
St. Gallen’den Friburg’a kadar 175 sayfa okudum. Kitap; roman desem değil, öykü desem o da değil. Rengârenk bir gül bahçesi…
Büyümüş ama hâlâ küçük bir kız çocuğunun içsel dünyasını yansıtan bir kitap. Tavsiye Ediyorum öyle yalın ve içten ki. Her konuya cesaretle değiniyor yazar. Kırmadan, örselemeden yapmış hem de. Kitabı okudukça yazar hakkında ipuçları edinebilirsiniz. Kocasını ve iki oğlunu canından bile çok sever ama aynı anda çocuklarının okumadığına kızar, içerlenir. Yetimhanede bir kız çocuğunu evlatlık alıp bakmak ister. Ama kendi gerçekliğiyle yüz yüze gelir. Engelli bir kız kardeşi vardır, kocasının hasta ablası vardır. Zamanı yoktur, vazgeçer. Birilerine seslenir, “Siz alın bakın, sevaptır.” der. Çok da vefalı biridir aynı zamanda. Yirmi beş yıllık fırınının bozulup atıl kalmasına üzülür.
İnançlıdır, yüreği ışık ışıktır. Yardımseverdir. Çevresine yol gösterir. Arkadaşlarını hem sever hem de onlardan mustariptir. Arılardan, hamam böceklerinden nefret eder…
Che’yi anlatır, dondurulmuş limon ve Türk kahvesinin yararlarını da anlatır. Aklına ne esmişse yazmış. İyi de yapmış. Kendi deyimiyle: “…artık unutulmaya yüz tutmuş, sevgi, dostluk, yardımseverlik duygularını hatırlatayım dedim”
Hem hatırlatıyor hem de tavsiye ediyor sevgili yazarımız Sıdıka Yakşi.






