Kısa Faruk
Çoğumuz biliyorduk yine de. Partizan ve Halkın Kurtuluşu ağırlıktaydı. Partizancılar sayısal olarak azdı ama çok etkindi. Ufuk Mahallesi'ndeki faşistlere kök söktürüyorlardı.
Çoğumuz biliyorduk yine de. Partizan ve Halkın Kurtuluşu ağırlıktaydı. Partizancılar sayısal olarak azdı ama çok etkindi. Ufuk Mahallesi'ndeki faşistlere kök söktürüyorlardı.
İstasyonda tren beklerken gözlerim kendiliğinden Calanda Dağı doruğuna kaydı. Bir gün evvel dağın zirvesine kar yağmıştı. Zirveden iki paraşütçü iniyordu. Trenin hareket etmesine daha vardı. Bir banka oturdum. Her zamanki gibi sırt çantamdan çıkardığım kitabı okumaya başladım. Derken tren geldi. Turistlere yemek sunulan iki vagon daha eklendi. Kompartımanda kitabımı tekrar kaldığım yerden okumaya devam ettim. Geniş omuzlu, uzun boylu bir genç de karşıma oturmuş, kitap okuyordu. Birbirimize gülümsedik.
Tren gelince bindim. İnmeme yaklaşık on durak vardı. Her zamanki yaptığım gibi sırt çantamdaki kitabı çıkarıp kaldığım yerden okumaya başladım. Okumaya öyle dalmışım ki, trenin onuncu durağa geldiğini fark edemedim bile. Tuhsis istasyonunda indim. Ren Nehri’ni oluşturan kaynaktan ikincisi olan 72 km uzunluğundaki Hinterrhein’e (Arka Ren kaynağı) gitmek için bu kez otobüse bindim. Çünkü bu güzergâhta tren yolu yoktur. Baharda yükselen söz konusu bu kaynak 76 km uzunluğu olan Vorderrhein’e katılıp Reichenau’da birleşerek Ren Nehri oluşur.
Erkenden kalkıp sırt çantamı hazırlamış, yağmur ihtimaline karşı şemsiyemi de yanıma almıştım. Telefonumun şarjı biter diye şarj aletini de almayı unutmuyorum bu arada. “Zamanında varabilir miyim?” endişeyle yola koyuluyorum.
Tren hareket etti. İsviçre'nin güzel bir yanı da en çetin yerlerine bile yol yapılmış, her tarafa ulaşım sağlanıyor.
Biletçi:
"İsterseniz size her yaz sezonu yarı fiyatına BÜGA hazırlayıp vereyim, "dedi.
"Yo, yo, istemiyorum” dedim ona. “Ben Igis'den Chur kent merkezine; işe gidip gelmek için aylık abone istiyorum."
Biletçi yüzüme bakıp, "Bununla kantonun her tarafına bir ay boyunca seyahat edebilirsiniz ama.” diyor.
Bedenine sığmayan rahatsız edici sıkıntıdan eser kalmamıştı. Uykusuz ve yorgundu ama huzurluydu.
Ektiği bu bereketli bostandan mahallede faydalanmayan yoktu. Dalında henüz tam kararmamış kara dut’tan alıp tadına baktı. Böğürtlen tadındaydı, ekşi ama suluydu. Kara dut’u sevmeyen yoktu. En çok da oğlu Sinan, “en güzel meyvedir dut, dalındayken yemezsen intihar ederler” der, kelebek larvası misali dut ağacında yaşam bulurcasına etrafında dolaşır, sonra parmaklarını ve dudaklarını yalayarak doyumsuzca yerdi.