

Yazar ilk bölümde; geldim, gördüm, yendim başlığıyla karşımıza çıkıyor. Bir dehlizin içinde kendini var eden ve sonrasında dünyayı dolaşan Kadim adlı ilksel varlık, gördükleri karşısında kör olur. Kör olmasının ardından, erkek olmanın ağırlığıyla kendini hadım eder. Adını değiştirmeyen Kadim, bu cinsiyet değişimi ile kadınlığa yürürken "Kadın teninde tanrının sustuğunu hep bilecekti." diyerek toplumsal yaralarımızı kaşıyor. Anadolu’nun kadimliğini adıyla vurgulayan anlatıcı, bireyin hayata ilk tutunuşunu, göbek bağından gelen ilk yara ile simgeliyor.
Eserin neyi anlattığını buraya sığdırmak güç. Toprağa gömülmüş medeniyetler, yaralarla dikişlerle yaşayan kavimler, kendi cehennemini yaratan topluluklar, büyülerle tılsımlarla, köklerinden gelen sancıyla yüzleşmeye çalışanlar, şifalı otlar, batıl inançlar, göç yollarıyla hafızayı kaybedenler, geçmişini, köklerini, kim olduğunu unutanlar ve Hafıza toplayıcıları ve Nene Kaltun…
"Bu yüzden her defasında yeniden doğuyor ama hep yaralı doğuyoruz." diyen Muraz Arslan, - yolun hacısı olan- kendini arayan ve içimize iğde çiçeği, kişniş, kekik üfleyen karanlıktan kaçış yollarının haritasını örnekliyor.
"Nerede kaybolduysan oradasındır." Kaybolduğun yerde hem sancı hem şifacı olacaksın. Rahvan atların görkemli konçertosuyla yeniden inşa edilen zaman, karanlık ve aydınlık, iyilik ve kötülük kavramlarının birlikte örgütlendiği bir evrenin zıttıyla var olma ilkesini anlatıya yediriyor. Bununla da yetinmeyip okuru; geçmiş, bugün ve yarın karmaşasına sürüklüyor. Bu sürükleniş, mitolojik kahramanlarla karşılaşmayı sağlıyor ve tarihin efsaneleri arasında kendimize yeni bir kimlik inşa etmemizin önünü açıyor.
Rahvan Atlarla gelen uyanış derin maviden doğan Yunus'un vesilesiyle hafızayı suya karıştırmış, yeryüzü hatırlayıcıdan kopmuş; hafıza Yunus'un sırtından kayıp gitmiş.
Kavuşma vakti diye adlandırılan son bölümde, anlatıcı hafızanın ağırlığıyla dolup taşarken dünyanın ritmi şarkısını mırıldanmaya devam edecek. Her bir bölümden yeni öyküler üretebileceğimiz eser ritmik, yer yer sersemletici bestelenmiş nağme edasıyla, unutulmuş hikayelerle sarmalandığımız yolculuğumuzu keyifli, düşündürücü bir serüvenin içinde bu büyüden kurtulmadan okuru sorgulamaya yönlendiriyor.
Dilin anlam zenginliğiyle adeta oynayıp bizi yeni anlamlar için sarsıyor. Yer yer şiirin kara sularına da giren anlatı, edebi bir doygunluk sağladığı gibi aforizmalarıyla özgün bir noktada durmayı başarıyor. Bu yönüyle birlikte kurgunun akıp gitmesi eseri sürükleyici hale getirmiş.
İlk kitabı Keşişin Dansı’nda Kürtçe ve Zazaca yer isimlerine yer veren Muraz Arslan, Takunyalı Rahvan Atlar kitabında yine Anadolu halklarından Ermenilere (Ermenice başlıklar) yer vermesi de yitip gidenlere suspus olanlara unutulanlara bir saygı duruşu simgesidir.
EBRU GÜNEYAN
Yorumlar
Son okumasını yaptığım bu
Son okumasını yaptığım bu eser, yakın dönemde tarihsel anlamda okuduğum edebi değeri yüksek, cümle derinlemesi olan bir kitaptı. Okurlarımız, edebi niteliği yüksek bir metin ile karşılaşacaklardır.