ÖYKÜLER

Ahtapotun Kollarında Bir Adam

Vildan Sevil kullanıcısının resmi

Ayarlanabilir yatağın arkası, neredeyse dik duruyor. O, orada öylece oturuyor.
Yatağın sol üst tarafında, yukarda, “Bip bip” diye sesler çıkaran koca bir ahtapot başı. Ahtapotun ağzı, gözleri siyah, yeşil ışıklarla zikzaklar çiziyor. Sürekli, sürekli Bip bip bip...
O,  görmüyor, duymuyor , bilmiyor. Öylece oturuyor. Yatağın iki yanında, çeşitli sıvılarla dolu şeffaf torbalar, yüksek metal askılarda. Hortumlar, hortumlar... Ahtapotun kolları… Sıvılar vücuda akıyor, oradan aşağıda asılı duran başka torbaya boşalıyor.

Behiye...

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

Garsona el etti. Soğuk bir şeyler getirmesini rica etti. İçti. Üstüne çay ısmarladı. Çayını yudumlarken martılara takıldı gözleri. Suyun üzerinde neşe içinde birbirleriyle konuşuyorlardı sanki. Güneş umurlarında bile değildi. Gözleri bu kez kafeteryadaki masalara takıldı. Birden gördükleri karşısında donup kaldı. “Olamaz, bu benim tanıdığım Behiye olamaz!” dedi. Dikkatle bakınca yanında oturan Kadir’i sol yanağındaki beninden tanıdı. Değişmemişti hiç. Ama o eski tanıdığı Behiye’den eser kalmamıştı. Kalkıp masasına gitmek için çayının bitmesini bekledi.

GÖLDEKİLER

Ali Rıza Aksın kullanıcısının resmi

Vardiyalar değişiyor, güneş, Nemrut’tan yana gülümsemeye hazırlanıyordu. Eve geldiğimde kahvaltım hazırdı. Aç ve yorgun olduğum halde bedenime söz geçiremeyip sızmışım. Uyandığımda şehre gölgeler sinmiş, ufuk kızıla boyanmıştı. Salonda Özlem`in sesi. -Hoş geldin, hangi rüzgâr attı seni buraya? -Bir uğrayayım dedim kız, kaç gündür görüşmedik de. -Kahvaltı yapmaz mısın? -Kız anam kahvaltısı mı kaldı, neredeyse akşam oldu. Annemin çıkışını fırsat bilen Özlem iyice sokuldu. -İyi ki çıktı kız. -Niye ki? -Sana anlatacaklarım var! -Merak ettim kız, neymiş…?

“Yasak Mıntıkanın Çocukları-SULTAN”

Hasan Sağlam kullanıcısının resmi

En iyi filmi yapsanız, idam sehpalarında ipe çekilmiş baba ve oğlun baş eğmeden yeri göğü titreten sesini gösteremezsiniz.

En iyi ağıtı en iyi kılamı, en iyi şuarı okusanız ciğerlerinizi yırtarak laç deresinde yükselen çığlıkları dindiremezsiniz. Çünkü; soykırımı anlatmaya hiçbir dil muktedir değildir, hiçbir sanat eseri muktedir olamaz.

O acıyı o çığlıkları o vahşeti anlatacak sözcükler, sadece yok etme katletme duygusunu kendisinde geliştirmiş savaş manyaklarında vardır.

Israrla yazılması gerekir. Onlarca yüzlerce kitap yazsak dersim soykırımını anlatmaya yetmez.

Yitirilen Düşler/ Dilan Ruha

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

İnsansızlaştırıldı. Topraklarımızdan sürüldük, koparıldık. Yüreklerimiz ve hayatlarımız yetim bırakıldı. Ama biz yılmadık. Anka kuşu gibi kendi külümüzden yeniden doğduk. İncindik, güldük acıların tam ortasında kaldık. Küçük bir ışığa yürüdük, ülkemizi kurmak adına. Özgürleştik. Yitirilmişler adına çoğu zaman çaresizliğimize isyan ettik. Her isyan yeni bir doğuşun habercisi oldu. Sevdalarımızı kimi zaman utancımız olur diye sakladık. Kaybettiğimiz yerde yeniden yaşamı bulduk. Kendimizi aradık. Çünkü biz yaşayan Mem ile Zin'leriz.

Şiir Koktu Oya Uslu

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

Hatice Hanım sardunyaları suluyordu. Su sürahiden değil, yüreğinin derinliğinden akıyordu adeta. Kutsal bir emanetmişler gibi çiçeklere değer veriyor, onları okşuyordu. Gözlerini kapatıp kokularını derin derin içine çekiyor, sonra nefesini salıp bir sihri keşfetmiş gibi gururla:
“Gül kokuyorlar.” diyordu.
İrem alaysı kıkırdadı:
“Babaanne nerden çıkarıyorsun gül koktuklarını? Bal gibi de sardunya kokuyorlar işte!”
Hatice Hanım gözlüğünün üstünden bilgiç bilgiç baktı:
“Onların içinde gül kokusu gizlidir.” dedi aynı sihirli edayla.

Sayfalar

ÖYKÜLER beslemesine abone olun.