33’ler ile Çağdaş’ından Öğrendiklerim(İz)[*]
gerçeğin içindeki düş’ü
düş’ün içindeki gerçeği aradım.”[1]
gerçeğin içindeki düş’ü
düş’ün içindeki gerçeği aradım.”[1]
Tepemizde bulutlar, sis sarmış her yeri. Mülteci yürekler de akşamdır.
Apansız bir tedirginlik iner mağrur hayatlara. Yüzler solgun, acı acı inliyor dudaklar.
Nasırlı ellerinde bin yıllık acının tarihi var. Sofralarda yoksulluğun kokusu vuruyor geceyi. Ateşin tutuşturduğu ezgilerden ince bir melodinin sesi dolaşıyor sokaklarda.
Sürgünde yürek yaralıdır
Düşen yağmurların sesinde akıp gidiyor zaman. Zaman kırık bir sazdır vuruyor hayatın tellerine.
Her acı bir öykü yazdırır kayalara. Her dağ ağıtlarla uyanmıştır. Her çığlık bir vadiye gömülüştür.
Uşaklık ve barbarlık gibi kişilik bozukluğunu var eden yapılardan birisi, insanın düşünce sorgulama mantığını durduran tanrısal korkudur. Diğeriyse her şeye ahlaksızca sahip olma düşüncesinin, resmi devlet politikası olarak yaşatılması. Her iki insanlık dışı bu davranışları özet olarak şu şekilde ifade edebiliriz.
Her türlü resmiyete sahip İslam yozlaştığına göre, Aleviler mevcut resmiyetin içerisinde İslam'dan daha beter yozlaşacaktır. Hangi koşul ve şartlarda olunursa olunsun, tüm din ve inançlar özerk yaşatılmalıdır. Özerk olmayan her yapı, devletin çirkin emellerinin maşası olmaktan asla kurtulamaz.
Pişkin bir kısrağı kıraçta
Dört nala kaldırmaktır
Öpüşerek yüzmektir temmuz denizlerinde
Dutu daldan yemektir
Meyvalarla kuzularla kuşlarla sevişmektir
Ruhi Su’yu dinlemek.”[1]
Gerçek adından sonra Mehmet diye anıldı ama Ruhi Su diye tanındı.
Bu makaleyi yayınlayan ve okuyan herkes bizi maruz görsün. Bir toplum ve ülkede kadınların öldürülmesi demek, ilk düşünceyi icat eden insanın yok olması anlama geldiğinden ötürü yüreğimiz kan ağlıyor. Biliyorum yayın ilkelerini ve insani kuralları biraz zorlayan bir dille yazdım. Çünkü kadın ve insanlık düşmanı alçaklar başka türlü anlamıyorlar!