Prag köprüsündeydi, Kafka’nın şehrinde
İçimde bir his, “bu yolculuk seni gene o kaderine götürüyor” der gibiydi. Hani laf aramızda Hasan Yükselir de enfes yapmıştır bu şiirin müziğini.
İçimde bir his, “bu yolculuk seni gene o kaderine götürüyor” der gibiydi. Hani laf aramızda Hasan Yükselir de enfes yapmıştır bu şiirin müziğini.
Zaman, tarihin çok ciddi olay ve düşüncelerini de unutturacak. On bin yıl önce de Aboricinler güzel resimler yapıyorlardı. Günümüzde onlardan bir resim veya bir ressam adı kalmış mıdır? Antik Yunan bin üç yüz yıl önce Aristo’nun düşüncelerinin sonsuza kadar yaşayacağına inanıyordu. Ortaçağ skolastiği de keza aynı inançtaydı. Aristo şimdi bir anlam ifade etmiyor. İnsanlık onu, kendi düşünce tarihinin bir parçası olarak öğreniyor. Eskimiş, tarih olmuştur Aristo.
Şanslıyım;
Çünkü kişinin yaşadığı müddetçe, art niyet düşünmeyen gerçekçi dostlara ihtiyacı vardır. Olayları gerçekçi bir tarzda yorumlayan ve gerçekçi yurtsever düşünceleri savunan dostlara…
Yani bu bir ekmek kadar, su kadar ihtiyaçtır… Ama bizim gibiler için tabi.
Arkadaş! Amaç dostluksa, nerede olduğumuz… Hangi şartlarda bulunduğumuz hiç önemli değil.
Ne kadar uzakta olursak olalım… Şartlar ne kadar zorlayıcı olursa olsun,
“DOST” olmayı… “ARKADAŞ” olmayı istiyor isek uzakta, yakında olmamız önemli değil…
Yaptıkları baskı, zulüm ve uygulamalarına karşı irili ufaklı da olsa birçok köle isyanları baş göstermiş ise de, netice itibarıyla başarıya ulaşmadan vahşi katliamlar uygulanmış ve bastırılmıştır. Bu isyanların içerisinde unutulmayan ve tarihe mal olan, günümüze kadar anlatılagelen Spartaküs önderliğinde geliştirilen isyandır.
Mesela diyorum seninle hasbıhal etseydik neler anlatırdın Sevgili yeğenim... Söyleyecek sözün mutlaka olacaktı, eminim... Malum olduğu üzere sohbet ki iki kişiye muhtaçtır, sen olmadan/anlatmadan nasıl yazayım ben. Eksik kalmaz mı? Belki de hayata şu an güzel tarafından bakma mı sağlayan, hayatın hep güzel, mana dolu olduğunu bana hissettiren senin yokluğundur Sevgili Eser...
Aradan altmış gün geçmiş, perhiz, kendini tek düze, bıktırıcı bir şekilde sürdüren varoluşu parçalamış, ölüm ve özgürlük duygusunu derinleştirmişti. Dengbej, bedeni hissettiren duygulardan uzaklaşmak için kafayı, yakın mekânlardan gelen sözcüklerin beliriş biçimlerine takıyor, onları hayale dönüştürüyordu. Sesler kesilmişti. Demir kapılar eskisi gibi sık sık açılıp kapanmıyor, zindancılar, “bu gün güzel yemekler çıktı, köfteler, pilavlar, helvalar!” diye bağırmıyorlardı artık.
-13-