Karanfilin İzi Kaldı: Yara İzlerini Yazmak

Alihan Demir kullanıcısının resmi
Edebiyatta türler arasında kolay gibi görünen türler vardır. Öykü ve şiir bunlardan iki tanesidir. Bu iki türde kalem oynatmak, kolay göründüğü için yazmaya meyledenlerin ilk başvurduğu türler olmaktadır. Bu yığılma, bu türlerde bir kalabalığa neden olduğu için iyi eser ve kötü eser arasında iyi eseri biraz da görünmez kılmaktadır.

 

Erman Şahin ‘in Romanoku’ dan çıkan ‘’Karanfilin İzi Kaldı’’ adlı öykü kitabı da bu yığılma içerisinde gözden kaçırılmaması gereken bir eser olduğu için bu eser üzerine birkaç söz söylemek istedim. Eser, on dört bağımsız ve müstakil öyküden oluşuyor. Her öykünün kendi bahçesi ve kendi pencereleri var. Bu yazıda öykülerin açıldığı pencereden görünen manzarayı açmak istedim. Yazarların ilk eserleri çoğunlukla teknik ve üslup bakımından hatalar barındırabilir. Bunların deşifre edilmesi ardıl eserler için bir rehber özelliği taşır. Bu yüzden buradaki eser eleştirisi her şeyden önce eserin bıraktığı izi sürmek amacı taşımaktadır. Burada yakaladığım ilk iz, her bir öykünün toplumsal bir katmana, derde , coğrafyaya ama en önemlisi toplumsal bir yaraya çevrilmiş olmasıdır. Toplumsal olaylardan masum bir hayvana oradan da nostaljik bir maziye, kadın meselesinden darbelere, 1 Mayıs’tan toplumsal ilişkisizliklere, toplu kıyımlardan yürek yıkımlarına kadar geniş bir yelpazaden seçilmiş olması; mutlaka vurulacağımız bir alan yaratıyor. Toplumsal yıkımların bireydeki etkilerine değinen buna benzer eserleri görünür kılmak gerekiyor. Benim de ilk vurulduğum öykü, Uzak öyküsü oldu. Zemin katlara depolara sığınaklara bodrumlara sıkışan bir toplum metaforu ve gerçeği halen kanayan bir yaradır. Sanatsal eserin hızla yazılması, birikimsiz yazılması veya kontrolsüzce heyecana kapılarak hemen üretimi, o eserin en büyük handikapıdır. Yazar ne yaparsa yapsın bu ilk çocuğundan kopamaz. Zira eser, adım adım onu takip edecektir. Erman Şahin’in bu ilk eseri bu anlamda gelecekte yazarı için gurur duyacağı bir eser olacaktır. Çünkü yazar acele etmemiştir. Yazar, on dört bağımsız öyküyü oturup düşünmüş ve ince eleyip sık dokumuştur. Üzerine çalışılmış ve sözcükler tekrar tekrar çıkarılıp yerine başkaları konulmuş gibidir. Burada dil işçiliği gözden kaçırılmamalıdır. Bu yönüyle eser kendini gereksiz süslemelerden arındırmış durumdadır. Dil açısından özellikle çoğul eklerinin fazlaca kullanılması eserin ritmini arttırıp anlamı genişletse de teknik açıdan bir yorgunluk bıraktığını söyleyebilirim. Bir öykü ismi olan ‘’Yalnızların ve Delilerin Trajedisi’’ adlı öyküde çokça karşımıza çıkan bu durum, öykü ismine de sirayet etmiştir. Sanatsal eserde hem yapım eklerinin hem de çoğul eklerinin fazlaca kullanımı, ham sözcükten uzaklaşmaya neden olduğu için eseri durağanlaştırmaktadır. Sözcükler arasında bir uyum sağlama ve anlamı çokça yere gönderme açısından sağladığı faydaya rağmen yine de eklerin tercih edilmesi eseri ağırlaştırmaktadır. Birinci öykü olan Ses öyküsü şizofreniye dönen bireylerin ilişki çıkmazını betimlemek açısından vurucu bir etkiye sahip. Modern bir tarz olarak öyküye giren içdöküm, burada ilişkinin dökümünü vererek eser boyunca devam eden sarsıcı cümlelerle son buluyor. İkinci öykü Umut ise hepimizin her şeye rağmen ayakta tutmaya çalıştığı kendi iç umudumuzu yeşerten cümlelerle devam ediyor. Üçüncü öykü Film Bitti ise çok katmanlı yapısıyla ve karakter zenginliğiyle küçük bir roman denemesi olarak algılanabilir. Burada Şair Hasan Temiz’den alınan dizeler, yerli yerine oturmuş gibidir. Dizeler mi öyküyü yazdırdı yoksa öykü mü şiire denk geldi bilinmez ama birbirini anlayan yüreklerin buluşması olarak yapboz gibi denk gelen bir edebi kesişme olarak da okunabilir. Esasında bu öykü, tabelanın sökülmesi üzerinden metaforlaşarak nokta atışı bir öykü olabilirdi. Anahtar Deliği öyküsü, küçük şeylerle mutlu olan insanların çocuk ruhunu açığa çıkararak alt metinde içinde kaybolduğumuz hızın ve hazın savurgan dünyasına karşı masum bir gülüşü kutsamaktadır. Öyküler benzer aforizmalarla devam ederken dikkatimizi çeken başka bir detay ise yaşanan toplumsal olayların edebiyattaki yansımaları olarak okuyabileceğimiz Karanfilin İzi Kaldı eseri, bu misyonunu doğru bir şekilde aktarmıştır. Eser, ayna üzerinden dönem öyküsü olarak kabul edilebilir. Ülkenin son on yılının özeti, öykülerin özetidir. Bu yönüyle yazar, makul ve efendi bir dil seçerek mesaj algısına ve slogan dilinden uzaklaşarak durum ve olay ağırlıklı bir derlemeyle eserini inşa edebilmiştir. Burada fazlaca arınmış bir dil, okura ideal olanı mı yansıtmıştır yoksa gerçeğin daha kibar sunumunu mu yapmıştır bilinmez fakat yeraltı dilinin etrafında gezdiği ve sözcüklerini otosansürle bilediği görülebilir. Bu durum mekanların ve karakterlerin yazarın lokalinden uzaklaşmadığını da göstermektedir. Kitap, cezaevi, şiir, kitapevi, sanatçı, müzisyen, şarkı, film vb yazarın kendi gerçek dünyasının mekanları ve kavramları olan sanatsal ifadeler; yazarı kendi alanına hapsetmiş durumdadır. Bu yüzden Uzak öyküsü yazarın uzanabildiği en uzak coğrafya ve karakter olarak ön plana çıkmaktadır. Bunun yanında yaratılan Yıldırım Karagül karakteri, okurun gözünde canlandırabileceği belki acıdığı belki de güldüğü bir karakter olarak canlı canlı karşımızda durmaktadır. Diğer karakterlere nazaran belirginleşen bu karakter, eser bitiminde akla kalandır. Romana göre karakter inşa alanı dar olan öykülerden bir karakteri belirginleştirmenin zorluğu göz önüne alınırsa Erman Şahin, gelecekte buna benzer karakterler yaratabileceğini göstermiştir. Öyküyü güçlü kılan kemik yapının dili olduğu düşünülürse esere serpiştirilen birkaç cümleyi anmadan geçmemek lazım. ‘’Gidenler, kalanların kabuk tutmayan yarasıydı. ‘’ ‘’Silahlar susunca herkes savaşın bittiğini zanneder.’’ ‘’Yola çıkarken kendisine ait olan dili de evlerinde bırakmıştı. ’’ gibi vurucu cümleler eserin şiirsel yapısını geliştirip eserin edebi niteliğini yükseltmiştir. Bunlarla beraber esere gizlenmiş felsefi az ve öz ifadeler, yazarın çok şey anlatmak isteyip kısaca gerisini okura bıraktığı ifadeler olarak değerlendirilebilir. Bu yönüyle anlatacağı birçok şey olduğu izlenimi veren Şahin, öykü için yüklü olduğunu hissettiriyor. Betimlemelerin abartılmaması ama yine de az kalması, karakterlerin okurun gözünde canlanmaması, eseri nicel anlamda seksen sekiz sayfaya sıkıştırmaktadır. Yazarın bu dar alanda bu kadar derine dalabilmesi yalınlık açısından bir başarıdır. Bu yönüyle eser değerlendirildiğinde ilk kitap olması açısından okuru birçok yönden düşündürmeye taze acılar üzerine konuşmaya ve adına unutma dediğimiz toplumsal hastalıktan bizleri kurtarmaya çalışıyor. Bu yönüyle izi kalan yaraların izinden yürüyerek yaşananların da unutulmaması için bir iz bırakmış olmaktadır. Toplumsal acıları kaydeden eser, derine inip bireydeki yara izlerini takip ederek aynı yerden defalarca vurulmamak ümidini taşıyor. Bu öyküleri, bizler de toplumsal bellek ve vicdan açısından yüklenmeliyiz. İzlerin peşinden giderek varacağımız duraklara bir karanfil bırakarak unutmayı ortadan kaldırabiliriz. Bu öyküler, bu yolda bize insanlığımız için bir karanfil uzatmaktadır.

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

Feyza Eren’den Akdeniz’e Lirik Bir Güzel...
  Uzun yıllardır sanat yaşamını ABD’de sürdüren Feyza Eren, “Vedadır Belki” adlı, tekli çalışmasıyla yeniden...
80’LİK DULLAR-1/ Sedat ÖNCER
Çünkü nüfusu orta yaşın da çok ötesinde insanlardan kuruluydu. Beldenin tek camisinden gün yoktu ki bir sela sesi duyulmasın… Emeklilerin tercih...
ZİNE/ Nazir Atila
Zine birden telaşlandı. İçini derin bir üzüntü kapladı. Yüreği korkuyla karışık bir heyecanla atmaya başladı. “Korkma Zine, okulun reviri var,...