Son Vaaz
1207’de vahşetin emareleri görülmüştü aslında. Ciddiye almamışlardı Katharlar. (Şimdiden sonra Arınmışlar diyeceğiz onlara.) Frank ülkesinin kuzeyi sakindi. Bir rüyayı ciddiye alıp kurulu düzenlerini bozamazlardı.
1207’de vahşetin emareleri görülmüştü aslında. Ciddiye almamışlardı Katharlar. (Şimdiden sonra Arınmışlar diyeceğiz onlara.) Frank ülkesinin kuzeyi sakindi. Bir rüyayı ciddiye alıp kurulu düzenlerini bozamazlardı.
Martin Luther King, “Bir gün, dört çocuğumun da derilerinin rengi ile değil de kişilikleri ile yargılanacağı bir ülkede yaşayacaklarına dair bir hayalim var” demişti, ancak bu yaşamsal insani hayalleri vuruldu ve ayrımcılık hala tenler, diller, inançlar, cinsiyetler üzerinden gırla yapılıyor. Hrant Dink; “Kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce...” İnsanın kuşkulu duygusuna, güvercinin ürkek telaşına aldırmadı.
“Barış,
insanların birbirlerine
gerçek adlarını
söyleyebildikleri bir zamandır.”[2]
Barış için savaş karşısında akademiyi, sorumluluklarını konuştuğumuz bu toplantıyı neden Ege ya da Dokuz Eylül veya herhangi bir Üniversitesi’nin bir salonunda, kampüsünde düzenleyemiyoruz? Neden bu insanî eylemimiz üniversitelerde yasaklı, “sakıncalı”? Bu soru(n)ların yanıtını verebilirseniz, barış için savaş karşısında Türk(iye) akademisinin zavallılığının vardığı sümsüklüğün ne demek olduğunu da kavrarsınız.
Kolay mı?
T.“C”yi sembolize eden Çankaya’yı bile doğrudan etkileyen bir soru(n)dur söz konusu olan!
“Nasıl” mı?
1921 yılında Çankaya’da tepenin yamacında bulunan bağ evinin ilk sahibi, 1915 tehciri sırasında Ankara’dan ayrılmak zorunda kalan Ermeni Kasapyan ailesiydi!
El koyarken yok eden soykırım, “unutuluşa” mahkûm edilirken; Gabriel García Márquez’in, ‘Anlatmak İçin Yaşamak’ başlıklı yapıtındaki dediği gibi: “Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.”[3]
IŞİD canilerinin Paris’te gerçekleştirdiği saldırılar, parçaları Ankara’da savrulan yüreğimizi bir kez daha kavurdu. Ölülerinizi, ölülerimizin yanıbaşına, yüreğimize gömdük.
Bugün burada suçüstü yakalanmış bir telaşla, terörün İslâm’la ilişkisi olmadığından dem vuracak değiliz.
Hayır, hiçbir tarihsel ya da aktüel gerekçe, kendi hâllerinde, sıradan insanların kitlesel biçimde vahşice katledilmesini aklayamaz, mazur gösteremez...