NBC Sineması (mı?)[*]
hayalinizdeki ruhları koyup,
aşk sanıyorsunuz.”[1]
hayalinizdeki ruhları koyup,
aşk sanıyorsunuz.”[1]
“Bilincimizi giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna bulaştırdık, bu da yetmiyormuş gibi gözlerimizi içimize dönük birer aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla yadsımaya çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç sakınmadan gözler önüne serer hâle geldi,”[2] diye tarif edilmesi mümkün olan bir ufukta; Miguel de Unamuno’nun, “Gözle görülen evren, kendini-koruma içgüdüsüyle yaratılan evren, çok dar geliyor bana.
I.1) Kapitalist Yıkım Tablosu
I.2) Fosil Yakıt(Lar), Karbon Ticareti
Iı. Ayrım: Coğrafyamızın Durumu
Iıı. Ayrım: Yalan(Lar) İle İddia(Lar)
Iv. Ayrım: Alternatif, Çözüm
Iv.1) Gerçek, Zırva(Lar), Çözüm
ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE[*]
“Gerçeği görmememizin nedeni…
bilgili olduğumuz kadar
cahiliz de.”[1]
Giovanni Scognamillo’nun, “Sinema, çünkü her şeye rağmen ve her şeyi ve hâli ile bir büyüdür, Laterna Magica’nın, Büyülü Fener’in devamıdır, en evrimleşmiş, en teknolojik son şeklidir,”[2] notunu düştüğü güzergâhta Yeşilçam’lı Türk(iye) Sineması, toplumsal tarihimizin önemli bir kesitidir.
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.”[1]
“Yazmak”ın fiilsiz olamayacağını, yani “eylem” olduğunu düşündüm her daim. Ayrıca eylemin “olmaz olmaz”ının da, eleştiri olduğundan şüphe etmedim.
Yazmak meselesine, Eugene Ionesco gibi baktım: “İnsan yazmaktan kaçınmalı belki. Ama bu olabilirlik yeni bir sorun çıkarıyor ortaya; hareket etmeli mi etmemeli mi, yaşamalı mı yaşamamalı mı, herhangi bir şeyi yapmalı mı yapmamalı mı, çünkü hepimizin bildiği gibi yazmak da bir çeşit eylemdir.”
Bertolt Brecht’in, “Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum! Doğru söz delilik,” diye tarif ettiği bir kesitten geçerken; böylesi bir kesitin “Gel seninle bir daha ağlayalım; yaşanmışlara, yaşanmamışlara, bir de hiç yaşanamayacaklara,”[3] diyen Oğuz Atay benzeri bir tutumla aşılamayacağına inananlardanım.
Karanlık günler ağlanarak, hayıflanarak aşılamaz; yaşama mündemiç (devrimci) sanat (ile tiyatro) da böyle yapılmaz…
Anlayarak, bir usta kitap gibi
Bir sevda şarkısı gibi
Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak.”[1]
16 Eylül 2016’da kaybettik Tarık Akan’ı…
* * * * *
Türk(iye) sinemasının siyah-beyaz ama renkli yıllarıydı; sinema ekranında her şeyin net olduğu bir kesitti. İyiler iyi, kötüler kötü, zenginler zengin, yoksullar yoksuldu! Her şey ya siyah ya beyazdı!
gülle gibi oturacak yüreğime.”[1]
“Babamı hiç tanımadım ben. Kokusunu duymadım. Kulaklarımda asılı değil sesi. Resmi de yoktu duvarımızda. Olsaydı bakardım…” diyen, “Sokaklar babam kokuyordu”nun öyküsü var bu kitapta…
Fırının hası var, ekmeğin hası
Bahçenin hası var, insanın hası
Çeliğin hası var, insanın hası
Gel gör ki her şeyin hası çarşıda satılmaz.”[1]
Çarşıya ya da geleneksel önyargılara değil; hayata ve âşka inananlardandı Bedri Rahmi Eyüboğlu; “Âşkın hikâyesini,/ Durmaksızın feryat eden bülbüle değil,/ Sessiz sedasız can veren pervanelere sor,” Mevlânâ’nın dizelerindeki üzere…
I.1) ÇOCUK(LAR), KADIN(LAR)…
I.2) SINIF MÜCADELESİ VE DEVLET
II. AYRIM: SENDİKALAR VE İŞLEVİ
II.1) SENDİKAL ÖRGÜTLÜLÜK HÂLİ VE DURUM
II.2) DURUM VE GÖREV(LER)
III. AYRIM: UYARI(LAR) VE NE YAPMALI?
III.1) BİR KAÇ NOT DAHA
İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)[*]