Demokrasiye Geçmenin Temel Şartları ve Önündeki Engeller -1-

Cemal Zöngür kullanıcısının resmi
Demokrasi; Türkiye toplumunun anladığı ya da kavratıldığı gibi birtakım şekilcilik değildir.

Demokrasi başta toplum ve bireylerin tarihleriyle yüzleşmesi demektir. Aynı zamanda gerçekçi bilimsel eğitim ve kültüre sahip olmakla beraber, maddi ve sosyal değerleri hem paylaşmak hem de yeniliklere açık kurumları inşa etmektir. Çağın şartlarına hiçbir konuda uymayan, bireylerin gerçek yaşamlarına en ufak etkisi kalmamış gerek muhafazakar düşünceleri gerekse sol ile soslanmış gelenek, alışkanlık ve tapınmaları, kültür adıyla papağan gibi tekrarlamak demokrasi değildir. Bunların hepsi demokrasi adına demokrasiyi katletmektir. En canlı örneğini Türkiye’de yüzyıldır yaşadık, yaşıyoruz.
 
Demokrasi veya insanca yaşam iddiası olan birey ve öncü kişiler, öncelikle ya kendileri bilimsel akademik bir yeterliliğe sahip olmalıdır veya bilimsel akademik bilgi birikme sahip kişilerle birlikte çalışmaya başlar. Hemen arkasından ulus ya da çoklu ulusal toplulukların bir tanesi dahi dışarıda bırakılmayacak şekilde, hepsinin A’dan Z’ye anadilleri, Tanrı, din, inanç, ahlak, kültür, edebiyat, ekonomi, ticaret, sanat, evlilik, aile, barış, savaş ve diğer tüm sosyal, siyasal gelenekleri ele alınıp, bilimsel olarak nereden nasıl geldiği ya da gerçekleştiği gün yüzüne çıkarılır. Bu gerçeklerle hesaplaşıldıktan sonra, ortaya çıkan bilimsel sonuçlara göre toplum eğitilip kültür sabi yapıldığında, ancak demokrasiyle yaşamak mümkündür. Platonun ifade ettiği gibi; eğitimsiz toplum ya da kitlelerde demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demogoglar türer. Demogoglardan da diktatörler çıkar.  Türkiye tam da bu ifadenin somut  şeklidir.
 
Özellikle Cumhuriyet yönetimleri; her iki Selçuklu, Osmanlı ve İslam’la hesaplaşmadığı gibi, bir taraftan bunları sürekli yüceltirken, diğer taraftan Avrupa demokrasi kurallarından bazılarını kendine göre soslayarak, topluma eğitim, kültür olarak vermekle, demokrasiye geçilemeyeceği kanıtlanmıştır. Çünkü demokrasi bilimsel, gerçekçi kültür, paylaşım ister. Sentez dışı devşirme eğitim ve kültürle yaşayan devletler, her zaman maddi, askeri olarak güçlü olanların yönettiği mafya tarzı devlet yapısı ile yaşarlar. Gerek geçmişten gerekse günümüzde, Türkiye’deki siyasi partiler ve devlet yöneticilerinin özgeçmişleri adaletli şekilde incelense, istisnalar dışında hepsi direkt ve dolaylı hem “Milli Mafya ile hem de Uluslararası Mafyalarla” iş yaparak toplumu ve devleti yönettiler. Temel bu olanca, doğal olarak toplumun kültürü de buna uygun şekillenip, herkes gücü yettiği yerde mafya tarzı kabadayılık yaparak adalet, ahlak, namus sahibi oldu. Böyle bir toplum, devlet, eğitim ve ahlak yapısıyla hesaplaşılmadıkça, hangi yönetim sistemi olursa olsun mafyalaşmaya devam edecektir.
 
Kendi tarihiyle hesaplaşmak derin, akademik çalışmalar gerektirdiğinden, bunun başarıya ulaşması için samimi ve kesin kararlı olunmalıdır. Bu yola çıkılırken, o toplumun demokrasiyi kavrayacak ve günlük yaşamında uygulayacak nitelikli kültür aşamasına gelmesi, on yılları alacağı iyi hesap edilmeli. Türkiye devleti ve bu devletin vatandaşı olarak yaşayan bireyler, İslam’ın şekillendirdiği masalcı kültürle hesaplaşmadıkları için, farklı hiçbir halk ve kültür kendisi olamadığı gibi kültürel nitelikleri de en diptedir.  Niteliksiz kültürlerde her zaman feodal ağa, derebey, mafya ve kompradorlar hükümranlık kurar. İşte bu tam da Türkiye’de gerçekleşti. Demokrasiden bahsedildiği halde, solundan sağına, halk katmanlarından bireylere ve devletin kendisi de  dahil, büyük bir çoğunluğun ahlak, düşünce ve yaşam şeklinde en ufak demokratik, insani pratik söz konusu değil. Bunun sebebi sahiplenilen kültürleri sorgulamadan tapınmaları. Her siyasi anlayış, her renge rahat bürünen mafya, derebey şeklinde devleti yönetti, yönetmek istiyor.
 
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu zamana kadar, gerek sağ ve dinciler olsun gerekse solcu olduğunu ifade eden anlayışların hepsi, tarihleriyle yüzleşmekten sürekli korkarken, adına ulus kültür dedikleri şu masalsı yalan hikayelerle insanları düşünemez duruma getirmeleri neticesinde, demokrasinin hiçbir kuralı oturmadı.
1-İslam adıyla Arapların din olarak uydurdukları masallara, Araplardan daha çok önem verip bu hikayelerle kendilerini avutmaları.
2-Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı’nın Türklükle uzaktan yakından en ufak yaşam ve kültürel bağı olmadığı halde, bunları Türklerin atası görüp, halka bu Arap Devşirmelerinin Türk ve Türklük olarak sevdirilmesi.
3-Türklerin kayıtlı ve belgeli gerçek tarihsel yaşamları en fazla M.Ö. 400 veya 350 yıllarında başladığı halde, bu yaşamın bıraktığı kaynakları Çin ve Rusların elde ettikleri belgelerden öğrenmeyi, Türkçülük yapanların dert edinmemesi.
4-Bu kadar yakın Türk tarih ve kaynaklar, Selçuklular ve Osmanlı tarafından neden yazılıp kayıt altına almadığını sorgulamayan Devşirme Türklüğün, demokrasi diye en ufak derdi olmadığı iyi bilinmelidir.
5-Bazı Devşirme Türk Profesörler, bu ifade edilenlerin farkına varıp, bu defa Türklüğe hizmet adıyla en ufak bilimsel, kültürel değeri olmayan büyük yalanlarla Sümerleri, Kızılderilileri, Etrüskleri ve Medleri, Türk gösterme şarlatanlığına soyunmaları.
6-Lozan; Avrupalı Galip Devletlerin düzenlediği bir Uluslararası Antlaşma olup, bu devletlerin canları kimi istemiş ise onlara devlet olma hakkını tanıdıkları, bu haktan Türklerinde yararlandırıldığı gerçeğini, Devşirme Türkler akıllarına dahi getirmek istemiyorlar. Çünkü tüm yalancılıkları ortaya çıkacak.
7-Lozan gerçeği bu şekilde olduğu halde, Kurtuluş Savaşı adıyla yalanlar üretilerek, Lozan’da kazandık kepazeliğini topluma gerçek bir tarih ve kültür olarak öğretmeleri.
8-Devşirme Türklük anlayışı laiklik, çağdaşlık ve demokrasiyi, yalnızca dış görünüme hitap eden kılık kıyafete indirgeyip, eğitimi ve kültürü yok denecek derecedeki halka, seçimde oy kullanmayı ve seçilme hakkı tanımayı, demokrasi olarak empoze etmeleri.
9-Ulusçuluk ve vatandaşlığın bilim, mantık dışı, faşist anlayışa dayanan kavramlarla, Türkiye sınırları içerisinde yaşayan herkes Türktür diyen ve farklı dil, düşünce, din, inanç, kültürleri yok sayıp yasak etmeyi, sosyal hukuk devleti olarak gösterilmesi.
10-Sosyal bilimlerden tutalım fizik, kimya ve matematik gibi alanlarda dahi, her konunun başına veya ortasına Arap İslam din masallarını yücelten  yazılar ya da makalelerin yerleştirilmesi.
11-Arap İslam dini doğası gereği her türlü laik, seküler ve çağdaş düşünce ve bilime karşı olduğu halde, Devşirme Türkler bunu bilimle sentezlediklerine inanmış gibi yapıp, toplumun bu yalanlarla eğitilmesi.
12-Solcu olan ve kendisini öyle lanse edenlerin büyük çoğunluğu, Marksizmin emek sermaye çelişkisine saplanıp, hâlâ 1800’lü yıllardaki şart ve koşullara göre hazırlanan “Komünist Manifestoyu” sürekli ısıtıp ısıtıp halkın önüne sunmaları.
13-Marksist siyasi felsefe var olduğu günden bu zamana kadar, Müslüman toplumların hiçbirisinde neden taban bulmadığını sorgulamayan sol anlayışın varlığı, Anadolu’da demokrasinin önündeki diğer engellerden birisi olması.
14-Türkiye’deki sol, laik, liberal, dinci sözde Türkçüler, her türlü eleştiriye kapalı ve tutucu hareket ederlerken, her derde devaymış gibi ideolojik radikalizmi dayatmakta en ufak sakınca görmemeleri. 
15-Türkiye’de sözde savaşa, etnik kırıma karşıtlık adıyla, Filistin’e destek amacıyla sokağa çıkan kitleler, Devşirme Türkler tarafından yüzyıllardır Kürtlere, Alevilere, Süryanilere, Ermeni vb. halklara fiziki ve psikolojik katliamlar yaptığı halde, bu kitleler bir gün dahi sokağa çıkmadılar. Böyle bir toplumsal yapının varlığı demek, her bakımdan derin bir niteliksizlik içerisinde, kültür denmeyecek masallar batağına düşüldüğünden, esasında bunların demokrasi diye bir dertleri hiç olmadı.
 
Dinler de dahil her siyasi düşünce için ideolojik örgütlenme temel katalizör görevine sahipken, bu demek her zaman ideolojik yaşanacak anlamına asla gelmemektedir. İdeolojilerin  bir zaman sınırı olduğu, o sınıra kadar bir şeyler yapsalar da yapmasalar da o andan itibaren, kendilerini fesih etmek zorundalar. Ya da içerisinde bulunulan çağa uygun ve bölgesel, küresel gerçeklikler dikkate alınarak, yeni siyasal teorilerle devam etmelidirler. Fesih etmeyenler marjinalleşerek zamanla kaybolduklarını hepimiz biliyoruz. Türkiye’de özellikle sol ideolojiler, tam tersine hepsi sonsuza kadar ideolojik yaşamakta ısrar etmeleri neticesinde tarih, kültür hesaplaşması akıllarının ucuna dahi gelmiyor. “Demokratik Komünal Kültürel Yapıya” Türkiye vb. ülkelerin neden yüzyıllardır geçemediklerinin nedenleri ve engelleri  özet olarak bu şekildedir. Sıralanan ve daha sıralanacak masallarla hesaplaşıp temizlenmedikçe, iki yüzyıl sonra da demokrasiye geçilemeyecektir. Türkiye’deki bu durumun daha net anlaşılması için, Avrupa ve bazı Asya ülkelerinin demokrasiye nasıl geçiş yaptıklarına göz atalım....  Makalenin devamı ikinci bölümde yayımlanacak.
 
Cemal Zöngür
Kaynaklar:
Alaeddin Şenel – Siyasal Düşünceler Tarihi. Bilim ve Sanat Yayınları
Mircea Eliade – Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi 3 Cilt. Kabalcı Yayınları
Alaeddin Şenel – İnsanlık Tarihi. İmge Yayınları
Abdullah Öcalan – Kapitalist Uygarlık, Maskesiz Tanrılar ve Çıplak Krallar Çağı
 

Kategori: 

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...