Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi
…gözlerin gecede bir derin kuyu

                                                    çözemiyor içindeki soruyu…
 
     Parkın ortasından, ağaçların arasından geçen suyolunun kenarında, yoldan geçerken görülebilen bir bankta oturuyordu Filiz. Elinde bir sigara… Gözleri dalgın, saçlar darmadağın, birbirine karışmış, sanki yılların yorgunluğunu taşıyordu üzerinde. Görünürde yalnızdı ama içindeki büyük bir kalabalıkla kavga ediyordu. Hava serindi. Yapraklar usulca, mahcup, suçluymuş gibi sararıp, kızarıp düşüyordu yere. Kağan yanına yaklaştığında, başını çevirip baktı.
      “Merhaba Filiz. Bana da sigaran var mı?”
      “Merhaba,” 
      Sesinde bir tanıdıklık aradı Filiz. Sesiyle yüzünü birleştirip geriye doğru taramaya başladı hafızasını. Hatırlayamadı birden. Cebinden bir sigara çıkarıp uzattı.
       “Adımı nereden biliyorsun?”
       Gözleri şüpheyle, korkuyla bakıyordu Kağan’ın yüzüne.
     “Filiz,” dedi, adını söylerken duraksadı. “Tabii tanıyorum seni, ama tanıyamıyorum da aynı zamanda. Ben Kağan. Yıllar geçti görüşmeyeli, tanıyamaman normal. Ama seni tanımak da zorlaşmış. Sen böyle değildin. Yıllar önce tanıdığım, herkesin dikkatini üzerine çekmeyi başaran bir Filiz vardı lisede. Güzeller güzeli bir Filiz… Çalışkandın. Özgürlüğüne düşkün, kendini ezdirmeyen, kişiliğinden ödün vermeyen biriydin sen.”
    Gülümsedi, ama bu gülümseme acı doluydu. “O Filiz çoktan öldü, ben başka bir Filiz’im şimdi,” dedi.
   Sigara üstüne sigara yakıyor ve sımsıkı tutuyordu parmakları arasında. Birinin kendini tanıması, yanına oturması pek de hoşuna gitmemişti aslında.
      “Kitabın dış kapağının albenisine kanıp içini okudukça hayal kırıklığı yaşamak gibi bir şey benim halim. Belki de kaç defa okunmuş, karalanmış, içine yırtılmış bir kitabım ben. Tanıyamaman normal. Evet, öyleydim bir zamanlar. Ama hayat, beni başka bir hikâyeye sürükledi. Aynalar hep yalan söylemiş bana. Güçlü ve güzel göstermiş beni. Belki de işime gelmiş aynalara inanmak.”
     Onu dinlerken, içinde bir merak uyandı Kağan’ın. Filiz’i eskiden tanırdı. Lise yıllarında, en yakın arkadaşı Cemre ile görüşürken Filiz de gelirdi bazen. Ama o zamanlar Filiz, hayat dolu, neşeli bir kızdı. Her okul çıkışında kapı önünde motorla gelen bir genç görüyordu Kağan. Biliyordu sokak serserisi olduğunu. Kızlarla arkadaşlık edebilmek için her yolu deneyen biriydi. Birçok kızın canını yaktığı, bataklığa sürüklediği söylenirdi etrafta. Filiz, okul çıkışı bu gencin motoruna her bindiğinde, ‘Yazık ediyor kendine, tanımadığı birine nasıl güveniyor acaba?” diye düşünürdü Kağan. Şimdi ise karşısında kendine sunulan tüm yılları tüketmiş, yarınlarından umudunu kesmiş, o günlerin acısıyla dolu bambaşka biri oturuyordu.
      “Ne oldu sana? Perişan haldesin. Bu mu bulduğun özgürlük?”
       Sigarasından bir nefes çekti, dumanını havaya savurdu.
      “Kaç can hakkım vardı bu hayatta bilmiyorum ama sanırım hepsini harcadım ben,” dedi.
       Kaç çiçek büyüttü içinde ve kaç çiçekle birlikte soldu bilmiyordu Filiz. Dileklerini kaç kez gömdü gül dibine ve kaç kez gömüldü bu hayatta onu da bilmiyordu. Sözleri ağırdı. Her biri kalbine ok gibi saplanıyordu Kağan’ın
     “Anlatmak ister misin, neler yaşadın sen böyle?”
      Derin bir iç çekti. Derin, karanlık bir kuyuya bakıyordu sanki.
      Birini sevmişti Filiz. Deli gibi âşıktı. Gözleri ondan başkasını görmez, kulakları ondan başkasını işitmez olmuştu. Onun da kendisi için aynı hisleri taşıdığına inanıyordu.   Zaman geçtikçe ona daha çok bağlanmıştı. Tam evlilik hayalleri kurarken onun evli olduğunu öğrendi. O gün yıkılmıştı hayat üstüne. Düşleri yırtılmış, kanamaya başlamıştı yüreği. Her şey bitti dedikçe Hakan üstüne üstüne geliyordu. Ayrılacağım eşimden, en kısa zamanda seninle evleneceğiz diye yeminler ediyordu. Ama Filiz kabul etmiyordu hiçbir teklifini. Bitmişti onun için her şey. Liseyi yarıda bırakmış, evden dışarı çıkmaz olmuştu.
   “Ne iyi yapmışsın işte. Canı cehenneme. Kurtulmuşsun hayatını mahveden birinden.”
    “Öyle olmadı işte. Bataklık beni daha çok çekti içine.”
    “Ne oldu sonra?”
    “Kızdı, bağırdı, çığırdı, tehditler savurdu. Elinde görüntülerimin olduğunu ve kendisinden ayrılamayacağımı söyledi. Eşiyle evliliği devam ederken benimle de sürdürmek istiyordu ilişkiyi.”
   “Sakın kabul etmeseydin.”
    “Etmedim tabii. Benimle tartışırken, ilişkiye zorlarken en yakın arkadaşım Ayşe ile de çıktığını duydum. Kaynar sular döküldü tepemden aşağıya.”
   “Sen kabul etmiyorsan Ayşe dünden razı benimle yaşamaya. Seninle çıktığımız günlerde çatlıyordu kıskançlığından, dedi bana.”
     Ayşe, Filiz’in en yakın arkadaşıydı. Aralarından su sızmıyordu. Okulu bırakınca fazla görüşemez olmuşlardı. Hakan’ın onunla ilişki yaşayabileceğini duyunca deliye döndü Filiz. Düşman belledi Ayşe’yi. Ona bu mutluluğu yaşatmak istemiyordu kendince ve Ayşe’ye inat yeniden görüşmeye başladı Hakan ile. Ama o adım, Filiz’i uçurumdan aşağı yuvarlamıştı artık.”
     “Ne yaptın?” diye sordu Kağan. Sesi titriyordu.
      “Evli bir adamla birlikte ilişki yaşamaya devam ettim.” 
      Sesi soğuktu, ama gözlerinden pişmanlık akıyordu.
      Hakan, karizmatik, zengin, herkesi kendine hayran bırakan bir adamdı. Ayşe’ye, ‘Bak, ben senin yapamayacağın bir şeyi yapıyorum,’ diyordu kendince. Gururu, aklını ele geçirmişti. Hakan’la bir eve taşındı ve birlikte yaşamaya başladı. Karısı olduğunu bile bile devam ediyordu ilişkiye. Ona o kadar çok güvenmişti ki, hiçbir şeyi gözü görmüyordu.
Onda gördüğü ışık, ona duyduğu arzu kendine kurduğu tuzaktan başka bir şey değildi oysa.
     Arada bir Filiz’e, ‘Onu boşayacağım, seninle yeni bir hayat kuracağım,’ diyordu. İnanmak istiyordu Filiz.
     “Sonra ne oldu?”
    “Sonra her şey çöktü,” dedi Filiz.
      “Karısı boşanmayı reddetti. Hakan beni suçladı, ‘Senin yüzünden hayatım mahvoldu,’ dedi. Ayşe ise olanları duyunca benimle dalga geçti. ‘Ne kadar aptalmışsın,’ dedi. Evet aptaldım. Ona inat olsun diye kendimi ateşe atan bendim. Ayşe’nin olanlardan hiçbir şekilde haberi yokmuş. Hakan beni kandırmış, onunla kıskandırmak istemiş.”
       “Hakan bir gün çekti gitti. Beni o evde yapayalnız bıraktı. Kredi çektirdi bana. Borçlar, dedikodular, utanç… Hepsi üstüme kaldı.”
        Sustu Filiz. Parkın sessizliğini dinliyordu sanki. Gözleri dolmuştu, ama ağlayamadı.
      “O evde geçirdiğim her gün, içimdeki çiçekleri soldurdu,” dedi. “Dileklerimi gömdüm, hayallerimi gömdüm. Ve bir noktada, kendimi de gömdüm.”
      “Peki, şimdi ne yapıyorsun? Niye gitmiyorsun evine?”
     “Sokaklar benim gibi kimsesiz kalmasın diye.”
      Kağan’ın yüzüne baktı ve “Bilmiyorum işte,” dedi. “Belki de sadece oturuyorum. Yoldan geçenlerin beni görmesini bekliyorum. Belki biri gelir, beni bu banktan kaldırır. Belki de burada kalırım, sonsuza dek.”
    Ayağa kalktı Kağan. Ona elini uzattı. “Hadi,” dedi. “Birlikte bir yerlere gidelim. İçini dök dökebildiğin kadar. Belki bir umut kendine gelirsin.”
     Filiz Kağan’a baktı, uzun uzun. Sonra kalktı, “Belki de haklısın, ama ben tek başıma gideceğim bir yerlere.” dedi. “Belki bir can hakkım daha kalmıştır. Onu da kimseyle paylaşmam artık…”
 
VELİ ERDEM KİMDİR?
Veli Erdem,  1966 yılında Mersin'in Anamur ilçesine bağlı Kaşdişlen köyünde doğdu. İlkokul eğitimini köyünde, ortaokul ve lise eğitimini Anamur'da tamamladı. 1990 yılında Diyarbakır Dicle Üniversitesi Coğrafya Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. Meslek hayatına Sınıf Öğretmeni olarak başladı; daha sonra Sosyal Bilgiler Öğretmeni olarak görev yaptı. Mersin, Adıyaman ve Antalya'da çeşitli okullarda çalıştı. Hâlen Anamur'da görevini sürdürmektedir. Şiir ve öyküleri; Ütopya, Çorba, İmgelem Çocuk, BH Sanat, Dikili Ekin, Turunç, Patika Dergisi, Tmolos, Sarmal Çevrim, Üvercinka, Güz Sanat, Çınardibi, Mersin Sanat Edebi̇yat, Maki, Akatalpa, Çıtlık ve Derin Dergi gibi kültür edebiyat dergilerinde yayımlandı. 2011 yılında, Kelenderis Öykü Yarışması’nda "Sırrım Yüreğimde Patladı" adlı öyküsüyle Aydıncık Bel Teşvik Ödülü'ne değer görüldü. Yayımlanan Eserleri Sevgi Şiddetten Kaçarken - Öykü, Broy Yayınları, 2015 Terli Düş - Öykü, Broy Yayınları, 2016 Dünle Gelme Bana - Şiir, Broy Yayınları, 2018 Alkış Kıyamet - Şiir, Klaros Yayınları, 2022 Tanrılar Sofrası - Şiir, Gülnar Yayınları, 2024 Deloğlan - Öykü, Gülnar Yayınları, 2026

Kategori: 

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...