Ey İnsanlık, Madımak Yanmaya Devam Ediyor!

Erdal Yıldırım kullanıcısının resmi
Unutun diyenlere yanıtımız: Hayır Unutmadık, Unutmayacağız! Hallacı Mansur’u, Bedreddin’i, Pir Sultan’ı, Mustafa Suphi’yi, Alişer’i, Seyyid Rıza’yı, Deniz’i, Mazlum’u, Mahir’i, İbrahim’i, Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı, Gazi’yi, Gezi’yi unutmadığımız gibi Madımak’ı da Unutmayacağız, Unutturmayacağız

(Zonguldak Demokrasi Platformu - 2 Temmuz 93 Madımak Katliamı anma söyleşisi)
 
Sevgili dostlar, değerli Canlar,
Öncelikle, insanlık tarihinin en acımasız ve vahşi katliamlarından biri olan 2 Temmuz Madımak Katliamının 21.yılında bu etkinliği düzenleyen, emeği geçenleri ve siz katılımcıları Pir Sultanın inancı bilinci ve direnciyle selamlıyorum
 
Sevgili dostlar, konuşmama Madımak öncesi süreci değerlendir-mekle başlamak istiyorum. Bilindiği üzere bundan tam 21 yıl önce Madımak Katliamında inancın, bilincin ve direncin simgesi Pir Sultan Abdal’ı anmaya giden yazar, ozan, şair, aydın, gençler ve semahçılar, devletin, hükümetin gözetiminde, polislerin, askerlerin yardım ve desteğiyle 7,5 saat süren gerici, faşist bir saldırıdan sonra yakılarak katledildiler.
 
Peki kimdir Pir Sultan Abdal?
 
Pir Sultan Abdal büyük bir Alevi ozanı ve Alevi halk önderidir. O, yaşadığı 16.yüzyılda Osmanlı’nın baskıcı, inkârcı, soyguncu ve katliamcı yönetimine baş kaldırmış, halkı örgütlemiş, bu sömürü düzenine karşı fikirlerini şiirleriyle, bağlamasıyla halkla buluşturmuş ve Osmanlı Paşası Hızır Paşa tarafından darağacına gönderilmiştir. O asla geri adım atmamış, bugün sıkça duyduğumuz Pir Sultanca duruşunu darağacında da sergilemiş ve düşünceleri için, inancı için, halk için serini vermiş bir büyük devrimcidir.
 
Osmanlı, bu büyük isyancıyı, devrimci halk önderini sadece darağacında göndermekle yetinmemiş, deyişlerini, şiirlerini de yasaklamıştır. Ama tarihin akışının önünde kimsenin duramayacağı gerçeği Pir Sultan Abdal ile de bir kez daha kanıtlanmış; halkımız 400 yıldan fazla bir süredir ki, Pir Sultan’ın deyişlerini, türkülerini, şiirlerini kuşaktan kuşağa aktararak söyleyegelmiş ve bu büyük önderini sahiplenmiştir.
 
Biraz da son sürece bakalım. Böylesine büyük bir önderi sahiplenmek, Alevilerin örgütlü bir güce kavuşturulmasını sağlamak için, 1976 yılında Banaz’da “Pir Sultan Abdal” adıyla bir dernek kurulur. Ve PSAKD öncülüğünde her yıl Sivas, Yıldızeli, Banaz Köyünde Pir Sultan Abdal etkinlikleri düzenlenmeye başlanır. Ancak dernek 12 Eylül askeri faşist darbesi yönetimince, diğer demokratik kitle örgütleri, siyasal partiler, sendikalar vb kurumlar gibi kapatılır.
 
Sonraki yıllarda Ankara’da 1988 de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tekrar kurulur. Dernek her yıl yeniden Pir Sultan Abdal etkilikleri düzenlemeye başlar. 2 Temmuz Madımak Katliamı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin düzenlediği etkinliklerin dördüncüsüne denk gelmiştir.
 
Daha önce 3 yıl Sivas ili, Yıldızeli, Banaz köyünde gerçekleştirilen şenlikler, dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın israr etmesi sonucu Sivas’ta yapılmaya kararı alınır. (F. Sağlar israrcı olur, ama kendisi katılmaz)
 
1–4 Temmuz 1993 tarihindeki etkinlikler demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren başka kurumlarla birlikte organize edilir. Ve çok sayıda demokratik kitle örgütü, aydın, yazar, sanatçı etkinliklere davet edilir ve etkinliklere beklenenin de üzerinde aydın, yazar, sanatçı, karikatürist katılır.
 
İlk gün Sivas Kültür Merkezi konferans salonunda açış konuşmasını PSAKD Genel Başkanı Murtaza Demir yapar. Daha sonra da Aziz Nesin konuşur. Sivas Kültür Merkezi ve Buruciye Medresesinde kitap ve fotoğraf sergileri, imza standları ve akşam üzeri de dinletiler ve paneller gerçekleştirilir.
 
İkinci gün, yani 2 Temmuz günü yapılacak etkinliklerin hazırlıkları yapılırken, çeşitli cami önlerinde ve sokaklarda olağanüstü bir takım gruplaşma ve hareketlenmelerin olduğu da gözlemleniyordu ve fısıltı gazetesi devreye girmiş, bir saldırı gerçekleştirileceği kulaktan kulağa yayılıyordu. Zira Sivas’ta son günlerde olağandışı işler oluyordu. Sivas’ta yaz tatili olduğu için boş olan çeşitli öğrenci ve kamu kuruluşu yurtları, misafirhaneleri, konaklama tesisleri, dini vakıfların yurtları özellikle Maraş, Malatya, Elazığ, Çorum, Tokat ve Kayseri getirilen kişilerle doldurulduğu, bu çalışmanın epeyce bir süreden beri sürdürüldüğü ne yazık ki, sonradan tespit edilebiliyordu. Sivas’ta camilerde özel fetvalar veriliyor ve şehirde “Müslüman Kamuoyuna” ve “Müslümanlara” başlıklarıyla çeşitli bildiriler dağıtılıyordu. Bu bildirilerde dünya çapında “Allah’a, Kuran’a ve peygamber ile eşlerine, ailesine küfredildiği,” bu işin Salman Rüştü (Şeytan Ayetleri) tarafından, yurdumuzda da Aziz Nesin öncülüğünde bir kampanya başlatıldığı, buna karşın tüm Müslümanların canların feda etmek de dahil olmak üzere “gün Müslümanlığın gereğinin yerine getirilmesi”, “hesap sorma” ve gerekirse “can verme günüdür” deniyordu. Sivas’taki sağ eğilimli yerel gazeteler de (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke) tahrik edici ve kışkırtıcı başlıklarla haberler yapmışlardı.
 
2 Temmuz Cuma günü saat 13:00 sularında camilerden çıkan yüzlerce kişi öncelikle şenliklerin yapıldığı Kültür Merkezine doğru “tekbir” sesleriyle ve önceden hazırlanmış, sopalar ve çeşitli saldırı aletleriyle donanmış bir şekilde “Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak“ sloganlarıyla saldırmaya başladılar. Kültür Merkezindeki 1.500 kişi iyi bir direniş sergilerler, böylece saldırgan güruh püskürtülür. Ancak her geçen süre saldırgan gerici faşist gruba yani katılımlar olmaya da devam eder. Kültür Merkezinin camları, kapıları, pencereleri yerle bir edilir. Kültür Merkezi boşaltılır, içerdekiler güvenli yerlere götürülürler.
 
Kültür Merkezinin boşaltılmasından sonra sayıları onbini bulan kalabalık valiliğe yürüyüp valiyi istifaya çağırırlar. Valilik önünde atılan sloganlar “Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın şeriat, Muhammed’in ordusu kâfirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik, şeriat isteriz...” Dikkatinizi çekmek isterim ki, Madımak’ta “yakın ula yakın” diyen zihniyet ile, günümüzde de Suriye’de, Irak’ta insan boğazlayan, kafa kesip top oynayan, insan ciğeri yiyen zihniyet ve iktidarda olup bu katilleri her türlü desteği sağlayan zihniyet aynıdır ve insanlık dışı, insanlık düşmanı bir zihniyettir.
 
Saldırganlardan bir grup da Halk Ozanları Heykeli’ne yönelir ve heykeli, kazma ve balyozla parçalayıp sürüklemeye başlarlar. Bir başka grup da Atatürk heykelini düşürür ve sürükler.
 
Sayıları 15 bine yaklaşan saldırganlar, oradan da kent dışından şenlikler için gelen, yaklaşık 150 kadar sanatçı, aydın, yazar ve semahçı çocuğun kaldığı Madımak Oteline yönelirler.
 
Oteldekiler büyümekte olan tehlikeyi fark etmiş ve telefonla Sivas Valisini, Emniyet Müdürü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin arttırılmasını talep ettiler. Ayrıca Ankara’da Başbakan Tansu Çiller’i, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’yü, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, Parti liderlerini ve tanıdıkları milletvekillerini de aradılar.
 
Telefonla ulaşılan herkes ağzı birliği etmişcesine “Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır” diyordu. Oysa dışarıda her dakika saldırının şiddeti ve saldırganların sayısı artıyor, içeridekiler umutla müdahale edilmesini, kurtarılmayı bekliyorlardı. Ancak giderek umutlar tükeniyordu. Devletin başındaki Cumhurbaşkanından Başbakanına, Başbakan Yardımcısından İçişleri Bakanına, Valisinden Garnizon komutanına, Emniyet Müdürüne adeta katliamın biran önce başlayıp bitmesi bekleniyordu. Zira öğlen saatlerinde saldırılar başlamıştı ve saatler 18:45’i gösteriyordu. Otelin önündeki araçlar ters çevriliyor, yakılıyor, saldırganlar lobinin olduğu ikinci kata çıkıyor, gaz ve benzin dökülerek otel ve içersindekiler ateşe veriliyordu. Devletin valisi, askeri, polisi, belediyesi, itfaiyesi seyrediyor, Televizyon kameraları eşliğinde tarihin en vahşi katliamlarından birisi bize, ülkeye ve tüm dünyaya canlı izlettiriliyordu.
 
2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta 33 sanatçı, aydın, yazar, çizer, semahçı yakılarak katledilir. 

Dostlar, isterseniz hemen ertesi günü, yani 3 Temmuz 1993 gününde katliamla ilgili gazete manşetleri ve haberlerine kısaca bir bakalım.
 
Hürriyet: Sivas'ta 'Aziz Nesin' isyanı manşetiyle, Aziz Nesin'in 'Bin yılık Kur'an'a neden inanayım. Bu yüzden Müslüman değilim' şeklindeki sözlerine tepki oluştu.  "İçişleri Bakanı Gazioğlu: Olaylara heykel neden oldu", ”bugün 13.30'da Cuma namazına müteakip kent merkezinde Pir Sultan Abdal törenleri ve açılışı yarın yapılacak Pir Sultan Abdal'a ait heykel sebebiyle halk galeyana gelmiş, maalesef hepimizin bildiği müessif olaylar meydana gelmiştir."
 
Sabah: Alevi-Sünni çatışması yok manşetiyle: "Pir Sultan Kültür ve Sanat etkinlikleri için Sivas'a gelen Aziz Nesin'in bir gün önce yaptığı konuşmada 'Kur'an'ın devri bitmiştir' demesi tahriklerin gerekçesi oldu. Cuma namazından çıkan bazı gruplar 'Kur'an'a uzanan eller kırılsın' diye slogan atıp yürüyüşe geçerek Vilayet önünde toplandılar."
 
Milliyet: Olay konuşma manşetiyle "Aziz Nesin olaylara yol açan bir gün önceki konuşmasında Türk milletinin yüzde altmışının aptal, tamamının da korkak olduğunu söylemişti."
 
Türkiye: Aziz Nesin'in ''1400 yıl önce yazılan Kuran geçersizdir'' sözleri halkı galeyana getirdi... Sivas'ta fitne: 35 ölü" Pir Sultan Abdal şenlikleri için gittiği Sivas'taki konuşmasında İslamiyet'e ağır hakaretler yağdıran Aziz Nesin'i binlerce kişi şiddetle protesto etti.
 
İHA: "Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'a gelen Aziz Nesin yaptığı konuşmadan İslamiyet'e hakaret edince Sivas karıştı. Olaylarda 35 kişi hayatını kaybetti. 14'ü güvenlik görevlisi olmak üzere 60 kişi de yaralandı.
 
Meydan: Aziz Nesin'in konuşması halkı galeyana getirdi; Sivas'ta ayaklanma: 40 ölü. "Yazar Aziz Nesin'in Pir Sultan Abdal kültür etkinliklerinde yaptığı konuşmada 'Ben dinsizim' demesinden sonra galeyana gelen on bin kişi kültür merkezini taşa tuttu ve Nesin'in kaldığı Madımak Oteli'ni ateşe verdi. Yanan otelde 40 kişi dumandan zehirlenerek ölürken çıkan olaylarda dördü polis 145 kişi yaralandı."
 
Özgür Gündem: Devlet gözetiminde katliam: 40 ölü
 
Cumhuriyet: "İrtica başkaldırdı" 
 
Evet, görüldüğü gibi boyalı basın diye tabir ettiğimiz ve her süreçte egemenlerden, komprador sermayeden, faşizmden ve gericilikten yana olan gazeteler bu insanlık tarihinin en vahşi katliamlarından birisini sadece Aziz Nesin’in yaptığı konuşmaya karşılık halkın tepkisi olarak kamuoyuna anlatmaya çabalıyorlar. 
 
Bir de o dönemde devleti yönetenlerin söylediklerine bakalım: 
 
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel: “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyin” Kastettiği “halk” oteli kuşatıp canlarımızı diri diri yakan faşist, gerici, ırkçı, şeriatçı gruptu. Ve sözlerine devam eder: “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiştir. Ortada çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.” 
 
Başbakan Tansu Çiller: “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyordu. Hatta daha sonra TBMM’de yaptığı bir konuşmada da Van’da yakılan bir oteli, Madımak Oteli ile karıştırmış ve “Bir vatandaş, sigortadan para almak için sigortalı oteli yakmıştır” diyordu. 
 
İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu saldırı ve katliamı: “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” şeklinde ifade ediyordur.
 
Oysa, PSAKD’nin düzenlediği Sivas’taki etkinliklere yönelik saldırı, asla kendiliğinden spontane gelişen bir tepkinin sonucu değildir. Bu saldırı sadece Salman Rüştü’nün kitabı Şeytan Ayetleri’nin Türkçe’ye çevrilmesi veya Aziz Nesin’in Kur’an ve Din üzerine yaptığı konuşmaya karşı yapılmış değildir. Zira günler öncesinden şehir dışından yüzlerce kişi Sivas’a getirilmiş ve Sivas’ta kalmaları sağlanmıştır. Bu saldırı, düşünülenlerin aksine uluslararası boyutlu olduğu, Amerikan emperyalizminin onlarca yıldır gerçekleştirmek istediği, Batı Afrika’dan başlayıp, Ortadoğu'yu kapsayan ve Orta Asya’ya kadar uzanan ve dünyanın yeniden paylaşılması için uygulamaya koyduğu, önceki ismi Büyük Ortadoğu projesinin bir uygulama evresidir. Bu proje daha sonra 2004 yılında İstanbul’da yapılan Nato Zirvesi öncesi projenin adı Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi(GOKAP)'ne dönüşmüştür. Madımak katliamı bu projenin başlangıç tarihi odluğu kadar Amerika’nın soğuk savaş döneminde “Yeşil Kuşak Projesi” olarak üstlendiği misyonun yerine getirildiği bir planın devamıdır ve “Ilımlı İslam” formülü ile birlikte Büyük Ortadoğu Projesi devreye sokulmuştur. 
 
Diğer yandan Madımak katliamı inkârın, yok saymanın, tek millet, tek dil, tek din ideolojisinin bir sonucudur. Ve 1970'lerin son yıllarında Maraş'ta, Çorum'da, Malatya'da, Sivas'ta gerçekleştirilen kitle katliamların bir yenisi 2 Temmuz 93’te Sivas'ta yeniden sahneye konuyordu. 
 
Madımak Katliamı, özelde yüzyıllarca yıldan beri asimile edilmek istenen, inkâr edilen, yok sayılan ve imha etmek - yok etmek için katliamlara maruz kalmış Alevilerin, Kızılbaşların, genelde ise ülkemizdeki tüm demokrasi güçlerinin diri diri yakılarak katledildiği ve böylece sindirilmeye çalışıldığı bir katliamdır. 
 
Madımak katliamı aynı zamanda ABD ve AB emperyalistlerinin, Batı Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya’ya kadar olan bir coğrafyayı, kısacası dünyayı yeniden paylaşma senaryoların, ülke içindeki işbirlikçileri eliyle sahneledikleri bir katliamdır. 
 
Katliamın ardından devlet saldırganların ellerini kollarını sallayarak Sivas dışına çıkmasına göz yummuş, hatta il dışına çıkmalarına zemin hazırlamıştır. Ardından sayıları 15 bini bulan katiller sürüsü içinden, katliamdan sonra göstermelik olarak sadece 35 kişi gözaltına alınmış, daha sonra artan toplumsal tepkileri kısmen bastırmak için de bu sayı 190’a çıkartılmıştır. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalafetten dolayı soruşturma başlatılmış, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na sevkedilmişlerdir. Soruşturmanın bu yetersiz çerçevede kalması sonucu, 190 kişiden 124’ü tutuklanmış, geri kalanlar serbest bırakılmışlardır.

 
Geçen bu zaman zarfı içerisinde sanık sayısı tahliyelerle 33'e düştü. Tam bir hukuksuzluk, tiyatro gösterisi ve TC’nin utanacağı bir adaletsizlik örneği olarak devam eden dava 13 Mart 2012 tarihinde zaman aşımından düşürülmüştür. Zaman aşımına uğratılan davayla ilgili olarak RTE: “Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” deyip, zaman aşımını protesto eden kitleye TOMA’larla, kimyasal gazlar, plastik mermilerle saldırı emrini vermiştir.
 
Bir önemli not da, katliam sürecinde sorumlu – suçlu olanlarla, davada yakalananların avukatlığına (1) soyunan çok sayıda kişi daha sonra ya Refah Partisinden, ya da AKP de il Başkanı, Parti yöneticisi, Milletvekili veya Bakan olarak ödüllendirilmişlerdir.
 
Ayrıca dönemin Sivas Belediye Başkanı ve önde gelen sorumlularından olan Temel Karamollaoğlu, daha sonra Refah Partisinden milletvekili yapılmıştır.
 
Katillerin avukatlığını yapanlardan Şevket Kazan Refah Partisi Milletvekili olmuş, aynı zamanda Refahyol Hükümetine Adalet Bakanı görevine getirilmiştir. 
 
Dava avukatlarından Hayati Yazıcı AKP den Milletvekili ve Bakan yapılmıştır. Av. Zeyid Aslan ve birçok kişi de RTE’nin ya danışmanlığını ya da avukatlığı görevlerine getirilmişlerdir. 
 
Dönemin Sivas Belediye Meclisi Üyesi ve yangın merdiveninde “yakın yakın” diye bağırıp, yaralı kurtarılan Aziz Nesin’i yangın merdiveninden atmaya uğraşan, katliamın kırmız bültenle aranan sorumlularından olan Cafer Erçakmak, yıllarca Sivas’ta ve Emniyet Müdürlüğüne 400 mt uzaklıkta yaşamış, emekli maaşı almıştır.
 
Sevgili Dostlar, açıkça görülüyor ki, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, oradan Türkiye Cumhuriyetine gelen ve halen devam etmekte olan tarih baskıcı, inkârcı, asimilasyoncu, soykırımcı bir tarihtir. Bu tarih tekçi bir tarihtir. Bu tarih inanç olarak Sünni, etnitise olarak da Türkçü bir tarihtir. Bu tarih kafatasçı ve ırkçı bir tarihtir. 
 
2 Temmuz 93 Madımak katliamı da daha önce bu toprakların görüp yaşadığı bu katliamlardan sadece biridir ve son katliam olmamıştır, olmayacaktır da.. Aradan 21 yıl geçmiş olmasına rağmen gerçek suçlular ve sorumlular bulunmamış, yargı önüne çıkartılmamıştır. Dönemin Cumhurbaşkanından Başbakanına, Başbakan Yardımcısına, Genel Kurmay Başkanından Garnizon komutanına, İçişleri Bakanından Emniyet Müdürüne, Valisinden Belediye Başkanına, yani merkezi ve yerel yönetici konumundaki gerçek suçlular ve de tetikçiler adalet önüne çıkartılıp yargılanmalıdır. Devletle gerçek bir yüzleşme ve hesaplaşma olmadıkça Madımak Oteli yanmaya devam edecektir. 
 
İşte bu adalet sağlanmadığı için, yargılama, hesaplaşma ve yüzleşme olmadığı içindir ki, dün bizleri Malya Ovasında, Çaldıran’da, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de, 1 Mayıs 77’de Taksim’de katledenler, bugün Roboski’de, Gezide katliamlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar. Madımak’ta 14 yaşındaki Koray Kaya’yı Menekşe’yi katledenler, daha sonraları Uğur KAYMAZ (12), Ceylan ÖNKOL (14), Enes ATA (7), Berkin ELVAN (15), ve son olarak da Adana’da İbrahim ARAS (15) katlettiler. 
 
Günümüze gelinceye değin, yani insanlığın güzel yarınlar mücadelesinin başladığı günden bu güne, kimi dağ başlarında, kimileri derileri yüzülerek, kimileri zindanlara atılıp işkencelerden geçirilerek, kimileri darağaçlarıa gönderilerek katledilenleri; özgürlük, eşitlik ve güzel yarınların sevdalılarını burada bir kez daha saygıyla anmak istiyorum.
 
Ve son olarak da bir kez daha belirtmeliyim ki, bugüne kadar Madımak’taki katliama benzer şekilde katledilen aydın, sanatçı, yazar, muhalif, solcu, devrimci, Alevi ve Kürt canları ve acılarını unutmamızı istediler. Tüm katliamları “Unutun” dediler. “Kaşımayın” dediler.   
 
Unutun diyenlere yanıtımız: Hayır Unutmadık, Unutmayacağız! Hallacı Mansur’u, Bedreddin’i, Pir Sultan’ı, Mustafa Suphi’yi, Alişer’i, Seyyid Rıza’yı, Deniz’i, Mazlum’u, Mahir’i, İbrahim’i, Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı, Gazi’yi, Gezi’yi unutmadığımız gibi Madımak’ı da Unutmayacağız, Unutturmayacağız!

 
Çünkü: Unutmak İhanettir. 
 
Erdal YILDIRIM
2 Temmuz 2014

 

Kategori: