SADAKA
Çok büyük bir kaza yapmıştı! Hayatının kurtulması bir mucizeymiş o kazada...
Çok büyük bir kaza yapmıştı! Hayatının kurtulması bir mucizeymiş o kazada...
Berfin Jêle`nin Zazaca şiir yazma hikâyesi 1991 yılında Türkiye’yi terk etmesiyle başlar. 1980 darbesinde tutuklanan Jêle bir süre hapis kalır. Dönemin pek çok devrimci kadını gibi o da geride iki çocuğunu bırakarak ülkesini terk eder. Asılnda onun Zazaca serüveni çocuklarını ana dilinde arama özlemiyle başlar. Jêle daha sonra çocuklarına kavuşsa da, ana diline kavuşmamanın hasretini şiirlerinde sürdürür. Berfin Jêle’nin hali hazırda okurla buluşmuş iki şiir kitabı var.
Haydar Karataş’ın ninesinin anlattığı masalara “Gece Kelebeği”nde karşılaşmıştım.
Gece Kelebeği, Dersim Katliamı’nın kapısını bize bir kadının yaşadıklarının tanıklığından aralarken, o masallar ise bize Dersim’in mekânsızlığının ve ebedîliğinin kapısını aralıyordu. Gömüt içindeki ayırt edilmeyen gömüt gibiydiler; dokunduğunda ruhunu sarıp sarmalayacak, dokunmadığında ise hiç yokmuşçasına kalacak.
İsmail Güner: Neden yazma gereği duydunuz? İlk olarak ne zaman yazmaya başladınız?
Necmettin Yalçınkaya: Birincisi 1978 kuşağından olmam. İkincisi 12 Eylül Askeri Darbesinden nasibimi almış olmam ve cezaevleriyle tanışmam. Bu olumsuz koşullarda, olumlu bir yan çıkaranlardan biriyim yalnızca . Cezaevindeki her günü 24 saate bölüp, her saatine ayrı bir aktivite yükledim. Şiir saati, öykü yazma saati, roman okuma saati, volta saati gibi...
5 Nolu size neyi hatırlatıyor?
Ali Oruç: Diyarbakır Zindanı bana gençliğimin yok olmasını hatırlatıyor. Yine Diyarbakır Zindanı bana işkenceyi, ihaneti ve dişe diş direnişi hatırlatıyor. Kürt halkının öldürülmek istenilen kimliğini ve buna karşı Kürt devrimcilerinin işkence, ihanete karşı duruşunu ifade ediyor. Diyarbakır Zindanında ihanet de direniş de yaşanacak kadar yaşandı. Bundan dolayı da 5 Nolu bir mücadele alanını, varoluşu ifade ediyor.
M. Oruçoğlu: Yeni çalışmam, 1915 tarihini esas alarak, benim tarihin bazı dönemlerine yaptığım gezilerden ibarettir. İnsanla ve onun tarihiyle hesaplaşma iklimine sahip bir roman da diyebilirim buna. Bu romanın dil, estetik, mitolojik ve felsefi doku bakımından önceki romanlardan farklı bir yerde durduğu kanısındayım.
Kırdılar yüreğimi ne edeyim?
Başımı alıp gurbete gideyim,
Yine gözyaşım ab-ı revan oldu,
Artık neyim kaldı ki ben vereyim?
Yaralı ceylan gibi biçareyim…
Yine tüm okların hedefindeyim,
Sus gönül artık yeter, üzme beni,
Tükendi sözlerim ben ne diyeyim.
Kavim, kardeşe gittim hep kovuldum;
Beni ele saydılar unutuldum,
Sevdam beni yıktı, yâr beni üzdü!
Artık ben şu dünyada çok yoruldum.
Dostuna dost ve düşmanına tavır almasını bilen olduğunu onu tanıyanlar söylüyorlar...
Aynı zamanda insan gibi bir insan da…
Evet sevgili Hukukçu, politikacı, işadamı Dersimli Davun Kurun’u biraz daha fazla tanımalıyız…
Davut Kurun Ile Röpartaj.
Elif ORHAN;Ilk soruma şöyle başlamak istiyorum; Davut Kurun kim?
Kars, Göleli Muzaffer Oruçoğlu. 71 devrimci çıkışının İbrahim Kaypakkaya geleneğinin bilinen simalarından.