CHP'nin Tarihsel Varoluşunun Analizi -2-

Cemal Zöngür kullanıcısının resmi
1915’te başlayan Birinci Dünya Savaşı’nda tamamen yok olup, büyük toprak kayıpları yaşayan tek İmparatorluk Osmanlıdır. Gerek...

Selçuklularda gerekse Osmanlı İmparatorluğu’nda Türk ve Türklük diye bir kültürden kimse kesinlikle bahsedemez. Her üç imparatorluk tamamen  İslami Devşirme mantıkla Fars ve Arap kültürüyle yozlaşmış bir oluşumdu. Eldeki mevcut kaynaklar ve tüm uygulamalar bunu yeterince kanıtlıyor. 1919’dan itibaren Atatürk ve arkadaşları, Anadolu başta olmak üzere, Ortadoğu’daki büyük bir kültürsüzlük, yok oluş içerisinden çıkıp, yeniden bir devlet oluşturmaya çalışmıştır. Ancak Atatürk’te dahil devletin kurulmasında yer alan tüm arkadaşları, 1800’lü yıllarda Avrupa başta olmak üzere dünya devletlerinin çoğunda başlayan ulus hareketlerinden etkileniyorlardı. Ve böylece 1839’da önce Tanzimat’ın ilan edilmesi, 1889’da 1. Meşrutiyetin İlanı ile kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne (İTÖ) üye oldular Atatürk ve arkadaşları. İttihat ve Terakki önce gizli bir oluşum iken, 1908’de 2. Meşrutiyet ile Partileşerek faaliyet yürütmüştür. Bu parti Türk İslam Sentezine dayanan ırkçı bir oluşumdu. Ve CHP bazı küçük farlılıklarla, İttihat ve Terakki Partisi’nin devamından başka bir ilkeye sahip olmadı o günden bu zamana kadar. Osmanlı İslam ve Arapçadan başka topluma bir şey kazandırmadığından, tamamen yozlaşmış Anadolu topluluklarından yeniden bir devlet kurmak, tahmin edilenden daha zor bir işti. Oluşacak devlet kocaman bir karmaşalar yumağı ve bilinmezliğe sahip olup, nereye evrileceği belli değildi. Sonuç olarak Türkiye’nin bugün geldiği nokta, bizim ifadelerimizi yeterince kanıtlıyor. Türkiye Devleti, ilk oluşumundan itibaren devşirmecilikten başka bir kimlik, kültüre sahip olmaması neticesinde, dünyadaki ve bölge olaylarının bu devleti rahatlıkla her yöne savuracağı belliydi. Bunun sonucudur ki kendisini var edebilmek ve yaşatmak için, Anadolu’nun en zengin kültürüne sahip halklarından Alevilere, Kürtlere, Ermeni ve Türkmenlere katliamlar yaparak devlet oldu.  
 
Selçuklulardan itibaren başta anadil olmak üzere eski inançsal kültürlerin tamamen yok edildiği kültürsüzlük içerisinde, Atatürk’ten felsefe ve filolojiye dayanan bir devlet yapısını kurmasını beklemek asla gerçekçi değildir. O dönemde bizlerde olsaydık, Atatürk’ten ne kadar farklı düşünsek düşünelim, çeşitli yönlere savrulma ihtimalimiz çok yüksekti. Çünkü herhangi bir siyasal düşüncenin, bir toplumda teorik olarak oturması için, söz konusu toplulukların eğitim ve kültür nitelikleri, çağın şartlarına göre bir üst dil kültürüne dayanıp, azda olsa bu doğrultuda gelişmiş olması gerekirdi. Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, toplum İslam Arap kurallarından başka bir şey bilmediği gibi, okur yazar seviyesi %5’ti. Ve bu okuma yazma dili Arapçaydı. O dönemlerde % 5 oranı ancak bulan okumuş kişilerse, Arap İslam kültürüyle asimile edilmiş devşirme farklı halklardan oluşuyordu. Devlet kademelerinde yer alan bu bireyler, kendileri devşirilmiş asimile kültüre sahip olduklarından, farklı kültürden toplulukları ve de Öz Türkleri devşirme yapmak için, her türlü dejenerasyonist politikaları uyguladılar. Bu mantık günümüzde de mevcut siyasi partiler tarafından devam ettiriliyor. Parti içi ve dışı çatışmaların en büyük nedenlerinden birisi, devleti kuranların hemen hemen hepsinin devşirme olmaları, Türklerin de devşirme olmasını gerçekleştirdi. Ve bunların sonucudur ki bugün Türk kimdir, Türk kime denir, İslam olmadan Türklük olmaz, ya da Türkiye devletine bağlı olan herkes Türk’tür gibi ipe sapa gelmez filoloji ve Lingustik bilimine ayrı mantık dışı saçmalıklarla, halk  daha da bilgisizleştiriliyor.   
 
Kaldı ki Mustafa Kemal Atatürk bir teorisyen değildir, askeri personel olarak askeriyede aldığı bilgiler doğrultusunda, daha çok askeri taktik uygulamalarla bir sonuca gitmeye çalışmış olup, emperyalistlerin direkt ve dolaylı desteği ile bunda başarılı olmuştur. Atatürk’ün etrafındaki silah arkadaşları ve siyaset yapan kişilerin hepsi, benzer durumda olup büyük çoğunluğu İslam adıyla devşirilmiş farklı etnik yapılardan gelen ailelerin çocuklarıydı. Ve bu kişilerin aileleri de Osmanlının İslam Arap eğitim kurumları olan Medreselerde, İslam Din İlmine bağlı inançla birlikte matematik, fen bilgisi ve askeri eğitim aldılar. O günün şartlarında bu eğitimi alanların hiçbirisi cumhuriyetin kuruluş yıllarında sosyolog, psikolog, filolog, demografi bilimleri gibi alanlarda uzman değillerdi. Söz konusu kişilerin ilerideki devlet yönetim görevlerinde tüm uygulamaları niteliksiz ve devlet babacılıktan (Paternalizm) başka bir şey olmadı. Halkın % 95’inin eğitim ve kültürel olarak tamamen cahil ve devşirilmiş olması, bilimsel siyasi felsefi teorik kültürün oturmasını ve uygulanmasını her şekilde engelleyen ana nedenlerdir. Atatürk emperyalistlerin desteğinin yanında, kendi yeteneğini de kullanarak ancak devşirme bir Türk Devleti oluşturdu. Bu noktada Atatürk’ün eleştirilecek yönleri sınırlı iken, asıl eleştirilmesi gereken kişiler, daha sonra yeterli eğitim alan Kemalistlerdir. Kemalistler cumhuriyetin  kurulduğu yıllardaki düşünce ve yapıyı değiştirmeden, aynı şekilde daha katı kurallarla savunup yaşatmaları, tüm sorunların ana kaynağını oluştururken, Devşirme Türk Milliyetçiliğini de aşırı derecede yücelttiler. Böylece dinci ve ülkücülerden bir farkları söz konusu değil.
 
Gerek CHP’de eskiden beri gelen didişme, çatışmalar gerekse günümüzdeki Ekrem İmamoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu adıyla yürütülen hizipçilik, aslında partinin tutarlı felsefi siyasal teoriye sahip olmayışının bir sonucudur. AKP gibi dinci, ırkçı partiler, CHP’nin bu tutarsızlığından ve yarattığı boşluktan ustaca yararlanıp, sürekli iktidar oldular. CHP’deki hem laikçi şablonculuk hem de devşirme milliyetçilik esasında, CHP tabanını derin bilinmezlik ve ikileme sokarken, diğer taraftan ekonomik güç, maddi çıkar ve kariyerde bunlara eklenince, CHP kanserli bir yapı gibi sürekli siyasi krizlerle yaşadı. Bu ifade edilenleri yaratan en temel kaynak, CHP’nin mantık ve felsefe dışı altı okudur. Bu ilkeler atılıp yerine gerçek çağdaş, demokratik ve doğru bir üst ulus ve alt kültürleri tanıyan yeni bir siyasal felsefe oluşturulmadığı sürece, CHP asla bir daha doğrudan devleti yönetemeyeceği gibi er ya da geç dağılmaya mahkumdur. Tarihten gelen bu durumun daha kısa özetini şu şekilde sıralayabiliriz.
 
1-Türklük, ulus adı olarak resmileştirildiği halde, gerçek Türk kültür değerleri araştırılıp gün yüzüne çıkarılmadan, Güneş Dil Teorisi ve Türk İslam Sentezi adıyla, filoloji ve tarih bilimine aykırı absürt, saçma, akıl, mantık dışı devşirme bir Türklüğün oluşturulması.
2-Devşirme bu Türklüğü oluşturanların hepsinin etnik kökenleri, Türk olmayan Kürt, Ermeni, Gürcü, Çerkez, Yahudi, Rum, Süryani, Sırp, Boşnak, Arnavut, Makedon ve Bulgarlardan oluşması, gerçek Türklerin devşirilmesine yol açtı.
3-Türkiye’de Türklerden çok farklı halkların mevcudiyetine rağmen, bu halkların anadilleri başta olmak üzere kültürleri inkâr edilip, Devşirme Türk olmalarını mecbur kılan anayasal devlet diktatörlüğünün kurulması.
4-Laik, seküler devlet ibaresi savunulduğu halde, İslam’ın Osmanlı’daki Şeyhul İslam yapısını aratmayacak şekilde, ondan daha etkili bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, devlet tarafından her türlü desteklenip, farklı din ve inançların yok sayılıp yasak edilmesi.
5-CHP’nin taban kitlesinin önemli bir kesimini oluşturan Kürt ve Türk Alevilerin inanç ve etnik yapıları yasak edilip Müslümanlaştırılmaları.
6-CHP’nin oluşturduğu devlet yapısı gerek CHP’nin iktidar olduğu dönemlerde gerekse diğer parti iktidarlarında sol, sosyalist ve muhalif kişiler ya idam edilmiştir ya da  itibarsızlaştırarak ortadan kaldırılması.
7-Laiklik ve Çağdaşlık; yalnızca kılık kıyafet şekilciliğine indirgenip, bu mantık doğrultusunda toplumun yanlış bilgi, kültür sahibi yapılması.
8-CHP’nin kendisi Devşirme Türk Milliyetçisi ve İslamcıyken, ülkücü ve dindar kesimle sürekli zıtlaşarak, farklı düşünüyormuş gibi akla mantığa uymayan politika yürütümesi
9-Kemalist ilkeler ya da CHP adıyla devleti yönetenlerin hiçbirisinin, etnik kökeninin Türk olmamasını bugüne kadar kimsenin sorgulanmaması.
 
Bu kişiler halkın içerisinde politika yaparken, gerçek Türk tarihini, Türk dili ve eski inanç kültürlerinin ne olduğunun derinliğine inilmesini hep bölücülük olarak gösterdiler. Halkın bu konularla ilgili bilgi sahibi olması sürekli engellendi. En büyük politik argümanları sözde laik, çağdaş, Müslüman ve Türkiye’de yaşayan herkesin Türk olduğunu ifade eden devşirme bir ulusalcılığı, sosyal hukuk devlet ve ulus kimliği olarak topluma empoze edilmesi. Bunlar gibi yüzlerce birbirine zıt mantık dışı konular mevcut iken, CHP’lilerin Atatürk İlkelerinin her çağda geçerli olacağını savunmaları ve buna inanmaları, ne kadar felsefe dışı, apolitik olduklarının bir kanıtıdır. Üst düzeyden alt katmanlara kadar tüm CHP’lilerin, şu gerçeği artık kabul etmeleri gerekir.
 
Dünyada bu zamana kadar geliştirilmiş tüm siyasi felsefi teoriler, şartların en uygun olduğu toplum ve devletlerde dahi, inişli çıkışlı şekilde en fazla yüzyıl yaşatılabilmiştir veya etkisi söz konusudur. Herhangi bir siyasal düşünceyi reforme etmeden, bilimsel sentezleme yapmadan yüzyıldan fazla yaşatmak demek, kendi kendini tekrar etmek olur ki, bu aynı zamanda derin yozlaşma ve çatışma demektir. Bugün CHP’de yaşananlar tam da budur. CHP’liler veya diğer ifadeyle Kemalistler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin altı temel ilkesinin her derde deva, her asır için tek geçerli siyasal yönetim şekli olarak savunmaları, aslında sonlarını hızlandırırken, AKP bu fırsatı değerlendirip, Kayyum adıyla yeni model darbeyi gerçekleştirerek, CHP’nin bitişini hızlandıracaktır. Tüm bu çatışma ve hizipleşmelerin ana nedeni, CHP’nin altı ilkesinin hem geçmişteki toplumsal gerçekliğe hem de 21.Yüzyılın Teknoloji ve Bilgi Çağı’nda aykırılık taşıması, derin çekişme ve çatışmalar içerisine sürüklemiştir CHP’yi.
Cemal Zöngür
Kaynaklar:
Ali Püsküllü- Türkçe büyük Sözlük, Yapı ve Kredi Yayınları.
Yalçın Küçük- Türkiye Üzerine Tezler  5 Cilt, Tekin Yayınları.
Yalçın Küçük- Aydın Üzerine Tezler 5 Cilt
https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F-Dil_Teorisi
Atatürk'ün talimatıyla Güneş-Dil Teorisi hemen Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde okutulmaya başlandı ve İbrahim Necmi Dilmen, Hasan Reşit Tankut, Saim Ali Dilemre, Agop Dilâçar, İsmail Hami Danişmend, Agop Dilaçar, Ragıp Hulûsi Özdem gibi dilciler bu konu üzerinde çalışmaya başladılar.   
https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ttihat_ve_Terakki
İttihat ve Terakki Cemiyeti (Osmanlıca: اتحاد و ترقی جمعيتی, romanize: İttiḥād ve Teraḳḳī Cemʿiyeti; güncel Türkçe: Birlik ve İlerleme Derneği), sonraları İttihat ve Terakki Fırkası (Osmanlıca: اتحاد و ترقی فرقه سی, romanize: İttiḥād ve Teraḳḳī Fırḳası; güncel Türkçe: Birlik ve İlerleme Partisi), Osmanlı İmparatorluğu'nda İkinci Meşrutiyet'in ilanına önayak olup 1908-1918 yılları arasında faaliyet gösteren, 21 Mayıs 1889 tarihinde[5] kurulmuş bir siyasal hareket ve siyasi partidir. Triumvira sistemi ile yönetilen bir meclis yapısında egemenlik sürmüştür.[3]
Başlangıçta devletin anayasal düzene tekrar kavuşmasını ve Meclis-i Mebûsan'ın tekrar açılmasını amaçlayan gizli bir dernek olarak kurulan örgüt; anayasanın kabul edilip İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra iktidarı denetleyen bir siyasî parti (İttihat ve Terakki Fırkası) halini almış; 1913 yılında Bâb-ı Âli Baskını'ndan sonra ise yönetimde hakim olmuştur. Üyeleri İttihatçılar olarak anılır. Cemiyetin 1918 yılında kendini feshetmesinden sonra üyelerinin önemli bir kısmı Millî Mücadele'de yer almıştır.
İttihat ve Terakki, bir siyasî hareket olduğu kadar bir devrin ve bir kuşağın adı olarak kabul edilir.[6] İttihatçılar, kendilerinden önce gelen Yeni Osmanlılar kuşağının devamıdır; kendilerinden "Jön Türkler" diye de bahsedilir. Ancak "Jön Türkler" ifadesi yalnızca İttihatçılar'ı değil dönemin diğer muhalif kesimlerini de kapsamak için kullanılmıştır.

Kategori: 

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...