Feyza Eren’den Akdeniz’e Lirik Bir Güzelleme!
Çünkü nüfusu orta yaşın da çok ötesinde insanlardan kuruluydu.
Beldenin tek camisinden gün yoktu ki bir sela sesi duyulmasın…
Emeklilerin tercih ettiği bir yerleşimdi ve her ne sebeple ise çok kere kocalar ölüyor, ardında bıraktıkları üç kuruş emekli maaşı ile kadınlar ileri yaşlara kadar yaşıyorlardı.
Kışın görüntü terk edilmiş insanlar kasabası iken yazın çok daha başka oluyor, tatilcilerin gelmesi ile denizle alakasız bu insanlar adeta kalabalıkta kaybolup gidiyorlardı.
***
O sonradan, yani eşi emekli olup da buraya gelip yerleşenlerden değildi.
Zine birden telaşlandı. İçini derin bir üzüntü kapladı. Yüreği korkuyla karışık bir heyecanla atmaya başladı.
“Korkma Zine, okulun reviri var, doktoru var… Hadi bana eyvallah.”
Yeni yeni atıştıran kar tanelerini havada tozutan, buz gibi esen poyraz yeli, adeta ıslık çalıyordu.
Hüso, kafasına örttüğü ceketini çenesinin altında elleriyle birleştirmiş bir halde hızlı adımlarla yoluna devam etti.
Derken, Galata Yokuşu'nun oralarda, yeni kurulmuş bir ajansta iş buldum. Burada getir götür işlerine bakacak ve Tünel'den başlayıp, Levent'e kadar süren güzergah üzerinde, kapı kapı gezip, önemli kişilere ve kurumlara, ayda bir basılan derginin dağıtımını yapacağım.
Aksilik o ya, daha ilk dağıtım günü, dergileri sırtlayıp yola çıkmıştım ki, hava bozmaya başladı ve ben Nişantaşı-Teşvikiye'ye vardığımda, sağanak yağmura tutulup, sırılsıklam oldum.
Bana zaten olan olmuş. Tek derdim dergiler ıslanmadan sahiplerine ulaşsın.
Neyse bir ihtimal dedik, başladık isteklerimizi sıralamaya: “Bahri arkadaş sen kuzeninin çok güzel saat yaptığını…” daha sözümü bitirmeden, “Tamam Uğur sana öyle bir saat göndereceğim ki bir ömür boyu ona gözlerin gibi bakacaksın.” dedi. Aynı samimiyetle Ozan arkadaşa döndü:
“Sana ne göndereyim Ozan arkadaş?” dedi.
Ozan davudi sesiyle,
“Bana sürekli ağladığın, ağıt yaktığın felçli çocuklarının fotoğraflarını gönder.” dedi.
“Eyvallah!” dedi Bahri.