ÖYKÜLER

GÖLDEKİLER

Ali Rıza Aksın kullanıcısının resmi

Vardiyalar değişiyor, güneş, Nemrut’tan yana gülümsemeye hazırlanıyordu. Eve geldiğimde kahvaltım hazırdı. Aç ve yorgun olduğum halde bedenime söz geçiremeyip sızmışım. Uyandığımda şehre gölgeler sinmiş, ufuk kızıla boyanmıştı. Salonda Özlem`in sesi. -Hoş geldin, hangi rüzgâr attı seni buraya? -Bir uğrayayım dedim kız, kaç gündür görüşmedik de. -Kahvaltı yapmaz mısın? -Kız anam kahvaltısı mı kaldı, neredeyse akşam oldu. Annemin çıkışını fırsat bilen Özlem iyice sokuldu. -İyi ki çıktı kız. -Niye ki? -Sana anlatacaklarım var! -Merak ettim kız, neymiş…?

“Yasak Mıntıkanın Çocukları-SULTAN”

Hasan Sağlam kullanıcısının resmi

En iyi filmi yapsanız, idam sehpalarında ipe çekilmiş baba ve oğlun baş eğmeden yeri göğü titreten sesini gösteremezsiniz.

En iyi ağıtı en iyi kılamı, en iyi şuarı okusanız ciğerlerinizi yırtarak laç deresinde yükselen çığlıkları dindiremezsiniz. Çünkü; soykırımı anlatmaya hiçbir dil muktedir değildir, hiçbir sanat eseri muktedir olamaz.

O acıyı o çığlıkları o vahşeti anlatacak sözcükler, sadece yok etme katletme duygusunu kendisinde geliştirmiş savaş manyaklarında vardır.

Israrla yazılması gerekir. Onlarca yüzlerce kitap yazsak dersim soykırımını anlatmaya yetmez.

Yitirilen Düşler/ Dilan Ruha

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

İnsansızlaştırıldı. Topraklarımızdan sürüldük, koparıldık. Yüreklerimiz ve hayatlarımız yetim bırakıldı. Ama biz yılmadık. Anka kuşu gibi kendi külümüzden yeniden doğduk. İncindik, güldük acıların tam ortasında kaldık. Küçük bir ışığa yürüdük, ülkemizi kurmak adına. Özgürleştik. Yitirilmişler adına çoğu zaman çaresizliğimize isyan ettik. Her isyan yeni bir doğuşun habercisi oldu. Sevdalarımızı kimi zaman utancımız olur diye sakladık. Kaybettiğimiz yerde yeniden yaşamı bulduk. Kendimizi aradık. Çünkü biz yaşayan Mem ile Zin'leriz.

Şiir Koktu Oya Uslu

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

Hatice Hanım sardunyaları suluyordu. Su sürahiden değil, yüreğinin derinliğinden akıyordu adeta. Kutsal bir emanetmişler gibi çiçeklere değer veriyor, onları okşuyordu. Gözlerini kapatıp kokularını derin derin içine çekiyor, sonra nefesini salıp bir sihri keşfetmiş gibi gururla:
“Gül kokuyorlar.” diyordu.
İrem alaysı kıkırdadı:
“Babaanne nerden çıkarıyorsun gül koktuklarını? Bal gibi de sardunya kokuyorlar işte!”
Hatice Hanım gözlüğünün üstünden bilgiç bilgiç baktı:
“Onların içinde gül kokusu gizlidir.” dedi aynı sihirli edayla.

Oğul…

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

Çocuk yerlerde debeleniyor, avazı çıktığı kadar bağırıyor, haykırıyordu: "Babamı istiyorum, bana ne, bana ne, ben babamı istiyorum!" Gardiyan umursamaz bir tavırla çocuğu izliyor... Jandarma başı önünde gözlerini kaçırıyor. Anne çaresiz...

Baba şaşkın gözlerle oğluna bakıyor, sonra onu kucağına alıyor, bağrına basıyor, saçlarını kokluyor, sümüğünü siliyor. Akan gözyaşlarını o görmesin diye içmek istiyor. İkisi birbirine sarılmış hâlde öylece ağlıyorlardı. Baba "Ne olur ağlama oğlum, bak buradayım, yanı başındayım." diyebildi çaresizlikle. Sesi titrek, ağlamaklı, duygu yüklüydü.

Mendil sen kokuyordu

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

Necmettin Yalçınkaya, kurgusal devrimci öyküler yazıyor gibi gelebilir pek çoğunuza, ama o içinden geçtiği hayatın hikâyesini yazıyor. Bazen bir darağacı görülür, bazen bir balıkçı kız, bir de bakarsınız Çingene çadırları içinde dolanıyorsunuzdur. 78 Kuşağı devrimcilerinin en güzel yanıdır bu; bir yanları halk, bir yanları isyandır onların. Yalçınkaya, kendince kuşağının hayatına notlar düşüyor. -Haydar Karataş, Edebiyatçı, Yazar-

Sayfalar

ÖYKÜLER beslemesine abone olun.