Susmanın Sırası da, Zamanı da Değil..

Erdal Yıldırım kullanıcısının resmi
Alman Hristiyan Papaz Martin Niemöller’in Hitler faşizmini tarif ettiği ve tarihe geçen sözlerini ülkemizde yaşayan tüm toplumsal dinamiklerin, bireylerin bir kez daha sindire sindire anlayarak okuması çok çok önemlidir.
Papaz Niemöller, siyasal, toplumsal baskılar karşısında susarak kendini kurtarmaya çalışanlarla ilgili düşüncesini bizzat kendi yaşamını örnek göstererek şöyle ifade ediyor.
 
Naziler Komünistleri götürdüklerinde, sesimi çıkarmadım, çünkü ben ‘Komünist’ değildim. 
 Sonra Sendikacıları alıp götürdüler, ben sesimi çıkarmadım, çünkü ‘Sendikacı’ değildim.
 Sonra Yahudileri alıp götürdüler, ben sesimi çıkarmadım, çünkü ‘Yahudi’ değildim. 
 Sonra Sosyalistleri alıp götürdüler, yine sesimi çıkarmadım, çünkü ben ‘Sosyalist’ de değildim.
 Sonra bir gün Naziler, beni alıp götürmeye geldiler.. Bağırdım, çağırdım, çırpındım..  
 Ama artık sesimi duyacak ‘hiç kimse’ kalmamıştı.
 
Unutan, görmeyen ve duymayanlar için bir kez daha anımsatayım ki, 1937‘de Nazilere karşı çıkmayan, buna rağmen 1937’de Sachsenhausen Toplama Kampı’na gönderilen Martin Niemöller, daha sonra Vietnam Savaşında bir savaş karşıtı ve 1966-72 yılları arasında da Uluslar arası Savaş Karşıtları Birliği Başkanlığı yapıyor.
 
Bu ülke topraklarında onlarca, yüzlerce senedir çeşitli etnik, inançsal, toplumsal ve sosyal kimlikler üzerinde baskı, inkâr, karalama, katliam ve soykırım politikaları uygulanıyor. Bu katliamlar kimi zaman toplu kıyım, kırımlar şeklinde, kimi zamansa bireysel öldürme ve yok etme şeklinde gerçekleştiriliyor.
 
1915 Ermeni soykırımı, 1921 Koçgiri, 1925 Ağrı, 1938 Dersim katliamı,  5-6 Eylül pogromu Maraş, Sivas, Çorum, Madımak katliamı, Gazi, 1 Mayıs Taksim, Gezi, Roboski, Suruç, Amed ve Ankara toplu kıyım, kırım ve katliamları..
 
Bedri Karafakioğlu, Bahriye Üçok, Muammer Asoy, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Kemal Türkler, Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Hrant Dink’in öldürülmeleri..
 
Tam olan sayısı bilinemeyen, bizce faili belli, ama tarihe “faili meçhul” olarak kaydedilmek istenen yaklaşık 17 bin kişinin katledilmesi gibi..
 
Tüm bu katliam, soykırım ve katledilmelerde muhalif güçlerin, bu ülkedeki ötekilerin ortaklaştıkları bir yan var. O da, devleti ve devlet mekanizmasını elinde tutan iktidarların tüm bu suçların işlenmesinde kimi zaman bizzat organize eden, tetiği çeken, bombalayan, tetikçileri desteleyen, kollayan, saklayan ve koruyan olduğudur. Yani emri veren, emri yerine getiren, vuran, vurduran, öldüren, öldürten bombalayan, bombalatan devlet erkini elinde tutan iktidarlardır.
 
Biliyoruz ki, yıllardır kayıp oğullarını, eşlerini, babalarını, yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yaparken, Kürt coğrafyası bombalanıp yerle bir edilirken, Aleviler asimilasyona karşı mücadele için meydanları doldururken, sol sosyalist çevreler faşist saldırılara direnirken, toplumun çok önemli bir kısmı da sadece “seyretti, sustu, görmedi ve duymadı.”  
 
İşte  tam da  bu ortamda, ne yazık ki dün, aydın, yazar, akademisyen, insan hakları savunucusu, eşitlik, özgürlük, adalet isteyen, asimilasyona, baskılara karşı hak alma  mücadelesi yürütenlere yönelik devlet destekli katliamlara biri daha eklendi.. Devletin sürdürdüğü savaş konseptine karşı yıllardır cesaretle ‘barış’isteyen, bunun mücadelesini veren, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, geçen günler bilinçli şekilde tahrip edilen Amed’in simgelerinden 4 Ayaklı Minare’ye yapılan saldırıyı kınayan bir basın açıklamasının ardından, mizansen bir çatışma ortamı sahnelendikten sonra tek kurşunla öldürüldü..
 
Tahir Elçi, bir insan hakları savunucusuydu.
Tahir Elçi, bir eşit yurttaşlık hakkı arayışı temsilcisiydi.
Tahir Elçi, bir gerçek ’çözüm’ ve ‘barış’ elçisiydi.
 
Şimdi artık baskıcı, gerici, faşist iktidara karşı tüm muhalif toplumsal dinamiklerin zaman yitirmeksizin, cesurca, ilkeli bir şekilde bir araya gelmesi ve bu faşist düzeni yerle bir etmesi, mücadele bayrağını yükseltmesi her zamankinden daha zorunlu ve gereklidir.
 
Susmanın sırası da, zamanı da değil..
Susanlar bilmelidir ki, sustukça sıra herkese gelecek..
Kategori: 

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

80’LİK DULLAR-1/ Sedat ÖNCER
Çünkü nüfusu orta yaşın da çok ötesinde insanlardan kuruluydu. Beldenin tek camisinden gün yoktu ki bir sela sesi duyulmasın… Emeklilerin tercih...
ZİNE/ Nazir Atila
Zine birden telaşlandı. İçini derin bir üzüntü kapladı. Yüreği korkuyla karışık bir heyecanla atmaya başladı. “Korkma Zine, okulun reviri var,...
"BİZ BAŞKA TÜRLÜ SEVERDİK BİRBİRİMİ...
Derken, Galata Yokuşu'nun oralarda, yeni kurulmuş bir ajansta iş buldum. Burada getir götür işlerine bakacak ve Tünel'den başlayıp, Levent'e...