
Düzeni sorgulamadan insanı suçlamak, sorunları çözmek değil, üzerini örtmektir.
Bir düzen düşünün…
Kuralları adalete göre değil, kişilere göre işliyor. Liyakat yerine yakınlık, emek yerine ayrıcalık, hak yerine çıkar ön plana çıkıyor. Böyle bir düzende dürüst kalmaya çalışanların yolu zor, hakkını arayanların sesi kısık, itiraz edenlerin yeri ise çoğu zaman tartışmalı hâle geliyor.
Sonra dönüp insanlara soruyoruz:
Neden işler düzgün yürümüyor?
Oysa asıl soruyu sormaktan kaçıyoruz: Bozuk olan insanlar mı, yoksa insanları bozan düzen mi?
Bir makinenin bütün dişlileri, birbirine uyum içinde çalışmak zorundadır. Dişlilerden biri bozulduğunda sistem aksar. Üstelik çürümüş bir mekanizmanın içinde sağlam kalmaya çalışan bir çarkın da tek başına sistemi düzeltmesi mümkün değildir.
Toplumlar da böyledir.
Adaletin olmadığı yerde güven, liyakatin olmadığı yerde başarı, özgürlüğün olmadığı yerde demokrasi gelişemez. Kurallar herkese eşit uygulanmıyorsa hukuk devleti yalnızca kâğıt üzerinde kalır.
Bir ülkede hak eden değil, tanıdığı olan yükseliyorsa; çalışan değil, birilerine yakın duran ödüllendiriliyorsa; düşüncesini açıklayan değil, susmayı tercih eden korunuyorsa orada yalnızca kurumlar değil, toplumsal değerler de aşınmaya başlar.
Dahası, zamanla insanlar bu bozukluğa alışır. Haksızlık sıradanlaşır, ayrıcalık normalleşir, suskunluk erdem gibi sunulur. En tehlikelisi de budur. Çünkü bir toplumun çöküşü her zaman büyük olaylarla başlamaz; bazen küçük haksızlıkların görmezden gelinmesiyle başlar.
Elbette her insanın kendi sorumluluğu vardır. Hiç kimse yanlışlarını düzenin arkasına saklayamaz. Ancak bireysel sorumluluk kadar, o bireyin içinde yaşadığı sistemi de sorgulamak gerekir.
Çünkü sağlam karakterli insanların varlığı, bozuk bir düzenin sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Asıl mesele, sağlam insanların bozuk düzene uyum sağlaması değil, bozuk düzeni değiştirecek cesareti göstermesidir.
Bizim ihtiyacımız olan şey; kişilere göre değişen kurallar değil, herkese eşit uygulanan hukuk; sadakat üzerinden dağıtılan makamlar değil, liyakat; korkuyla sağlanan sessizlik değil, özgür düşüncedir.
Demokrasi yalnızca sandığa gitmek değildir. Hesap sorabilmek, eleştirebilmek, farklı düşünebilmek ve kimsenin kendisini hukukun üzerinde görememesidir.
Unutmayalım ki bir düzen, en güçlü görünenlerin değil, en haklı olanların kendilerini güvende hissettiği zaman sağlamdır.
Bozuk düzende sağlam çark olmaz.
Ama bu, çarkların değişimi başlatamayacağı anlamına da gelmez.
Yeter ki insanlar haksızlığa alışmasın, suskunluğu kabullenmesin ve değişimin mümkün olduğuna inanmaktan vazgeçmesin.
Çünkü bazen bir düzeni değiştirmek, önce onun bozuk olduğunu yüksek sesle söylemekle başlar.
Ali Cemal Türkmen






