Oğlum/ Gün Semray
“Yazar” deyince aklıma gelir Burgazada’lı Sait Faik Abasıyanık...[2]
Boşuna değil elbette…
Gülen Erdal’ın 1954 tarihli ‘İzlerimiz’ dergisinde yaptığı son söyleşisinde kendini şöyle anlatır O: “Balık tutmak, kahvede oturmak, yanımda çok sevdiğim köpeğim, insan tanımak, Beyoğlu’nda bir aşağı bir yukarı dolaşmak, arada bir içmek, hikâye yazmak, velhasıl hiçbir şeye bağlanmadan avare gezmek bütün gün. İşte ben böyle hayattan zevk alırım, buna yaşamak derim.”[3]
Babam, annemi döverdi. Babam beni, abimi döverdi. Ben o yaşlarda babalar döver diye biliyordum. Babalar döver…
Anneler olmayınca, evlerin yalnız dört duvardan ibaret olacağını da, annem gidince öğrenmiştim. Sabahları “Elinizi, yüzünüzü yıkayın, kahvaltı hazır” diyen olmadığı gibi, günlerce aç kalsan, “Aç mısın” diye soranın da olmadığını öğrendim. Öğrendiklerim içinde canımı en çok yakan şey ise, anne kokusu olmayınca, çocuklar kaç yaşında olursa olsun, büyüdüğüydü.
Ben altı yaşında büyüdüm.
Ki, kulluk, esaret yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Konumuza denk düşen veciz bir sözle konumuzu açalım.
Kirlilerin başa, temizlerin taşa çekildiği çelişkili, isli puslu dönemi yaşıyoruz heyhat!
İnsani değerlerle taçlanmış bir yurt toprağında vatan parçası bir anlam kazanır ancak!
Ki, insanlar aç oldukları zaman inançlarını bile yerler!
Oysa ki amaç, yaşlanarak değil, yaşayarak ölmekdir.
Sevgi ve sanatla nakış nakış süslenmiş dostluk, umut ve payla şımla bezenmiş kilimlerde şekillenmiş bir ideoloji ve inanç ulvileşir, yücelir ancak.
Felsefi, duygu yüklü yapıtlarının yanı sıra, sosyal, toplumsal sevda, umut yüklü eserlerini, renkli şiirlerini, kendine özgü lirik turna sesiyle icra eden ünlü Âşık Şah Turna, gönül ve bilinç gözüyle çok bakar körlerden daha iyi görebilen karanlıklara ışık saçan bir sanatçıdır. Şah Turna güçlü yapıtları, toplumsal duyarlılığı, baş eğmez sanatçı duruşuyla çağından, ülkesinden sorumlu kültür sanat elçisi, aydın kadın ozanımızdır.
PİR veya PİRLİK: Öngörü, yetenek, bilgi, kültür ve birikime sahip olup, en ufak noktada kendisini halktan farklı görmeden, bir hırka bir lokma kültürüyle yaşayıp, toplumun ileriye gitmesini sağlayan kişidir. Bu karakteristik özellikleri taşımayan ya da haiz olmayan, kişi veya kişiler asla pir olamazlar.
Allı turnam kanat açar
Katar katar dosta uçar
Şiirlerim, melodilerimin notaları özgürce uçmak istiyordu artık. Özlemim, özlemlerimiz dur, durak bilmiyordu. Örülen hasretlik duvarını yarıp; memleketime, davadaşlarıma, dostlarıma kavuşmak için, ver elini memleket dedik. Atladık uçağa...
Adeta, uçağın kanatları yerine, yüreklerimiz uçuyordu.