
Yüksel Kurtul 1938’de mübadele ile Bulgaristan’dan gelen ve mecburi iskân sebebi ile Diyarbakır’a yerleşen bir ailenin 1959 doğumlu çocuğu. Serde şairlik de vardır. İlk şiir kitabı “Aslı Gibi” Ozan Yayıncılık’a bağlı Babıali Kitaplığı’ndan çıktı.
Yüksel’i iyi tanırım; sevda yürekli bir insandır. Gözleri çakmak çakmaktır. İzmir'de aynı mahallede büyüdük, isyankârdır benim gibi. İsyanını şiir ve öykülerinde görebilirsiniz. İnişli-çıkışlı yaşamına karşın o hep umutludur, gözleri ışıl ışıldır.
Önce kardeşi Kadri’yi yitirmesinin ardından annesi Fatma’yı yitirince yalnız kalır, bocalar, şiirlere sarılır, mısralara sığınır. Dünya tatlısı kızı Aslı onun tek yaşam kaynağı olur.
Anı/öykü kitabında kendisiyle yüzleşir. Geçtiği süreci hataları ve sevaplarıyla anlatır, özeleştiridir bu aynı zamanda.
Kitaba ismini veren “gofret ve çikolata” adlı öyküde yaşadığı hüznü ve sonbaharda sararmış yaprakların savruluşunu kendi bedeni üzerinde fazlaca hisseder. O an kahrolduğu, yerin dibine battığı andır. İşsizdir, tüm kapılar yüzüne çevrilmiş, evde rahatı ve huzuru kaçmıştır. Evin içinde bir ölü gibi dolaşır, kendisine söylenilen her laf bedenine bir iğne gibi saplanır. Kızı Aslı sürünerek babasının ceketine ulaşır, ara sıra getirdiği çikolataya ulaşamayınca, “Baba, yok…” deyip durur. Bir anlam veremez önce. Ama kaynanasının sesiyle tüm gerçek beyninde zonklar:
“Çikolatayı bulamamıştır cebinden!”
Hızla sokağa fırlar, bir büfeye dalar. ”On sakız, on çikolata ve on gofret istiyorum.” der. İstediğini aldıktan sonra, “Parasını en kısa zamanda getirim” deyip hızla uzaklaşır oradan. Kızını mutlu etmenin yanında büfecinin şikâyet edeceği fikri ve polisin her an evine baskın yapar korkusu onu sabaha kadar uyutmaz. Sabahı bir arkadaşına varıp, ondan borç para alarak büfeciye koşar. Borcunu ödemek ister. Büfeci kabul etmez. “İşin içinde çocuk olunca bilirim yoksulluğu!” der. Gözleri dolar, içinde tuzlu ırmaklar akar yazarın.
Ben çok beğendim “gofret ve çikolata”yı. Bir çırpıda okudum. Yolu açık, okuyucusu bol olsun.






