
Geveze zihin, hiç susmazsın ki, bahse girerim laf ebeliğinde kimse eline su dökemez, nasıl gene o öyle, sabahtan akşama kadar cav cav cav, dır dır dır… eden bir şey olsaydı ne ala, hepten zırvaloji, bilmem kaç yıl önceki halk deyişiyle “poh”tan adamların “poh”tan sözlerine yeni yeni laf yetiştiriyorsun, “şu şunu derken, ona şunu demeliydin, şunu yapmalıydın, şunu etmeliydin…” vs. vs. Niye o zaman cevap vermedin? Seni tutan mı vardı? İlle de kokuşturup öyle servis edeceksin temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önüme getireceksin. Gazetelerin şahısın sen, bir tek kalem kulağını çekebiliyor. O da olmazsa halimiz nice olurdu.
Kalem ki tereyağından kıl çekercesine senin o kirli çamaşırlarını bu sayfalara serdiğinde sus pus oluyor, dut yemiş bülbül dönüyorsun; kalem kedi sen fare, kaçacak delik arıyorsun.
Fare zihin efendi, foseptik çukurlarında tur atmaktan yorulmuyor, bazen oradan çıkıp güllerden nergislere kadar bahçemdeki çiçekleri, dahası evimin içine kadar sızıp en temiz eşyalarımı kirletmeye çalışıyorsun!
Uzun yıllar sana kısmi bir hoşgörü gösterdim ve sen bunu olabildiği kadar suiistimal ettin. Artık sana göz açtırmayacağım, kedi kalemi yarım metre mesafede tutacağım, haberin olsun! Kafamın içini bitpazarına, Çıfıt çarşısına çeviremeyeceksin artık, ya sadede gelip uslu duracak, paha biçilemez olan zamanımı daha fazla heba etmekten cayacaksın ya da hiç acımadan seni kedi kalemin önüne atacağım böyle, onun pençeleri, sivri dişleri arasında ciyak ciyak bağıracaksın! Bana çektirdiklerini fitil fitil burnundan getireceğim.
Artık beni kuyruğunmuşum gibi ardında sürükleyemeyeceksin. O ince, tüysüz ve çirkin kuyruğuna bir ip bağlayacağım ve o ipi de kedi kalemime teslim edeceğim. Hiç şansın yok gayrı, seni dırdırcı geveze zihin efendi, yuların elimde artık. Kedi kalemi unutma!
Abdullah Öngüllü Şêrwî
1 No’lu T Tipi Cezaevi B-1 Afyonkarahisar
***
PİRE İLE YORGAN
Ona yaklaştığını görünce “uzak dur benden” dede yorgan, minik pireye, ölümü görmüş gibi.
“Neden ki?” dedi pire, “minnacık bir gövdem var, bir dikiş altına bile kıvrılıp yatabilirim bu kış gününde donarım yoksa dışarıda, lütfen!”
“Bana telafi edemeyeceğim bir zarar verebilirsin.”
“Ben mi? Olur mu hiç?” dedi pire hayretle, “ne zararım dokunabilir ki sana? İstesem bile zarar veremem.”
“Tamam, sen veremezsin, ama senden dolayı yakarlar beni, sen bilmezsin insanları.”
“Hiç mi akılları yok bunların, beni yakarlar sorun ben isem, eğer yani, niye seni yaksınlar ki?”
“Anlamak zor, ama yakıyorlar işte. Pire için yorgan yakan, yorgan için pire yakanlardan daha fazladır.”
“Yuh be!” dedi pire, “hayret yani hayret!”
Abdullah Öngüllü Şêrwî
1 No’lu T Tipi Cezaevi B-1 Afyonkarahisar
Fotoğraf: Adil Okay