
Ve böyle bir dünya hayaliyle yaşamak ne güzel
Ne büyük bir zenginliktir
Aşka ve hayale şükür”
Cafer Demirtaş
Adil Okay
CAFER DEMİRTAŞ’IN “MANDALA”SI *
"Zorun çağındayız / Zorun çağındayız / Havada faşist bulutlar / Çağın zorundayız/ Çağın zorundayız/ Ey yanağımızda biten lotus çiçeği / İliklerimizde fetusu devrimin..." Cafer Demirtaş
Politik tutsakların seslerinden, sözlerinden, çizgilerinden oluşan “Karanlıkta Kahkaha” adlı karma sergiyi açmak için Paris yolculuğuna hazırlanırken yanıma Cafer Demirtaş'ın yeni çıkan şiir kitabı Mandala'yı aldım. Yollarda ve sergi hazırlığı esnasında verdiğim molalarda Demirtaş'ın şiirlerini okudum. Şiirli türkülü dost sohbetlerinde bazı şiirlerini kendi sesinden dinlemiş, bazı şiirlerini de sosyal medyada okumuştum. Ama bu denli biriktirdiğini bilmiyordum. Beklediğimden daha güçlü bir sesle / nefesle karşılaştım. Kitap yayınlamakta neden böyle geç kaldığı için de ona sitem ettim. Ortalık “suya sabuna dokunmayan – fotokopi şiir”lerden geçilmezken, Demirtaş gibi şairlerin sesi geniş okur kitlesine ulaşamıyor ne yazık ki. Bunun nedeni de ayrı bir yazı konusu.
Demirtaş’ın şiir serüveni çocuk yaşlarda başlamış. Halk ozanlarının atışmaları arasında büyümüş. Alevi Dedeleri’nden nefes almış. Hayyam’dan Rimbaud’ya, Pir Sultan’dan, Yunus Emre’ye, Nazım Hikmet’ten Ahmed Arif’e, Gülten Akın’dan Sennur Sezer’e kadar değim yerindeyse hatmetmiş. Buna rağmen biriktirdikleri, okudukları, dinledikleri dünyayı anlamakta, kavramakta yetmez olunca Yunan Mitolojisine sonra da Marks’a ve Engels’e başvurmuş.
Ve Demirtaş nihayet, 60 yaşını geçince tanıyanların ısrarı üzerine şiirlerini kitap olarak yayınlatmaya karar vermiş. Sidelya Yayınevi de destek olmuş. Ne iyi yapmış.
“Sınırsız ve sınıfsız bir dünyanın ütopyasıdır bu / Ve böyle bir dünya hayaliyle yaşamak ne güzel / Ne büyük bir zenginliktir / Aşka ve hayale şükür” s.15
Demirtaş şiirinin (sürekli gelişen / değişen) kendine özgü bir poetikası var. Özgün soyut ve somut imgeleri okuyucuyu şiirin katmanlarına davet ediyor. Şiirin tamamlamasını genelde okura bırakıyor. Kimi şiirinde metafiziğin, gnostik / teosofik inancın / kurgunun (kitabına Mandala adını vermesi de tesadüf değil), kimi şiirinde de Marksist diyalektiğin izleri hissediliyor. Alevi öğretisinden, Yunan mitolojisine oradan bilimsel sosyalizme uzanıyor.
Velhasıl Demirtaş dünyayı, insanı anlama - anlatma serüveninde, şiirde durmadan yol arıyor, yol alıyor. Ararken de sosyal olaylara, trajedilere ayna tutuyor.
Birkaç örnek vereyim:
“Koynumda Munzur yontusu / Biliyorum / Oracıkta / İsyanın burçlarında şâki mendiliyle / Al Gülistan olacağım / Sinemde Celâli kokusu” s. 17
“Üşüyor Tavesin / Işıklı çocukları / babaların bıyıklarını / Ayaza vurdu namus / Lâleş karanlık / Lâleşte kan yağar / Kirpiğine seherin / Ah Şengal / Eteklerine ah düşeli / Gözlerini çekip gitti dünya…” s. 42
“Acılar çocukluğundur Liza / Acılar hep kara oyun / Acılar Deyr El Zor’da çöl kuşları” s.111
Öyle ya sanat her dönem hem insanlığa ayna tutmuş hem de toplumsal altüst oluşlara tanıklık yapmıştır. Demem o ki bir sanatçı, örneğin Cafer Demirtaş eserleriyle değerlendirilirken, yaşadığı dönemle, toplumsal alt üst oluşlarda aldığı tavırla (yukarıda verdiğim örnekler gibi) birlikte de değerlendirilir. Diğer yandan edebiyatın, resmi tarihin dışında gerçek tarihin yazılımına katkı sunduğunu da biliyoruz. Tabi bu katkı kimi zaman sansür, oto-sansür nedeniyle yerine ulaşamıyor. İktidardan açık çek alan tekelci sermaye “sanatın içini boşaltmak, sanatçıyı ehlileştirmek için” devasa bir “Sanat Pazar”ı kurmuş ve oradan (yine sanat adına) para devşiriyor. Devşirdiği paraların küçük bir bölümünü de “meta”laştırdığı sanata- sanatçılara aktarıp kalemşor kazanıyor, muhalif yazarların, şairlerin sanatçıların sesini kesmeye çalışıyor. Kimi zaman da başarılı oluyor. Örneğin 12 Eylül darbesine direnen aydınların / sanatçıların bir bölümü, 1990’larda neo-liberalizmin dünyada zaferini ilanından sonra, sosyal izolasyonun dayanılmaz sancısına katlanamayıp tekellerin ve devletin kalemşoru olma yolunu seçmişlerdir.
Ama iyi ki Cafer Demirtaş gibi “kral çıplak” diyen şairler, yazarlar var. Dergiler, gazeteler var. Siyasi zora ve mahalle baskısına direniyor ve üretiyorlar.
Sonsöz de yine kadim dostum Cafer Demirtaş’tan olsun. Yolu açık olsun. Bizi yeni bir kitap için 60 yıl daha bekletmesin.
“Maskeli kötülük / Adabı takınmış / Bir talan şapelidir / Modernizm” s.35
“Oysa ben haykırmak ve söz sürmek istiyorum olanca sesimle / Çağın çığlığını kentin en çıplak sokaklarında / Komünist bir pankartın şakağını ateşleyerek…” s.119
“İnandım / Uyandım / Dineldim / Umarı yok köpüreceğim / Kalbi kırık toprağın / Gövdesine yağacağım / Ve aşk biteceğim yeryüzüne / Aşk biteceğim.” s.88
25.05.2025
*Güney Dergisi s. 113
Künye:
Mandala, Cafer Demirtaş, Şiir, Sidelya Yayınevi, 2025, İstanbul