Türkiye gibi Toplumlarda Devrimler Düşünüldüğü Gibi Gerçekleşmez

Cemal Zöngür kullanıcısının resmi
Devrim; genel anlamıyla değiştirmek, yenilik demektir. Bu durum yenilikçiliğe bakış açısına ve felsefi

düşüncelere göre farklılık gösterirken, aynı zamanda toplumların eğitim nitelikleri, kültür seviyeleri, ekonomik yapıları ve dini inançlara göre de şekillenir. Bu yüzden Anadolu, Orta Doğu ve Müslüman  toplumlarda, devrimler ya hiç gerçekleşmez ya da yüzeysel şekilde yerinde sayar. Dünya ülkeleri üzerinde genel değerlendirme yaparak, Türkiye ve Müslüman ülkelerin devrim ve yeniliklere neden uzak olduklarını anlamaya çalışalım.
 
Avrupa başta olmak üzere diğer Batı, Çin ve Uzak Doğu Asya ülkelerinde1500’lü yıllardan itibaren, ulusalcılıkla başlayan yenilikçi düşünce hareketleri anadil, mekanik, teknik gibi birçok alanda rönesans, reform, laiklik, sekülerizm, demokrasi ve sosyalizme varıncaya kadar siyasal, kültürel yeniliklerle başladılar. İfade ettiğim yenilikler hiçbir toplumda kolay gerçekleşmedi. Özetleyerek örnek vermek gerekirse, yenilikçi devletlerde, başta krallar olmak üzere aristokratlar, iş insanları ve emekçisine kadar herkes, din de dahil eski kültürel yapılarla yaşanmayacağının bilinciyle, çatışma ve kaoslara rağmen sonunda herkes, yenilikçi düşünceleri kabul ettiler. Bu yeniliklerin tartışmaya açık bazı önemli noktaları olsa da, gelinen aşamada söz konusu devletlerin kendi içerisinde sağlamış oldukları barışçıl ve modern yaşamları, bugün daha net anlaşılıyor.
 
Diğer taraftan 20. yüzyılda Rusya, Doğu Avrupa ülkeleri ve Küba’da gerçekleşen sosyalist devrimlerde ise teorik, ekonomik, kültürel gelişmemişlik ve yetersizliklerle birlikte, emperyalistlerin türlü oyunları, bu ülkelerdeki devrimlerin bitmesine neden oldu. Sosyalist devrimlerin gerçekleştiği ülkelerin çoğunda, başta burjuva sınıfı gelişmediği gibi küçük bir tabakayı oluşturması, devrime sahiplenilmede her zaman yetersizdi. Yine de Rus halkının sorgulayıcı düşünce yapısı ve sosyalizmden çıkardıkları derslerle, kısa sürede kendilerini toparlamayı başardılar. Doğu Avrupa ülkelerinin çoğuysa, burjuva demokrasisini hâlâ tamamlayamadılar. Küba’nın geleceği ise her bakımdan moral bozucu gibi görünüyor.
 
Türkiye, Orta Doğu ve Müslüman ülkeleri ele aldığımızda, hemen hemen hiçbirisinde doğru, gerçekçi hiçbir yenilik ya da devrimci değişimin olmadığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Bunun temelinde onlarca sorunla birlikte en büyük olumsuz engel, İslam mantığına göre ulus olma ve düşüncede ısrar edilmesidir. Aslında dünyanın her toplumunda çeşitli olumsuz engeller ve gerilikler mevcuttu. Bugün birçok önemli alanda değişim ve devrimi gerçekleştiren demokratikleşmiş ülkelerin hepsi, başta dinin insanları nasıl uyuşturduğu gerçeğinden hareket ederek, önce dinde reform, laiklik, sekülerizmi gerçekleştirmekle başladılar. Aynı zamanda istisna ideolojiler dışında, burjuvazisinden tutalım aydın, entelektüel ve sanat alanlarında faaliyet gösterenlerde bu düşüncede ısrar ettiler. Devamında içlerindeki her farklı anadil, düşünce ve kültürlere özgürlük, yaşam hakkı tanımaları, gerçekleştirdikleri yenilik ya da devrimlerin tüm toplum tarafından sahiplenilmesini sağladı. Türkiye’de bırakalım burjuvazi ile muhafazakârlarla birlik sağlamayı, sol ve demokratlar kendi içlerinde birlik ve barışçıl olamadılar.
 
Sözde modern Türkiye, İslam’ın etkisinden kurtulmak için İslam’da en ufak reform yapmayı en tehlikeli düşünce görüp, İslam’ın şeriat anlayışına dayanan anayasa, yasa ve kanunlarla, Araplaşarak devşirme uluslaşmayı Türklük gördüler. Bu da Arap olmayan ancak Müslüman olan her toplumda, öz kültürel değerlerine dayanan düşünce, mantık yapısını tamamen öldürdü. Türkiye’de emperyalistlerin dayatması neticesinde yapılan yenilikler, bu yüzden her zaman güdük kaldı. Yine bunun temelindeki mantık, İslam din, kültür, geleneklerine göre toplumun eğitilmesi, insanlarda pozitif ahlâk, düşünce, kültür ve mantık sahibi olmayı tamamen engelledi. Türkiye gibi Müslüman ülkelerde bürokratından tutalım, okumuşu, entelektüeli, solcusu, iş insanı, burjuvazisine kadar büyük çoğunluk, kravatlı feodal (Nepotist) ağa ve beylerden ibarettir.
 
Türkiye’nin sosyolojik çoğunluğunu oluşturan öğretmen, yazar, sanatçı, burjuvazi, bürokrat, esnaf, memur ve demokratı, her şeyi ya İslam’a göre düşünmekte ya da emperyalistlerin dayattığı taklitçi devşirmeciliğe; kendilerine has bir düşünce ve idealleri kesinlikle bulunmuyor. Çünkü din başta olmak üzere tarih, dil, anadil, genel kültür, siyaset tamamen devşirme, yalancı masallardan ibaret. Adam kendine Türküm diyor, etnik temeli farklı toplumdan devşirme olduğu gibi, Türklüğü İslam mantığına göre düşünmekte ki, bu anlayış devletin topluma bilinçli olarak öğrettiği resmi devlet politikası ve kültür anlayışının bir sonucudur. Zavallı halk; devlet ne demişse onu doğru görüp, en ufak itiraz edene şiddetle karşı çıkan sürülerden ibaret. Benzer durum istisnalar hariç sol, sosyalist, komünist, demokrat, çağdaş ve yenilikçi olanlarda da mevcut.
 
Türkiye’de solcusu da dahil her kesim kendine göre edindiği düşünce, siyaset ve kültürü sorgulamadan, kafa tasçı şekilde sahiplendiği düşünceyle, her sorunun çözüleceğine inanılması, her alanda yerinde saymayı yaratmıştır. Ve bunun sonucunda kültür, ahlâk, siyaset, komşuluk, arkadaşlık, yoldaşlık gibi siyasal, sosyal ilişkilerde, feodal niteliksizlik diz boyu. Hepsi dar, kendi içine kapalı, sosyal feodal mantıkla yaşadıklarının farkında bile değiller. Neticede bırakalım yeniliklerin gerçekleşmesini, yüzyıldır bir arpa boyu yol alınamadı. Ve bu durumu ciddi, bilimsel temelde kimse sorgulamıyor.
 
Birinci sırada statik kalan sol anlayışlar; 200 yıl önceki Komünist Manifestonun temel ilkesi olan “Emek Sermaye Çelişkisiyle” her şeyin çözüleceğinde ısrar etmeleri. Kemalistler ise; 1923’te emperyalistlerin kendilerine dayattıkları bilimdışı altı okla, Türkiye’yi kurtaracaklarına inanmaları. Üçüncü ve en büyük engelse; dinci ve dindarların yapılarını anlatmaya dahi gerek yok. Devlet toplumu bu mantıkla eğittiği için, yenilikler veya devrimler gerçekleşmedi bir türlü. Müslüman devletlerin hepsinde, üst yönetim kadrolarından halk katmanlarına kadar büyük çoğunluğun akılcı, pozitif devrim, yenilik ve değişim diye bir düşünceleri kesinlikle söz konusu değil. Neden diye sorulacak olunursa? Türkiye’de dahil Müslüman ülkelerde yaşayanların %95’i 1500 yıl önce icat edilen Arap İslam mantığını savunup, bunun hâlâ en geçerli kültür olduğuna inanılması, devrim ve yeniliklerdeki tüm umutları yok eden en kötü engellerden birisi olmasıdır. Bunun etkisiyle şu kadarını dahi kimse  sorgulamıyor.
 
Madem Cumhuriyetin kuruluş mantığı ve sahip olduğu ilkeler, çağının en ilerisi idi, neden bugün  devlet ilk kurulduğu seviyede yerinde sayıp, her on yılda bir askeri ve ekonomik darbelerle daha da geriye gidiyor? Halbuki Türkiye’de mevcut olan kırık dökük, devşirmeciliğe dayanan kısmi yenilikler, 1919 ve 1923’te emperyalistlerin dayatmalarının eseridir. Günümüzde yine küresel güçlerin Müslüman devletlere birtakım dayatmalarıyla, rengi ve tadı belli olmayan yozlaştırılmış taklitçi birtakım kısmi değişimler belki mümkün. Daha fazlasını kimse hayal etmesin. İşte sıraladığım ve daha sıralanacak yüzlerce mantıksızlıklar yüzünden, maalesef üzülerek belirtmeliyim ki, hayalini ettiğimiz gerçek barış, demokrasi ve yenilikler, ne Türkiye’de ne de başka bir Müslüman devlette gerçekleşmeyecektir. Milli Dayanışma ve Toplumsal Birlik çerçeve yasasından da bu anlaşılıyor.
Cemal Zöngür

Kategori: 

Bunları Okudunuz mu?

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...