
anadilleri ve bu dil ile icat ettikleri kültürel yapıları belirler. Devşirme dil ve dine dayanan ulusal yapılar zehirli atık gibidir, bulaştığı her şeyi öldürdüğü için, din temelli olup gerçek anlamda gelişmiş bir ülke ve toplum dünyada görülmüş değildir.
Ailede ve okullarda altı yaşından itibaren çocuklar Allah, din, cin, cehennem vb. masallarla korkutularak eğitildiğinde, insan bilincinin yarısı tamamen ölüyor. Kalan yarısı da sıradan ego ve duyguları ancak yerine getirmektedir. Bu temelde yetişen çocuklar olgunluk yaşamında, doğru düzgün hiçbir konuda akıl yürütemez. Bu yüzden dini toplumlar dünyanın en geri halklarıdır. Bir de buna yabancısı olduğu dil ve dinle yaşam eklendiğinde, artık o halkı uyandırmak mahşere kalmıştır. Yüzyıldır Türkiye toplumu bu yüzden bir türlü uyanmadı. Anadil ve dinin işlevine baktığımızda, hangisinin insan gelişimini sağladığı daha net anlaşılmaktadır.
Anadil: Spesifiktir; özel, mahsus ve düşüncenin gelişmesini sağlayan temel bilim aracıdır. Anadili sadeleşmemiş toplama kelimelerle konuşan toplumların, düşünce yapıları ve akademik nitelikleri yok denecek kadar düşüktür. Çünkü istisna kelimeler haricinde yabancı kelimelere dayanan mantalite, farklı dil ailelerine kolayca uyum sağlamadığından, konuşma ve düşünce gelişimi zayıftır.
Din: Statiktir; durağan, basma kalıp, yalan masal ve hikayelerle oluştuğundan, düşünceyi öldüren en etkili zehridir. Bu yüzden İslam toplumları düşünen, sorgulayan insanların çoğalmaması için, İslam’da reformu ve rönesansı asla kabul etmezler.
Bu konuyu dizi şeklinde, bölge ve kıta halkları üzerinde somutlaştırdığımızda, konu daha iyi kavranmış olacak.
1-Türkiye ve Orta Doğu Halklarının Ulusal Kültür Nitelikleri.
2-Afrika Halklarının Ulusal Kültür Nitelikleri.
3-Amerika Kıtası’ndaki Halkların Ulusal Kültür Nitelikleri.
4-Asya ve Uzak Doğu Halklarının Ulusal Kültür Nitelikleri.
5-Avrupa Halklarının Ulusal Kültür Nitelikleri.
1-Türkiye ve Orta Doğu Halklarının Ulusal Kültür Nitelikleri.
Türkiye gibi ülkelerin bin yıldır gelişmeyip yerinde sayması ve kültürel niteliksizliğinin temel nedeni, Anadilden uzak, devşirme dil ve din ile yaşayıp, bundan son derece gurur duymalarıdır. Halbuki dinler durağan (Statik) ve uydurmalara dayanan masallardan ibaretken, Anadiller ise bilimsel, öğretici ve ufuk açıcı, (Spesifik) düşüncenin ana katalizörüdür. Bu açıklamadan yola çıktığımızda, bir toplum yabancısı olduğu farklı bir din, dil ve bu dilin kelimeleriyle konuşması, merdiven altı ürünler gibi sahtedir. Söz konusu toplumların kimlik, kültür, vatan sevgisi, dostluk, demokrasi, çağdaşlık ve modernlikleri, aynı şekilde tamamen sahte ve çıkara dayanır. Basit çıkarına ters olan her durumda, tüm değerini ayağının altına alır bu tarz yetişen toplum ve bireyler.
Türkler Anadolu’ya gelmeden önce, gerek Anadolu’da gerekse Orta Doğu ve Mezopotamya’da hem Paganist dini inançlar vardı hem de tek tanrılı dinler. Özellikle tek tanrılı dinleri icat eden halklarsa Yahudi, Asuri-Süryani ve Araplardır. Her üç tek tanrılı dinler; dünya toplumlarının %98’inin eğitim ve okuryazar olmadığı bir çağda, kutsal kitaplar ve kutsal ayetler dedikleri her türlü yalanı, hiçbir engele takılmadan toplulukları ikna ederek, arkalarından sürüklemeleri düşünülenden de kolay gerçekleşmişti. Çünkü istisnalar dışında sorgulayacak düşünceye sahip nitelikli insan yoktu. Temeli her türlü yalanla atılan tek tanrıcı dinler; hem Orta Doğu’da hem de Anadolu’da hakim olduklarından, Anadolu’ya gelen gelmeyen çoğu Türkler, İslam’ı kabul etmeleri neticesinde, kendi dil ve kültürlerindeki mevcut olan değerleri tamamen kaybettiler.
Şayet Yahudiler ve Süryaniler bölgeden, Avrupa ve diğer kıtalara sürgün edilmeseydiler, Araplar gibi bağnaz şekilde yaşamaları büyük ihtimaldi. Avrupa’ya sığınmaları neticesinde, Avrupa’nın laiklik ve sekülerizmini kabul etmek zorunda kaldılar. Araplar başta olmak üzere diğer Müslüman hiçbir ülke, bugün dahi laiklik ve seküler reformları kabul etmiş değiller. Araplar; kendi dillerini ve dinlerini yaşattıkları halde, her bakımdan dünyanın en geri ve aşağı görülen toplum olmaları, yalan hikayelerle dolu dini masalların, dillerini ve bilinçlerini köreltmesinin bir sonucudur. Bu durum kendi dil ve dininden uzak, Arap İslam mantığıyla yaşayan Türk, Kürt vb. toplumlarda, daha anormal bir devşirme mantık yarattığını, herkes kendi ahlâk ve yaşam kalitesinden rahatlıkla anlayabilir.
Türkler Anadolu’ya küçük topluluklar şeklinde 1100 yıllarından itibaren, çeşitli zaman dilimlerinde yerleşmeye başlardılar. Bu tarihsel sürece geçmeden, Türklerin kendi anadilleri olan Türkçe ile nerede, ne zaman ve kaç yıl yaşadıklarıyla ilgili özet bir tarih bilgisi vermek daha anlaşılır olacaktır.
Türkler Orta Asya’da M.Ö.500 ya da 300’lü yıllarda dünya sahnesine çıkmışlardır. Bu tarihten önce Türkler, diğer kılan ve kabile toplulukları gibi bulundukları coğrafyada dilleri, kültürleri gelişmemiş şekilde yaşıyorlardı. M.Ö.220’li yıllara gelindiğinde, Türk Hakan Teoman’ın liderliğinde ilk Türk Devleti kurulmuştur. Doğal olarak bu Türk devleti birçok konuda gelişmemiş bir devlet iken, Türklere sağladığı tek avantaj, onlarca Türk kabile ve boylarını birleştirmeyi başarmıştır. Teoman’ın yaştan kaynaklı ölümü sonrası, M.Ö.209 yılında oğlu Metehan devletin başına geçmiştir. Devamında M.S.376 yılından itibaren Kama Tarkan, Baman ve Atilla tarafından Batı (Avrupa) Hun imparatorluğu kurulur. Dörtyüzlü yılların sonunda Atilla’nın Batı Hun İmparatorluğu dağılınca, bu defa M.S.552 yılında, İstemihan ve Bumin Kağan kardeşler, Göktürk Devleti’ni kurarlar. M.S.750 yıllarına kadar bu Türk devlet ve imparatorlukları, kendi Alfabeleri olan Göktürk Çivi Yazısını kullanıp halklarını Türkçe ve Şamanist din kurallarına göre eğitmişlerdir. M.S.750 yıllarında Göktürk Devleti’nin dağılmasıyla, Türklerin büyük bir bölümü Ön Asya (Iran Sınırları) steplerine doğru göçe başladılar. Bu bölgede en az 271 yıl devletsiz ve dağınık şekilde yaşayan Türk Boyları, İslam Emevi ve Abbasi Devleti’nin buralara hakim olmaya başlamasıyla, Ön Asya’daki Türklerin çoğunluğu, İslamlaşırken Farsça ve Arapça dili konuşup, kendi dillerini unutmaya başladılar.
1030 yılında Ön Asya’da yeniden kurulan Büyük Selçuklu Devleti, Farsça dil ve İslam geleneklerini resmi olarak kabul edip bu mantalite ile yaşamaları neticesinde, Türklerde Devşirme yaşam ve anlayış böylece resmi olarak başlamış oldu. Anadolu Selçuklu ve Osmanlı’nın bu devşirme mantığını kabul etmeyen 6 veya 8 Türk boyu, sürekli devşirme Türkler tarafından saldırı ve katliamlara maruz kaldılar. 1923’te kurulan sözde en modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti dahi, İslam’a karşı gerçek bir reform ve rönesans ilkesini kabul etmemesi neticesinde, Türkçe denilen dil ve kültürel yapı tamamen devşirme kaldı.
1171’den itibaren Selçuklu ve Osmanlı’nın Anadolu’da toprak parçası kazanması, devşirme mantığın doğru olduğu anlamına asla gelmez. Bu yüzden Cumhuriyet yönetimi de aynı mantığı sahiplenip, resmi dil olarak okutulan ve öğretilen Türkçede, gerçek bir sadeleştirme yapmamıştır. İslam din ve Arapça dile ait ayetler, hadisler, deyimler, kelimeler ve gelenekler olduğu gibi yaşatıldı. Daha farklı bir örnek, dünyanın gelişmiş üniversiteleri içerisinde bir tane, Türk üniversitesi bulunmaması, Türkiye’de demokrasi, siyaset, çağdaşlık, solculuk, laiklik gibi önemli her şeyin sahte ve yalandan ibaret olmaya devam etmesinin bir sonucudur.
Bugün okumuşundan okumamışına kadar her Türkiyeli insan, toplumun büyük bir ahlâk çöküntüsü içerisinde olduğunu ifade ediyorsa, sıralamış olduğum devşirme Türk dili, masallarla dolu İslam dini ve geleneklerine dayanan ahlâk anlayışının bir eseridir. Türkiye Cumhuriyetini kurup yönetenler, laikliği anayasalarına koydukları halde, İslam bağnazlığına karşı gerçek bir reform ve rönesansı kabul etmiş değiller. Anayasada laiklik ve demokratik hukuk devlet ibaresi yer aldığı halde, İslam dini de aynı şekilde yer alıp, Türkiye’de yaşayan herkesin İslam ve Devşirme Türk olduğu en büyük övünç kaynağı yapılmıştır. Bu mantık gerek Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle gerekse diğer tüm devlet kurumlarında, en meşru din, kültür, ulus değeri olarak gösterilip, okullarda çocuklara öğretilmesi. Böylece Türkiyeli çocukların beyinleri, çocuk yaştan itibaren Arapça İslami dini kelimelerle uyuşturulup, sorgulayamayan itaatkâr korkak kölelere dönüştürülüyor.
Daha da somutlaştıracak olursak; evlilikler, düğün, doğum, ölüm, bayram, tören, komşuluk, arkadaşlık, devlet ve özel kurumların kuruluş ve yönetim şekli, siyaset, ibadet; her türlü deyim, söz, mizah, kinaye, ironiye kadar hepsi, İslam Arap mantığına dayanan kelime ve geleneklerden ibarettir. Bunun neresi Türk kültürüdür? Bu tarz toplumlarda bin yılda geçse doğru, gerçek hiçbir değişim, kültür, ahlâki düşüncenin gelişmesi mümkün değildir. Kendine Türküm veya başka bir halkım diyenler ve de demokrasi sorunu olanlar, artık bu gerçekleri görüp kendi değerlerine sahip çıkmalıdırlar. Şayet bu uyanış şimdiden gerçekleşmez ise, halkların öz değerlerinden hiçbir şey kalmayacağı iyi bilinmelidir.
Cemal Zöngür
Kaynaklar:
Anlam Karmaşası ve İletişim Sorunları: Yabancı kelimeler ve onların yerine önerilen Türkçe karşılıklar zamanla anlam ayrışmasına uğrayabilir. Bu durum, "eş anlamlı" olduğu düşünülen iki kelimenin aslında farklı bağlamlarda ve farklı anlamlarda kullanılmasına yol açarak iletişimde netliği azaltabilir.
Dil Bilincinde Zayıflama: Özellikle internet ve sosyal medyanın etkisiyle yabancı kelimelerin kontrolsüz kullanımının, "dil-düşünce ilişkisini zayıflattığı" ve "Türk kültürünün bozulmasına" paralel olarak dilde hızlı bir bozulmaya yol açtığı eleştirileri bulunmaktadır. Toplumsal Algıda Ayrışma: Dildeki bu ikilik, kullanıcılar arasında bir "eski-yeni", "muhafazakar-modern" ayrımı yaratarak toplumsal algıda ayrışmaya neden olabilir.
Ali Şeriati- Dinler Tarihi. Seçkin Yay.
İ. Zeki Eyupoğlu- Tasavvuf Tarikatlar ve Mezhepler Tarihi. Der Yay.
İhsan D. Dağlı-Ortadoğu’da İslam ve Siyaset. Boyut Yay.
Adil Ali Atabay- İmam Caferi Sadık Buyruğu. Can yay.
Kitabı Mukaddes Şirketi- Orhan matbaacılık.
İncil-Yeni Yaşam Yay.
E. Hamdi Yazır-Kuran-ı Kerim ve Yüce İlmi Hali. Huzur Yay.
Felicien Callaye-Dinler Tarihi. Varlık Yay.
Alaaddin Şenel- İlkel Toplumdan Uygar Topluma. Birey Toplum Yay.
Muharrem Ergin- Türk Dili Ders Kitabı. Bayrak Yay.
Ali Kemal Meram- Padişah Anaları. Toplumsal Dönüşüm Yay.
Yalçın Küçük- Türkitye Üzerine Tezler. 5 Cilt. Tekin Yay.
Yalçın Küçük- Aydın Üzerine Tezler. Tekin Yay
Mircea Eliade- Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi. Kabalcı Yay
Cemal Zöngür – Türkleri Yeniden Tanımak. Ozan Yayıncılık.






