Binbir Pencereden İnsan

Ayhan Çakmak kullanıcısının resmi
Daha çocuktum. Köyümüzün en yaşlısı, bilge insan Ahmet amca babamın yakın arkadaşıydı. Devamlı bize gelir kürsüsünü alarak pencerenin önünde oturur, karşıdan gelip gidenleri seyrederdi.

O konuştukça etrafı kalabalıklaşır, herkes onu heyecanla dinlerdi. Amca meseller anlatır, deyişler okur, dünyanın yaratılışından, insanoğlunun gelişimine kadar adeta bir öğretmen edasıyla bilgi verirdi.
Abim bir gün “Amca yaşın hayli ilerledi, bu dünyada ne gördün ne anladın?” diye sorunca, amca da “Bak sabahtan beri bu karşıda uçan kuşları, gelip giden hayvanları, sallanan dal ve yaprakları, durmadan koşturan insanları görüyorum. Dünyada bu pencere gibidir. Bakıp geçip gidiyoruz Kimi iyi görür, kimi hiç görmez, kimi de işine geleni görür.” demişti.
Eylem Ayık’ın “Binbir Pencereden İnsan “adlı öykü kitabı bana Ahmet amcayı hatırlattı.
Ayık, dünyaya bir pencereden değil binbir pencereden baktığı gibi bütün dünyayı gözümüzün önüne seriyor. Dünyayı anlamaya, değiştirmeye çalışan filozofları, düşüncelerini aktarırken okuyucuyu hiç sıkmaz, bilakis o söz üzerine uzun uzun düşündürür. İnsanlığın hakikat yürüyüşünü anlatırken, eski Antik Çağ filozofların “insan olma” deyişinin Anadolu toprağında filizlendiği, Anadolu evliyalarının “insanı kâmil olmak” için yollara düştükleri, bir lokma, bir hırkayla yaşadıklarını anımsarız. Filozof Spinoza’nın “İyilik insana ebediyete kadar sürekli ve yüce bir sevgi sağlayacaktır” sözü Pazarcık’ın bir köyünde âmâ Elif Ana’nın “İyilik iyidir” değişiyle örtüştüğünü hemen anlarız.
Ayık, okuyucuyu insanlık yürüyüş labirentinde Avrupa’dan Çin’e kadar gezdirirken hiç yormaz bilakis keyif aldırır.  Okuyucu kendisiyle hesaplaşır derin düşüncelere dalar, bilgisini süzer, aslında bir şey bilmediğini anlar tekrar sayfalar arsında kaybolur. Bir elinin altında da ansiklopediye sık sık bakma zorunluluğunu hisseder.
Ayık‘ın öyküleri öğreticidir, bir anlamda yol göstericidir.
Toplumun geleneksel tabularını hiç çekinmeden yargılar: kadın bedenini ona ait olduğu, yaşam tarzını da kendi belirleyeceğini anlatırken, orasını burasını doldurup dudaklarını uzatarak fotoğraf çeken kızlarla da ince ince dalgasını geçer.
Ayık “Öz Sevgi ve Bedensel Tatmin” adlı öyküde kadının kendi yaşamını kendi belirlemesi, bazı kesimlerde konuşulması bile “ayıp” olan konuları cesaretle anlatırken ders vermekten de geri kalmaz “Mutlu olmayan kadın mutlu ve sağlıklı çocuk doğuramaz, erkekleri de mutlu edemez. Bırakın kadın sevsin, okşasın, sevişsin, istediği yerini sergilesin. Vücut ona ait sana laf düşmez.” der.
Söz kadınlardan açılmışken bir anlamda kitap büyük ölçüde kadın öyküleriyle hayli zengin. Arnavutluk’ta bir gözünü öğrenci olaylarında kaybetmiş Dua Kadın inancıyla, gençlere Arnavutluk’un bağımsızlık mücadelesinde Enver Hoca’nın rolünü anlatması, o dönemdeki eşit yaşamdan söz etmesi, yardımseverliğiyle adeta konuşan tarihti. “Bizi Birleştiren Kadın Olmamız” öyküsünde altı farklı ülkeden gelen on dört kadının bir araya gelmesini konu eder. Altı ülkede sorunlu başta kadın yaşamının tehlikede olduğu, savaşları acımasızca hâlâ devam ettiği bölgelerdir. Her kadın bir dert küpüdür. Afganistanlı Dilara kadının acıları adeta insanın kanını donduruyor. İki kardeşini Afganistan’da bir ormanda diri diri ateşe, kızını Suriye-Türkiye arasında bir dağda karlara, torununu ve damadını Ege’nin azgın sularına kaptırmıştı.  İnsanların bu zulümlere seyirci kalmasını eleştirir. “Onun anlattıkları ruhumu dondurmuştu. O konuştukça ben sustum. Dilini bağlayan ipin kalınlığından habersiz ne kadar duyarsız, yaklaşmıştım bugüne kadar ona.” der. “Transgender Doğmak” öyküsünde Luisa’nın Luca olması, kendi öz kişiliğine kavuşabilmesi için verdiği mücadeleyi büyük bir ustalıkla anlatan Ayık, insanı adeta hayretler içinde bırakıyor. “Çapulcu Ana” öyküsünde de karnındaki bebeğine daha doğmadan yaşamın zorluklarını anlatırken, bana Ahmet Arif’in torununa söylediği “Bunlar, aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır, tanı bunları, tanı da büyü…” şiirini hatırlattı. Özlem Ana bebeğine beraber mücadele ettiğini ona minnettar olduğunu belirtirken “Umuyorum ki bebeğim, bugün olduğu gibi yarın da el ele, kol kola haksızlığa, adaletsizliğe hep beraber göğüs gereceğiz. Gereceğiz ki özgür ve mutlu günleri beraber yaşayabilelim.” der.
Ayık’ın öykülerinde insanlığın tabular, kültürler, gelenekler, alışkanlıklar adına kendi yaratıp sonra da yıkmak için verdiği mücadeleleri göreceksiniz. İnsanın kendi yarattığı değerleri, liderleri nasıl putlaştırdığını tekrar onların esiri olduğunu okurken gülerek düşüneceksiniz.
“İnsan olma” ya da “insani kâmil olma” yolculuğunda bir modern Evliya olan Eylem Ayık bu görevi başarıyla yerine getirmiş. Bildiğimiz, yaşadığımız birçok konuyu öyle çarpıcı bir dille anlatmış ki elinize kitabi alırken bırakmak veya kitabın bitmesini adeta istemezsiniz
Eline sağlık, kalemin hep güçlü ve şen olsun.
Fikret Güneş

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...