Lal kesildi düşlerim, üşüyorum!
Lala kesildi düşlerim, üşüyorum!
Soğuk ve lal kesildi düşlerim, üşüyorum. Zemheride hayalini yorgan yapıp örtüyorum üşüyen düşlerimin üstüne anne.
Lala kesildi düşlerim, üşüyorum!
Soğuk ve lal kesildi düşlerim, üşüyorum. Zemheride hayalini yorgan yapıp örtüyorum üşüyen düşlerimin üstüne anne.
Ve aldırmayalım hiç, gelen geceye.”[2]
‘Acılara Tutunmak, ‘An Gelir’, ‘İyimser Bir Gül’, ‘Sevgi Duvarı’, ‘Dokunma Yanarsın’, ‘Kendine İyi Bak’, ‘Mahur Beste’, ‘Suskun’, ‘Bahtiyar’, ‘Hoşçakalın Gözüm’ ve ‘Bir Veda Havası’ydı O; dillerden hiç düşmeyen...
Arap ülkeleri ile Türkiye'nin basit ticareti dışında kültürel bağı olmadığı halde, Türkiye'nin İslam yozluğuna sarılıp her türlü ağır bedeller ödemesi, zeka ve akıl tutulmasının bir sonucudur. Bunlar siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel her alanda yaşanmaya devam ediyor. Peki neden devlet ve toplum olarak öz değerini inkar edip, hiçbir faydası olmayan İslam bataklığının arkasından gidiliyor? Sorunun doğru cevabı insan, zeka, akıl ve öz kültürün diyalektik bağı incelenerek verilebilir.
soluğumu soluklarına kattım.”[2]
Şiirleri için, “Yazana değil, yazdırana bakın” diyecek kadar mütevazı; yayımlanmış son şiiri, “Bu Gökyüzünde Grev Var” olan bir “Kutup Yıldızı”ydı O…
Sakin, sessiz, derin bakışlı biriydi. Genellikle klasik takım elbisesi ve elinde sigarasıyla görülürdü. Hep biraz dumanlı bakardı…
Dizeleri okundukça yüreğinizi kabartan; şiirleri nefes aldıran ve yüreğinizin çarptığını hatırlatandı; şiire coşku kazandıran aşkın ve kavganın komünist şairiydi…
Özenti, saplantı, ukala, ırkçı, doyumsuz ve çeşitli kutsallıklarla eğitilen her insan, gerçek adaleti kaldıracak karaktere sahip değildir. Çünkü gerçek adalet; bilgi, sınır, ölçü, ciddiyet, samimiyet, eşitlik ve yüksek ahlak ister. Bu da sorgulayan düşünce, kültür, doğruluk ve dürüstlük demektir. Sıralanan insani ölçüler, hükmetmek isteyen ve yetersiz kişilere ağır geldiğinden, karakterlerindeki hazır negatif egoist fahişeliği tercih ederek yaşarlar. Ve dinle devletin yol göstericiliğine sığınılıp, kullanılmak vatan severlik olarak görülmekte.
gerçeğin içindeki düş’ü
düş’ün içindeki gerçeği aradım.”[1]
Tepemizde bulutlar, sis sarmış her yeri. Mülteci yürekler de akşamdır.
Apansız bir tedirginlik iner mağrur hayatlara. Yüzler solgun, acı acı inliyor dudaklar.
Nasırlı ellerinde bin yıllık acının tarihi var. Sofralarda yoksulluğun kokusu vuruyor geceyi. Ateşin tutuşturduğu ezgilerden ince bir melodinin sesi dolaşıyor sokaklarda.
Sürgünde yürek yaralıdır
Düşen yağmurların sesinde akıp gidiyor zaman. Zaman kırık bir sazdır vuruyor hayatın tellerine.
Her acı bir öykü yazdırır kayalara. Her dağ ağıtlarla uyanmıştır. Her çığlık bir vadiye gömülüştür.
Uşaklık ve barbarlık gibi kişilik bozukluğunu var eden yapılardan birisi, insanın düşünce sorgulama mantığını durduran tanrısal korkudur. Diğeriyse her şeye ahlaksızca sahip olma düşüncesinin, resmi devlet politikası olarak yaşatılması. Her iki insanlık dışı bu davranışları özet olarak şu şekilde ifade edebiliriz.
Her türlü resmiyete sahip İslam yozlaştığına göre, Aleviler mevcut resmiyetin içerisinde İslam'dan daha beter yozlaşacaktır. Hangi koşul ve şartlarda olunursa olunsun, tüm din ve inançlar özerk yaşatılmalıdır. Özerk olmayan her yapı, devletin çirkin emellerinin maşası olmaktan asla kurtulamaz.
Pişkin bir kısrağı kıraçta
Dört nala kaldırmaktır
Öpüşerek yüzmektir temmuz denizlerinde
Dutu daldan yemektir
Meyvalarla kuzularla kuşlarla sevişmektir
Ruhi Su’yu dinlemek.”[1]
Gerçek adından sonra Mehmet diye anıldı ama Ruhi Su diye tanındı.