Hendekler ayrımı
dövüşemeyecek kadar korkak olan,
bu yüzden de kendileri
adına dövüşmek için dünyanın gençlerini
cepheye süren hırsızlar çıkarır.’’ Edmund Burke
dövüşemeyecek kadar korkak olan,
bu yüzden de kendileri
adına dövüşmek için dünyanın gençlerini
cepheye süren hırsızlar çıkarır.’’ Edmund Burke
Affınıza sığınarak kısa bir hatırlatma yapmadan geçemeyeceğim. “Ömer Polat” 1980 yılına kadar ülkemizde birçok şiir kitabı, roman ve düz yazıları çıkmış hatta romanları Tiyatro oyununa çevrilmiş bir yazarımızdı. “ ALADAĞLI MIHO” adlı tiyatro eseri gibi. Ayrıca benim de öğretmenimdi…
Tekrar başa dönersek Ömer Polat hocamız itirazımıza gülmüş, “Sözümü tekrar ediyorum, edebi bir hastalıktır yazmak ve tedavisi asla mümkün değildir.” diye yinelemişti bizim bilgiç ve vakur tavrımıza karşın.
Sivas’ta yakılan Behçet Aysan’ın, “Yok başka cehennem/ yaşıyorsunuz işte,” diye betimlediği coğrafya(mız)da gerçeklerden söz etmek, insana ister istemez F. Nietzsche’nin, “Ben bu kulaklara göre bir ağız değilim,” sözünü anımsatır.
kadınların çığlıklarıyla
yankılanıp duruyor.”[1]
Taklit yeteneği çok iyiydi. Gırgır ve şamatayı sever öykündüğü yoldaşlarını bire bir taklit ederken dernektekileri gülmekten kırar geçirirdi.
Çalışkandı; tam bir görev adamıydı. “Teoriden anlamam, ben pratik adamıyım!” derdi. Kızdı mı hemen parlardı, ama çabuk da sönerdi.
Bir gün dernek basıldı. Gözaltına alındı, sorgusundan sonra da tutuklandı. Buca Cezaevi’nde mahpus yattı. Çıktıktan sonra birkaç yoldaşıyla birlikte Meriç’ten Yunanistan’a geçmiş, oradan da Lavrion Kampı’na…
-Ne yazarsın?
-Martıları, denizi, maviyi, ufku, kelebeği, çiçeği, umutsuzluğu, aşkı, barları, meyhaneleri, aldatılmışlığı...
Ben yazarım; güzel kadınları, düşleri, fantezileri, dört kıtaya hükmeden şanlı tarihimi, Anadolu'ya sıkışmış son ulusumu...
Sen yazar olamazsın! Evinden, toprağından, kapısındaki ağaçtan, inciri, üzümü, zeytini işleyen tezgâhından, teknesinden, oltasından, düşlerinden koparılan Alenayı, Adonisi, Gergoru, Dimitri'yi yazdın mı?
Yazmadım!