
"Dört yanımı sardığında aşk tınıları
Yaşam sevinci ile dolar taşarım
Deli taylar gibi kırda bayırda
Kişneyip içime sığmaz taşarım
Bazen riya ile kirlenir yeryüzü Denizler ırmaklar irin kan akar Bin efkâr okur canıma dost yüzü İşte o an ben yaşama küserim"
Şairin bütün çalışmalarında, göç acısı, isyan, umut ve sevgi iç-içedir. Bunlar usta bir ressamın tabloda işlediği tamamen iç içe geçmiş temel dört renk sanki.
Özellikle anne ve babasının yurtlarından alınarak zorla batıya sürgüne gönderilirken çektikleri acıların anlatımları, onların dilinde oluşan, ağıt ve türkülerden küçük yaşta etkileniyor. Kısacası daha küçük yaşta göç, acı, umut ve sevgi masalları, türküleri dinlemek ve okumak onun günlük ekmeği, suyu, içine çektiği hava haline gelmiş. Dersime tekrar dönen ailesi bir süre sonra yeniden Adapazarı’na göçüyor. Şair İlk gençlik yıllarını burada yaşıyor. Bunca olayların ve göçün acıları yetmezmiş gibi oradan Almanya'ya bir göçmen işçi olarak geliyor.
Her göçte bir yanda zorluklarla uğraşırken öbür yanda hep dine gazete, dergi kitap ne geçtiyse okumuş, her kitapta, masalımsı ve şiirsel bir yan aramış. Kendi acılarını dile getirmekten çok, dostlarının arkadaşlarının acılarını, sevinçlerini bölüşmek için hep sazına sarılmış. İşçi yurtlarında arkadaşlarının ayrılık öykülerini ve türkülerini dinlemiş, onları kendi acılarıymış gibi yüreğinin derinliklerinde, etinde kemiklerinde duyumsamış. Onların umutlarına, sevincine sazıyla türküleriyle katkıda bulunmuş. Elindeki sazı dudaklarından akan türküler sadece onların acılarını, hasretini bölüşmek ve onları rahatlamakla kalmamış, aynı zamanda arkadaşlarının, çevresindekilerinin bir nevi ruhsal, psikolojik bir terapi aracı olmuş. Bu yaşam biçimi onun her şiirinde, her anlatımında ve sazın tellerine uzanan mızrabında akan seste duyumsamak mümkün. Ancak o şiirlerinde, sohbetlerinde acıları anlatırken bile insanı rahatlatır, umuda taşır. Bu dize en güzel örneklerden biridir:
"Önümüz de bahar umuda göz kırpar
Köklere su yürüdükçe yeşerir hayat
Umut özlemdir umut çocuk umut yarın
Gelecek gelir güzelin elinden tutar"
Hasan Yıldız bir türküler ve masallar okulunda yetişmiş sanki. O sadece sevda ve acıların şairi değildir. Onun şiirine doğa sevgisi ve barış tutkusu egemendir. Doğayı savunur. İnsan sağlığının, insan mutluluğunun ancak güzel bir doğa ile toprağı temiz işlenmiş, suyu berrak, dağlarının, ovalarının yeşilliklere donandığı zaman görkemleşeceğini savunur. Endüstri atıklarının doğayı kirletmesinin insana da acı vereceğini titiz bir sarraf ustalığı ile işler:
'Tavında ballanan al yeşil elma
Kurt mu düştü narin gövdene
Yaşını yaşıma kat acını pay et bana "
Bu yukardaki dizelerde anlaşıldığı gibi Hasan Yıldız halk türkülerinin tadını çağdaş-modern şiir yapısına taşıyor. Bu dizeler bir edebiyat bilimcisi, bir felsefeci için önemli ve yüzlerce sayfa yazı yazması için yeterlidir.
"Kızarmış gelin yanağıdır
Akşamın ufkundan süzülen güneş..."
Hasan Yıldız’ın şiiri sadece duygu yüklü olmakla kalmıyor, asıl gücünü yeni imgelerden alıyor. Söylenmemiş olanları söylüyor. İmge Hasan Yıldız'ın şiirinde türküleşiyor. Onun şiirinin kökleri halk türküleriyle, destanlarıyla beslenmiş. İçinden geldiği kültüre yabancılaşmadan dünyaya açılan bir pencere sanki...
Molla Demirel (Yazar Şair)






