Mehmet Söğüt ile Söyleşi/ Bengü Yağıbasan

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi
Şair-yazar Mehmet Söğüt’ün, 'Sır', 'Çöl Yalnızlığı', 'Karanlıktaki Gölge, 12; Uğur’un Yaşı' adlı kitaplarından sonra « Mucizevi Hayatlar » adli öykü kitabi, Sinirsiz Kitap ve Yayıncılık’tan çıktı. « Mucizevi Hayatlar », ait olduğu topraklardan çeşitli nedenlerle diaspora’ya savrulan mülteci insanlarımızın yaşamını konu alan hikâyeleri barındırıyor. İnanıyorum ki yalın ve etkileyici bir dil kullanılmış bu eser okuyanları derinden etkileyecektir. Mehmet Söğüt ile yaşam hikâyesi ve bu eserinin yaratımı hakkında konuştuk. Sorularıma verdiği her samimi cevap, derinden duygulandırdı ve etkiledi. Buyurun;

 

1- Mehmet Söğüt, kimdir? Aslında okurlarınız sizi yeterince tanıyor, dolayısıyla lüzumsuz bir soru gibi görünse de biz yine de sizi bir de sizden dinleyelim. Ne dersiniz?



Bu soru her ne kadar klasik gibi dursa da, aslında soruların en zorudur. Çünkü bir insanın kendisini tanıtması çok zordur. Sürgün bir Kürt’üm. Çocukluğu oldukça meşakkatli geçmiş bir Kürt. Kürt olduğu için tonla dayak ve eziyet görmüş biri... Okul yıllarım ve daha sonraları hep eziyetli geçti. Çok acı çekmiş bir nesiliz. Tabii şanslı taraflarımız da var. Mesela dünyaya farklı bakabilmeyi öğrendik. Yakılan köylerle, sokak ortalarında vurulan insanlarla binlerce kez öldük, evet. Ama müthiş bir aydınlanma da yaşadık.

 

Öyle çok tanınan birisi değilim, tabii bildiğim kadar. Çünkü sonuçta aykırı kimliklere sahip ve öykü, şiir ve makaleler yazan birisiyim. Sistem önümüzü öyle bir kapatmış ki aşmak çok zor. Kürtler ise kendi yazarına değil de burjuva yazarlarına rağbet ediyor. Çünkü ezilen ulus psikolojisini taşıyorlar hâlâ. Kendilerinde olan birini dikkate almıyorlar. Hürriyet’e ya da Zaman’da yazan birisi olsaydım, yani kendi onurumu ayaklar altına alsaydım daha çok değer verilecekti eserlerime. Kürt yayınevleri de işlerine önem vermiyorlar. Redakte edilmiş kitaplarımı bile, imla hatalarıyla dolu bir kitap haline dönüştürebildiler. Doğru olanı bile nasıl yanlış bastıklarını anlayabilmiş değilim. Bu konuda oldukça becerikliler.



2- Bir yazar ve şair olarak, yazmak nedir sizce? Getirisinin yanı sıra götürüleri de var mı?



Yazmak zorlu ve büyülü bir yolculuktur. İnsanın artık kendini konuşarak ifade edemediğinde, sihirli bir değnek gibi devreye giren bir fenomen. Benim yazma serüvenim, bir şeylere yaramak içindi. Her yan kanla borandı. Bireysel yaşamım alt üst olmuş bir durumdaydı. Ülkem tam bir kaos içindeyken, bir seyirci konumunda kalamazdım. Mutlaka bir şeyler yapmam gerekiyordu. Deyim yerindeyse, o mücadele elime kalemi verdi. Benim yaptığım ise sadece okumak ve yazmak oldu. Şunu da biliyordum; biz Kürtler ve ezilenler, ancak okuyarak düze çıkabilirdik. Bunun gereklerini yerine getirmeye çalışıyorum. Yazmanın getirisi ve götürüsüne gelince, getirisi yüreğim infilak etmedi. Çünkü yazıyordum. Tüm içsel dökümlerimi yazıya boca ediyordum. Götürüsüne gelince, ben yıllarca parayla ve doğal olarak sistemle bir ilişkisi olmayan biriyim. Sistemin dışında yaşıyordum. Yaşım geldi kırka dayandı. Ekonomik olarak zorlanıyorum. Çünkü sistem dışında yaşadığım için beni ekonomik olarak dar boğazda yakaladılar. Şimdi de sıktıkça sıkıyorlar. Devlet denen aygıtın, bir çete organizasyonundan başka bir şey olmadığını yaşayarak öğrendim. Yaşadığım sıkıntıları anlatsam, oturur ağlarsınız. Öyle anlar oluyor ki, kendimi bir hiç olarak görüyorum. Çünkü hayatın zorluklarıyla uğraşmak bir yerde çekilmez oluyor. İyi ki de yazarak kendime bir dünya oluşturmuşum. O yazı dünyası bana nefes aldırıyor. Yazıyı yaşamımda çıkarsan, geri bir boşluk kalır. Evet, o hiçliği yazarak dolduruyorum. Anlam katıyor yaşamıma.



3- Sevgili Mehmet, bir önceki kitabınızın üzerinden epey zaman geçti. İlk kitabınız olan "Sır" ve sonraki kitaplarınız "Çöl Yalnızlığı, Karanlıkta ki Gölge, 12; Uğur'un Yaşı’’, uzaktan bir bakış menzilinden ele aldığınızda eleştirisellik süzgecinden geçirdiğinizde kısaca nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu değerlendirme ışığında yeni kitabınıza girişirken eskilerin, eksikliklerine girmeden ne tür hazırlıklar içine girdiniz?



‘’SIR’’ ı kitap olarak değerlendiremeyiz. Ona daha çok öylesine karalanmış şeyler diyelim. Diğer kitaplarımda ise oldukça iyi öykü ve şiirlerim var. Ve sürekli bir önceki eserimi geçmek istedim. Çocukluğumdan beri en güzeline ulaşma gayretindeyim. Bu son çıkan kitabım da eksikliklerden arındırılmış bir kitap. Mucizevi Hayatlar adlı öykü kitabım yaklaşık bir ay önce Sınırsız Kitap ve Yayıncılık’tan çıktı. Olumlu olumsuz eleştiriler aldım. Genel anlamda beğeniyorlar. Özellikle Amed kitabımı sahiplendi. Buradan hepsine tekrar tekrar teşekkür etmek istiyorum. Beni çok sevindirdiler. Umarım tüm ülkemle birlikte, okuyucularım da sevince boğulurlar.



4- Hani klasik bir soru vardır şairlere yada daha değişik alanda yaratım sahiplerine sorulur. Bu klasik tavra atıfta bulunarak; yeni kitabınızda, sizin iyi tanıdığınız ve sizi iyi tanıyan okurlarınızın yüreğine en çok koşacak favori eserim budur diyebileceğiniz bir tane belirtir misiniz?



Son üç kitabımı seviyorum. En çok da Mucizevi Hayatlar adındaki öykü kitabımı. Çünkü duygu dünyamı kapsıyor. Konularımı ona göre seçtim. Sürgünlük var içinde. Sürgünlüğün zorlukları vs. Aşk var. Ki en insani duygudur. Gerillayı anlattım. Gerillanın Kürtler için ne ifade ettiğini söylememe gerek yok sanırım. Çünkü Kürtler, onları melek olarak görüyor. Ve gerillayı anlatan bir öykümle de bir buçuk yıl ceza aldım. Çocukları da anlattım. Öldürüleni, paramparça edilen çocukları... İnanç olarak da ezilen ve yok edilmek istenen Alevileri anlattım. Ermenileri de... Kısacası Mucizevi Hayatlar adlı öykü kitabımı çok sevdim. O benim en sevdiğim eserim.



5- Siz de biliyorsunuz ki Türkiye de yıllardır süren bir savaş var. Bu savaş son aylarda başka bir evreye doğru evrilme durumunda. Sizce Türkiye devleti Kürtlerle mi barış yapmak istiyor yoksa PKK' ye yönelik mi tek siyasetleri?



Kürt mücadelesi bazı şeyleri zorluyor. Ama devlet bunu hileyle aşmaya çalışıyor. Kürtler ve Aleviler konusunda hiç de iyi niyetli değiller. Özellikle Alevi Kürtlere yönelik önyargılı bir algıya sahipler. Açıkçası kabullenemiyorlar. Ben daha zorlu bir demokratik mücadelenin gerekliliğine inanıyorum. Söz ettiğim iki sorun da AKP, MHP ve CHP’yle çözülecek sorunlar değil. Her üç parti de tarihin çöp tenekesine gidecek, bundan eminim. Ülkemiz faşizmi götüremez. Bir sürü din ve etnisitenin iç içe yaşadığı bir bölge. Üçüncü yola ihtiyaç var; yani demokratik bir sisteme.



6- Mehmet Söğüt' ü, şimdiye kadar hep Türkçe okuduk. Bir Kürt olarak kendi dilinizde yazmayı düşündünüz mü? Ya da böyle bir çalışmanız var mı? Varsa okurlarınız ile paylaşmayı düşünüyor musunuz?



Evet, benim de utandığım bir durum. Ama Türkçe en hâkim olduğum dildir. Tabii bu bir mazeret olamaz. Kürtçeye bir an önce başlamak zorundayım. Zaman zaman da yazıyorum. Okuyucuya ulaştırmayı da isterim tabii.

7- Neden yurtdışında yaşıyorsunuz?



Ailem yurtdışındaydı. Şimdi ise zorunluklardan dolayı kalıyorum.



8- Okurlarınıza özel olarak vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?



Kendi onurlarına ve kendi davalarına sahip çıksınlar.

Bengisu Yağıbasan



 

Kategori: 

Yorumlar

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

 Yazar, 1973 yılında Elbistan'ın Nergele Köyü'nde dünyaya gelmiş. İsviçre'de yaşıyor. Evli. Berfin adında bir kızı ve şehit düşen Ozan Serhat'ın ismini taşıyan bir oğlu var...