihini, geleneklerini, göreneklerini, yaşam biçimini, hayatın çeşitli yönlerini anlatıyor. Kuzuören, Anadolu’nun binlerce köyünden bir tanesidir. Kuzuören, Anadolu’nun özelliklerini, Anadolu köylüsünün kültürel kimliğini somutlaştıran bir köydür. Kuzuören’i anlamak, Anadolu köylüsünün karakterini, Anadolu’nun hayat damarlarını anlamayı kolaylaştırır.
Binali Bozkurt, kendisini yaratan topraklara bu kitabıyla selam ediyordu.
Bu kitabın içinde Binali Bozkurt’un hasretle, vefayla, yurt ve insan sevgisiyle atan kalbi vardır.
Yayına hazır şiir dosyaları, Erzincan Fıkraları, Hayvanlardan Al Haberi adlı hayvan öyküleri yayınlanmayı bekliyor.
Şiirleri Fakir Baykurt Edebiyat Kahvesi’nin yayınladığı Ren’e Akan Şiirler, Aydınlığa Akan Şiirler ve  Dostluğa Akan Şiirler adlı şiir seçkilerinde yer aldı. Kamil Efendi adlı öyküsü de Söz Uçar Yazı Kalır adlı öykü antolojisinde yayınlandı.
 
Değerli Dostlar,
Sevgili Canlar,
 
Erzincanlılar, Soma kömür ocakları Binali Bozkurt’u hatırlar mı bilemem, ama Binali Bozkurt Erzincan’ı, Tercan’ı, Kuzuören’i, Soma kömür ocaklarını, Anadolu’yu, kendisini yaratan toprakları hiç unutmadı!
Vasiyeti üzerine onu var olduğu toprağın bağrına vermek için Kuzuören’e götüreceğiz!
Binali Bozkurt hayırlı beş evlat yetiştirdi. Senem Hanım ve evlatları onu bir gün daha yaşatabilmek için çok uğraştılar! Fakat ölüme çare bulamadılar!
Binali Bozkurt, “Dünya benim vatanım, Türkiye ise anavatanım!” diyordu. Onu anavatanına, Anadolu’ya uğurluyoruz.
Türkiye ve Almanya dürüst, vicdanlı, insaniyetli, çalışkan ve yaratıcı bir evladını kaybetti!
Bizler de sevgili, değerli bir dostumuzu kaybettik!
Bundan sonra Binali Bozkurt kitaplarında ve kalplerimizde yaşayacaktır.
Mekânı kalplerimiz olsun!
Mezarı çiçeklensin!
Ruhun şad olsun!
 
Ey Binali Bozkurt!
Bilmeyenler ne bilsin seni,
Bilenlere selam olsun!
 
Ratingen, 11 Ekim 2017                         Kemal Yalçın
 

Kategori: 

Yorumlar

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

Sevgili Binali Bozkurt ile en son Beni Yaratan Topraklar'ın tanıtım toplantısında karşılaşmıştık. "İyiyim" demişti. Dün vefatını öğrenince şok yaşadım. Cenazesine katılamadığım için üzgünüm.
Eşine, çocuklarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. 
Toprağı bol olsun.
Cem Duman