Etkisi Bitmiş Kavramları Tekrarlayarak Yaşamanın Çaresizliği

Cemal Zöngür kullanıcısının resmi
Her şeyin gereğinden fazla tekrarı kültürsüzlük, bilgisizlik, cahillik, çaresizlik ve doğru düşünememenin bir sonucudur. Cemal Zöngür

Eğitim başta olmak üzere, sözel ve yazılı edebiyatta sürekli yeni kavramlar ve terimler türeterek zengin, anlamlı, geleceğe ışık tutan kültüre sahip şekilde yaşamak, her insan için en önemli düşünsel hedef olmalıdır. Bu hedef içerisinde dil, kültür, kıyafetten, yemeğe, içmeye, çevrenin düzenli ve temizliği, gerek bireysel gerekse topluluk ilişkilerinde medeni, diplomaside evrensel ilkelere göre hareket etmek, çağdaşlığın olmazsa olmazlarıdır. Genel kriterleri belirlenen bu yaşam anlayışında; bireyler sorumlu, yönetici kişi ve kişilerin olmadığı, yalnız kaldıklarında dahi ilkeli, ahlaklı davranıp en ufak yalana, hileye ihtiyaç duymayan irade ile, etkisi geçmiş geleneklere tenezzül etmezler. Birey ve topluluklar bu ilke, amaç doğrultusunda yaşadıkları sürece, ihtiyaç duyulan demokratik düzen kendiliğinden gerçekleşeceğinden, kültürlü ve etik toplum inşası, hiçbir engele takılmadan yaşanmaya başlanır.
 
Herhangi bir birey ve topluluk, epistemoloji kurallar dışında sürekli kutsanan tanrı kelamlarıyla, çeşitli siyasal ideolojik ifade ve argümanlar yanında, simgeleri yücelterek yaşama yön vermesi, çaresizlik ve alternatif düşünce üretememenin dışa vurumudur. İfade edilen tüm olumsuzluk ve yanlışların ortadan kalkması için, devlet ve benzeri otoriteler başta olmak üzere sorumlu ve yetkin kişiler, gerçek yaşama en ufak faydası olmayan dini, inançsal kavramlar, siyasi ideolojik argüman ve terimleri, en ufak tereddütte düşmeden  ya tamamen ortadan kaldırmalıdırlar ya da değiştirip yeni kavramlar türetmeliler. Bunun yerine una ip sererek, benim işim değil, zamanı gelmedi, kutsallarımız bize yeter anlayışından hareket edilmesi, her insan için kültürsüzlük ve etik  olmayan geleneklerle yaşamaktır.
 
Kavramlar; zamanın, çağın, yaşanılan bölgenin, toplumun somut gerçekliğine uygun türetilip, etkisinin geçerli olduğu güne kadar kullanılması, insan yaşamında hava, su kadar önemli olan sözcük ve terimlerden ibarettir. Bu sözcüklerin kavramsallığı, insan yaşamına ölçülmeyecek derecede kolaylık sağlayan edebi kültürel formlardır. Kavramlarla ilgili belirtilmesi gereken diğer bir noktaysa, türetildikleri çağın koşullarına göre anlam etkisine sahip olmalarıdır. O çağın kapanmasıyla birlikte, istisna terimler ve bilimsel kelimelerin dışında siyasal, politik, dini vb. çoğu kavramlar, olduğu gibi etkisini yitirmeye başlar. İşte her çağın diline göre türetilen kavramlar, çağ değişmesine rağmen kullanılmaya devam ediliyorsa, o toplum yerinde sayan ya da geri kalmış kültürsüz, çaresiz demektir. Realist ve değişimi temel alan toplumlarsa, çağların değiştiğinin bilincinde olup hem yeni kavramlar türetirler hem de yeni bir yaşam geliştirerek mantıklı, gerçekçi hikayeler geride bırakarak yaşamsal süreçlerini tamamlarlar.
 
Realist olmayan toplum ve bireylerse, has bel kader türettikleri bazı kavramlarla, ebediyen yaşanacağını düşünmeleri neticesinde, etkisi bitmiş kavramlarda ısrarlarını sürdürüp, dünyayı tamamen geriden takip ederek yaşarlar ki, bu yaşamak değil sürünmektir. Buna ister akılsızlık densin ister kültürsüzlük, her ikisini de kapsayan bir durumdur çağın gerçekliğinin dışındaki kavram ve düşünceler.
 
Dünyanın kendisi ve içerisinde barındırdığı tüm canlı, cansız varlıkların, nasıl ki bir yaşamsal evrim süreci varsa, o süreç tamamlandıktan sonra doğal olarak ya tamamen ölürler ya da bazıları birtakım başkalaşıma uğrayarak, farklı formlarda bir müddet daha yaşayıp bunlarında öldüklerini bilimsel otoriteler kanıtlamıştır. Düşüncesini kullanmaya başlayan insan, dil ile türettikleri kelimeler, doğadaki diğer canlı, cansız varlıklar gibi türetilenlerdir. Nasıl ki canlı cansız varlıklar zamanla ölüp yok oluyorsa, terimsel kavramlarda zaman ve çağın koşullarına göre anlamlarını yitirerek etkisizleşip ya literatürden çıkarlar ya da ölüp, bir kenarda tamamen yok olmayı beklerler. İnsanlık yaşamında böyle sosyal psikolojik ve sosyal pedagojik bir gerçeklik varken, dinler ve de diğer siyasi ideolojik yapılar, mücadele dönemlerinde yitirdikleri kişilerin simgelerine tapınırcasına yaşamak, tüm ideoloji ve düşüncelerin gericiliğini ifade eder. Kaldı ki en üst düzeylerde teknolojik araç gereçlere sahip olunsa bile, kavram ve düşüncede yenilik yoksa, bu derin bir kültürsüzlüktür. Tüm bu tanımlamalar, başta İslam ülkeleri olmak üzere Türkiye ve benzeri  devletlerin, neden sürekli etkisi asırlar önceden bitmiş ifade, terim ve kavramlarla yaşadıklarını, söz konusu devletleri her bakımdan nasıl çürüttüğünü sosyal ve kültürel açıdan incelemekte büyük fayda var.
 
Elde edilen bir ağaç ya da bitki fidanını ele alalım. Bu fidanı herhangi bir bahçe veya tarlaya ekip, ileride ondan doğru ve yeterli artı ürün elde etmek için, o bitkinin öncelikle temel varoluş kaynağının özellikleri incelenip iyice bilindikten sonra ekim işi gerçekleştirilmelidir. Daha sonra o bitkiye uygun toprak ve korunmasını sağlayacak fiziksel, çevresel önlemler alınarak faydalanma beklenir. Fidanın özellikleri net bir şekilde analiz edilmeden ve hangi alanlarda verimli olacağı bilinmeden dikilen hiçbir fidan, bitkiden kimse yeterli fayda sağlayamayacağı gibi, çoğu zaman fidan ölüp yok olmaktadır. Toplumlarda fidan örneği gibidirler. Bir toplumun neden verimli ve çağa uygun mantıklı, barış içerisinde yaşamadığını anlayabilmek için, o toplumun ekildiği ya da yayıldığı coğrafyada nasıl bir mantalite ile yaşama başladığı, net olarak bilinmesi gereken en büyük konuların başında gelmektedir.
 
Dünya toplumlarının hepsinde, etkisi ve anlamı asırlar öncesinden bitmiş boş ifadelerden ibaret olan ve gerçek yaşama faydası olmayan kavramları, en çok kullanan toplumsal katmanlar içerisinde birinci sırada dine ve ırk üstünlüğüne inananlar geliyor. İkinci sırada; sol ideolojiler ile Alevler gibi dinsel inanç ve materyalizm arasında sıkışmış topluluklar gelmektedirler. Diğer toplumları bir kenara bırakıp, Türkiye toplumunu ele aldığımızda, etkisi çoktan geçmiş ifadeleri sürekli kullanarak, gericilik ile ilericilik arasında yaşamalarının gerçek nedeni, şu temele dayanıyor. Öncü ulus olarak Türkler, Anadolu’da birçok şeyi belirlediğine göre, olumlu olumsuz tüm anormalliklerin birinci sorumlusu Türklük adına Türkiye’yi yöneten bu anlayışın temeline bakmak gerekir.
 
Türk deyince, öncelikle gerçek Türkler ile Devşirme Türkleri birbirinden net olarak ayırmak durumundayız. Çünkü gerek Ön Asya’da gerekse Anadolu’da gerçek Türkler hiçbir zaman devleti ve toplumu yönetmemişlerdir. Gerçek Türklerde diğer halklar gibi her zaman yabancı muamelesi görerek adeta sığınmacı gibi yaşadılar. Bu da doğal olarak Anadolu’da şekillenen toplumsal kültüre bir etkileri olmadı. Esas toplumsal kültürün şekillenmesini belirleyenler Selçuklular ve Osmanlı döneminde devşirilerek Türkleşmiş toplumluklar ile birlikte Kürtler iyi tanınmalıdır. Devşirme Türkler ile Kürtler kendilerinin tüm kültürel gerçekliklerini inkar ederek, Arap İslam kültürüne, Araplardan daha radikal şekilde sahiplenip, edebiyat ve devletlerinin temelini İslam ile şekillendirenlerin başında gelenlerdir. Devşirme Türkler ile Kürtler tarihsel ve kültürel bu hatayı yapmamış olsalardı, İslam asla bu kadar geniş çevrelere yayılamazdı. Bu anlayış hem kendilerini hem de diğer halkları adeta kör ve sağır yaptı. Bu hastalıklı yapı, dine inananlar başta olmak üzere, sağ ve sol ideolojilerin hepsine sirayet etmiştir. Türkiye’de dine inananların İslam’a alternatif ve eleştirileri kesinlikle yoktur. Arap İslam’ın asırlar öncesinden icat ettiği ve gerçek yaşama en ufak faydası olmayan kavramları tekrarlayarak yaşamaktan bırakalım rahatsız olmalarını, büyük gurur duyan bir mantaliteye sahipler. Ve sonuç olarak bu katmanlar, gerçek yaşama en ufak faydası olmayan Arap İslam ve diğer farklı dilden kavramlarla yaşadıklarından, her zaman dünyayı geriden takip edenlerdir. Sağ ideolojilerin çoğu da dincilerden farkı düşünmeyenlerdir.
 
Solcular ve Aleviler ise kendilerini dinci ve sağcılardan ileri gördükleri halde, bunlarda gerek Marksizmin gerekse daha öncesinden türetilmiş kavramları, tekrar ederek yerinde saydıklarını, kompleks ve alternatifsizlikten kaynaklı bir türlü kabul etmiş değiller. Hem sol literatürde hem de Alevilikte kavramsal etkisi asırlar öncesinden bitmiş ifadeleri tekrarlayarak yaşamalarının temel nedeni, sahiplenilen sol teori ve Aleviliğin türettiği kavram ve ifadelerin, başta Anadolu toplumuna, devamında Orta Doğu halklarının kültürel, sınıfsal ve bölgesel gerçekliğine hiçbir şekilde oturmamasıdır. Bu yüzden her iki katmansal topluluk kendi içlerinde dahi, bu zamana kadar birlik oluşturamadıkları gibi, çevre halklara da bunu sevdiremediler. Ve bu durum her iki topluluğun içine kapanmasına sebep oldu. Bunu aşacak yeni kavram, terim ve teoriler türetememeleri neticesinde, etkisiz kavramları tekrarlayarak yok olmaktan kurtulacaklarına inanıyor söz konusu topluluklar hâlâ.
 
Bu o kadar tehlikeli ve derin bir çürümüşlük ki, her gün adım adım yok oluşa doğru ilerledikleri halde, bunu görmek istememeleri sadece sonlarının gelişini zamana yaymaktan başka bir şey değil. Her kim etkisi ve kavramsallığı çoktan bitmiş kültürle yaşıyorsa, o topluluk katmanları gericileşmiş ya da geride kalmış demektir. Dış görünümde ve şekilcilikte modern araçları kullanmak asla ilericilik olmadığı iyi bilinmelidir. Buna basit bir örnek: Başta Arabistan olmak üzere çoğu radikal İslami toplumlar, modern telefonlarla birlikte her türlü teknolojik araçları kullandıkları halde, kültürleri ve düşünce yapılarıyla 1500 yıl öncesinden daha geri ve bağnaz şekilde yaşamıyorlar mı? O zaman demek ki, modern araç ve gereçlere sahip olmak ilericilik ya da çağdaşlık değilmiş.
Cemal Zöngür
Notlar:
https://edebiyatbahcesi.net/kose-yazisi/2464/niteliksiz-kisi-ve-toplumlarin-ozellikleri
Her birey ve toplumda nitelikli olmak göreceli olduğu gibi, insan doğasındaki egoist yapı gereği, kolayca kendisini niteliksiz görmez. Ancak nitelikli insanın bir seviyesi olduğu da asla gözardı edilmemelidir. Genelde niteliksizliğin neler olduğu kimsenin aklına gelmez. Yemek, içmek, gülmek, konuşmak ve çıkarlarını düşünmek, nitelikli insan faaliyeti olarak görülür. Bunlar nitelik değil sadece içgüdüselliktir. Sıralanan içgüdüsel davranışların çoğu hayvanlar içinde geçerlidir. İçgüdünün dışında, düşünme yeteneğiyle bilinç seviyesinde sorgulama yapıldığı sürece nitelikli olabilir insan. Doğru eğitim ve doğru kültüre sahip olunmadan, rastgele sorgulamaların hepsi içgüdüselliktir. İşte insan bu noktada nasıl düşünmeliyim diye kendisinde başlatmalıdır sorguyu. İnsan niteliğiyle ilgili somut bilgiye ulaşabilmenin doğru yöntemi, ilkel ve modern topluluklarının düşünce, sorgulama, yaşam şekilleri incelendiğinde daha net anlaşılıyor
Yapay Zeka Bakışı
https://www.google.com/?hl=tr
Niteliksiz toplumların belirgin özellikleri arasında, bireylerin eğitim seviyesinin düşüklüğü, geleneksel değerlere aşırı bağlılık, değişim ve yeniliklere direnç, bireysel sorumlulukların ihmali, eleştirel düşünme becerisinin zayıflığı, sosyal eşitsizliklerin yaygınlığı, siyasi istikrarsızlık ve kaynakların israfı sayılabilir. Bu tür toplumlar, genellikle dış dünyaya kapalı, kendi içine dönük ve ilerleme konusunda isteksiz bir yapıya sahip olurlar.
Daha detaylı olarak niteliksiz toplumların özellikleri şunlar olabilir:
Eğitim seviyesinin düşüklüğü:
Nitelikli insan gücü yetiştiremeyen toplumlar, bilimsel ve teknolojik gelişmelerden geri kalır, ekonomik kalkınmada zorlanır.
Geleneklere aşırı bağlılık:
Gelenekler, toplumun devamlılığı için önemlidir, ancak bazı gelenekler değişime engel olabilir. Niteliksiz toplumlarda, gelenekler eleştirel bir şekilde değerlendirilmeden körü körüne uygulanır.
Değişim ve yeniliklere direnç:
Yeni fikirler, teknolojiler ve yöntemler, niteliksiz toplumlarda genellikle reddedilir. Bu da toplumun gelişmesini engeller.
Bireysel sorumlulukların ihmali:
Bireyler, toplumun refahı için kendi sorumluluklarını yerine getirme konusunda isteksiz olabilirler. Bu durum, toplumun genel kalitesini düşürür.
Eleştirel düşünme becerisinin zayıflığı:
Niteliksiz toplumlarda, bireyler olayları ve durumları eleştirel bir şekilde değerlendirme yeteneğine sahip değildir. Bu durum, yanlış kararlar alınmasına ve sorunların çözülememesine yol açar.
Sosyal eşitsizliklerin yaygınlığı:
Niteliksiz toplumlarda, gelir dağılımında adaletsizlikler ve sosyal ayrımcılık yaygın olabilir. Bu da toplumda huzursuzluk ve kutuplaşmaya neden olur.
Siyasi istikrarsızlık:
Siyasi istikrarsızlık, toplumun kalkınmasını olumsuz etkiler. Niteliksiz toplumlarda, siyasi liderlerin yetersizliği veya yolsuzluk gibi nedenlerle siyasi istikrarsızlık yaygın olabilir.
Kaynakların israfı:
Niteliksiz toplumlarda, doğal kaynaklar ve diğer kaynaklar etkin bir şekilde kullanılmaz, israf edilir veya kötü yönetilir. Bu durum, toplumun sürdürülebilir kalkınmasını engeller.
Bu özellikler, niteliksiz toplumların genel bir resmini çizmektedir. Her toplum, kendi özgün koşulları ve tarihsel deneyimleri doğrultusunda bu özelliklerden bazılarını daha fazla veya daha az yaşayabilir.
 

Kategori: 

Yorumlar

Aydın Can  kullanıcısının resmi

Aydın Can (doğrulanmadı) tarafından tarihinde gönderildi

Eline sağlık Hocam.Bu nedenle ,Etkisi Bitmiş Kavramları Tekrarlayarak Yaşamanın Çaresizliği, topluma çok Zaman ve enerji kayıp ettirdi.

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

Feyza Eren’den Akdeniz’e Lirik Bir Güzel...
  Uzun yıllardır sanat yaşamını ABD’de sürdüren Feyza Eren, “Vedadır Belki” adlı, tekli çalışmasıyla yeniden...
80’LİK DULLAR-1/ Sedat ÖNCER
Çünkü nüfusu orta yaşın da çok ötesinde insanlardan kuruluydu. Beldenin tek camisinden gün yoktu ki bir sela sesi duyulmasın… Emeklilerin tercih...
ZİNE/ Nazir Atila
Zine birden telaşlandı. İçini derin bir üzüntü kapladı. Yüreği korkuyla karışık bir heyecanla atmaya başladı. “Korkma Zine, okulun reviri var,...