Kâğıttan Gemilerin Battığı Yer… Bölüm 4

Ayhan Çakmak kullanıcısının resmi
Hayallerin Kâğıttan Yapıldığını Geç Öğrenmek…

Çocukluk…
İnanmanın en duru mevsimidir.
Göğün mavisini gerçekten sonsuz sanır insan. Yağmurun yalnızca toprağı sevdiğine inanır. Rüzgârın yalnızca saçlarını okşamak için estiğini… Gecelerin korkutmak için değil, yıldızları daha iyi görebilmek için karardığını düşünür. Yaşamın sertliğini bilmez daha. Kırılmanın sesini tanımaz. Ayrılığın kokusunu almamıştır henüz. Acının insanın içine nasıl yerleştiğini… Sessizliğin nasıl ağırlaştığını…
Bilmez.
Çünkü çocukluk bilmemeyi değil, güvenmeyi öğretir önce. Bir avuç topraktan dünya kurar. Bir dal parçasından kılıç… Bir taşın üzerine oturup koskoca bir ülkenin düşlerini sığdırır küçücük yüreğine. En çok da kâğıttan gemiler yapar. Özenle… Sabırla… Sanki her kat yerinde biraz umut saklıymış gibi…
Sonra usulca bırakır suya.
Ve inanır.
Mutlaka bir denize ulaşacaktır diye… Oysa bilmez. Suyun en çok inananları sınadığını.
İnsan ilk aldanışını kaç yaşında yaşar?
İlk kez ne zaman öğrenir dünyanın çocuk yüreğinin sandığı kadar yumuşak olmadığını?
Hangi gün anlar her gülümsemenin dostluk olmadığını?
Her uzanan elin güven taşımadığını?
Her "hep" sözünün sonsuzluğa açılmadığını?
Anımsamıyorum.
Belki de hiçbirimiz anımsamıyoruz. Çünkü insanın büyümesi günlerle değil, hayal kırıklıklarıyla ölçülüyor biraz da.
Bir sabah uyanıyorsun.
Gökyüzü aynı. Kuşlar aynı. Ağaçlar yine rüzgarla konuşuyor. Ama sen aynı değilsin artık. İçinde sessizce çökmüş bir kıyı duruyor. Çocukluğundan kopup gelen ince bir sızı… Adını koyamadığın eksiklikler… Kimsenin görmediği küçük yıkımlar…
İnsan büyüyor işte.
Bir günde değil. Bir kırılışta… Bir bekleyişte… Bir geri dönmeyişte… Bir kapının yüzüne sessizce kapanışında… En çok da inanmanın eskisi kadar kolay olmadığını anladığında…
İşte o zaman öğreniyor.
Hayallerin de bir ömrü olduğunu. Bazılarının yalnızca kuruldukları kadar yaşayabildiğini.
Ne acıdır.
Çocukken geleceğe doğru koşarken yorulmayan ayaklar, büyüyünce geçmişin yükünü taşımaktan ağırlaşıyor.
Dizlerin değil… Yüreğin yoruluyor. Omuzların değil… Bekleyişlerin çöküyor. Çünkü insan zamanla yaş almıyor yalnızca. Eksiliyor biraz da. Her vedada… Her yarım kalışta… Her " keşke "de…
İçinden küçük bir parça sessizce ayrılıyor senden.
Kimse fark etmiyor. Sen bile çoğu zaman görmüyorsun.
Ama geceleri…
Herkes sustuğunda… Saatlerin bile yavaş yürüdüğü o derin vakitlerde… İçindeki çocuk usulca çıkıyor saklandığı yerden. Eski gemilerini arıyor. Yağmurdan sonraki su birikintilerini… Çamur bulaşmış ayakkabılarını… Islanan dizlerini… Annesinin sesini… Babasının gölgesini… Bir zamanlar dünyaya hiç korkmadan bakabildiği o berrak gözlerini…
Bulamıyor.
Çünkü zaman en çok çocukluğun izlerini siliyor.
Büyümek dedikleri şey…
Bir şeyler kazanmak sanılıyor. Oysa çoğu kez usul usul yitirmekten ibaret. İlk şaşkınlığını… İlk heyecanını… İlk koşuşunu… İlk inancını… İlk saf sevincini…
En çok da insanların seni incitmeyeceğine olan o büyük güvenini… İnsan bunu geç öğreniyor. Kâğıdın suya dayanmadığını… Sözlerin zamana dayanmadığını… Sevgilerin bile bazen insan ömründen kısa sürdüğünü…
Ne kadar geç öğreniyor.
Ama belki de yaşamın bilgeliği burada başlıyor. Kâğıdın ıslanacağını bile bile yeniden gemi yapabilmekte… Yeniden inanabilmekte… Yeniden sevebilmekte… Çünkü insanı insan yapan hiç batmamak değildir. Her batıştan sonra ellerini dizlerine koyup yeniden doğrulabilmektir.
Yeniden katlayabilmektir kâğıdı.
Bu kez çocuk saflığıyla değil… Yaşanmışlığın sessiz bilgeliğiyle… Artık bilir. Hiçbir gemi sonsuza dek yüzmeyecek. Hiçbir düş eksiksiz gerçekleşmeyecek. Hiçbir sevda bütünüyle acısız olmayacak.
Ama yine de vazgeçmez.
Çünkü vazgeçmek yalnızca bir gemiyi değil, içindeki denizi de yitirmektir.
İnsan en güçlü hayalini çocukken kurmuyor belki.
En gerçek hayalini… En çok battıktan sonra kuruyor. Çünkü artık biliyor. Denizin yalnızca maviden ibaret olmadığını… Derinliğinin de olduğunu… Fırtınasının… Sessizliğinin… Dibine çöken nice kâğıt geminin, aslında insanın kendi geçmişi olduğunu…
Belki de bu yüzden…
Her yetişkin içinde sessizce ağlayan bir çocuk taşır.
Her çocuk…
Henüz batmamış bir kâğıt gemidir.
DEVAM EDECEK…
Kalem Dostu Güzel İnsanlar…
İyi Akşamlar…
Bu akşam yüreğinizin kıyısına yalnız huzur vursun. Geçmişin hüzünleri sessizce dinlenirken umutlarınız yeni bir kâğıt gemi gibi yeniden suyla buluşacak cesareti bulsun.
Geceniz dingin, düşleriniz aydınlık, yarınınız umut dolu olsun.
Sevgi ve Saygılarımla.

Kategori: 

Bunları Okudunuz mu?

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...