Müslümanlaşarak Türkleşenlerin Kimlik ve Ulus Nitelikleri -1-
Büyük Selçuklu'nun Kimliksel Sosyolojisi
Büyük Selçuklu'nun Kimliksel Sosyolojisi
Aslında İslam yalnızca din meselesi olarak değil sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve askeri tüm yönleriyle ayrıntılı incelenmesi gereken önemli bir konudur. Her şeye nüfuz eden İslam dini, yalancı masalsı ayetlerini nasıl inandırıcı kıldığını, aynı zamanda bunun arkasından sürüklenen insan karakteri daha farklı açılardan ele alınmalıdır.
aklı kısa saçı uzun diyen İslam'ın, İster Şii Alicisi olsun, ister de diğer Mezhepleri, Alevi olup Alevilikten uzaklaşanları yarın daha kötü aşağılama ve işkencelerle yok edeceğini akıllarından çıkarmamalıdırlar.
İslam Din Şeriatı (Hukuk) Bir Aldatmaca mı?
1500 yıldır insanların bilincine hep İslam, dünyanın en barışçıl, en insancıl ve Allah'ın adaletini savunup uygulayan iddiasıyla bugünlere geldi. Bizde İslam'ın gerçekten insanlık yolunda hizmet edip etmediğini bir kez daha anlamak için, alt başlık şeklinde incelenmesine ihtiyaç olduğunu düşündük.
Bilindiği gibi anadili Türkçe olana Türk, Kürtçe olana Kürt ve diğer halklara da aynı şekilde kendi ulus dilleriyle hitap edilir. İnsan, ulus ve toplum olmanın temel gerçekliği dile dayandığına göre, Türkiye'de kökeni Türk olmayanlar neden hem Türk hem de İslam Milliyetçisidirler? Bu anormalliği daha net anlayabilmek için etnik, etimoloji ve millet kelimelerinin analiz edilmesi önemli bir kolaylık sağlıyor.
Din başta olmak üzere ekonomi, siyaset, yönetim ve demokrasi konusunda yüzyıldır doğru düzgün bir düşünce ve sisteme oturmayıp, sürekli fikir değiştirerek toplumla alay eden bir devlet örneğine, Türkiye'den başka bir yerde rastlanmamaktır.
Tüm gerilik ve bağnazlıklarına rağmen Arap ülkeleri dahi, bu konuda Türkiye'den daha ciddi ve inandırıcıdır. En azından İslam şeriat ve kurallarına inanıp, ileri ya da geri, fazla bir akıl karışıklığına düşmeden bildikleri yolda yaşamaya devam ederler.
Cem Vakfı'nı daha yakından tanımak için, Cem Vakfı adını nereden ve nasıl aldığını, bu derneğin kuruluş tarihine derinlemesine bakılması gerekir. Bilindiği gibi 1990’lardan önce Alevilik ve Cem'den bahseden kim olursa olsun, aşağılanıp horlanarak, İslam’a küfür ediyor yaftasıyla suçlanıp resmi ve gayri resmi şekilde cezalandırılıp dışlanırdı.
İster dinlere inanılsın ister de inanılmasın, ancak şu bir gerçek ki, Allah ve dine inanış çoğu insanın ruhi (Psikolojik) durumundan ortaya çıkan bir olgudur. Bu bakımda devlet yönetimleri ve kişiler tarafından dinlerle ilgili maddi manevi destek ve propaganda yapılmasa dahi, insanların önemli bir kısmı kendiliğinden Allah'a ve dinlere inanmaya devam edecektir.
İslam; Hz. Muhammed'in Peygamberliği aracılığıyla insanlara tebliğ edildiğine inanılan tek tanrılı bir dindir. Hz. Muhammed'in ölümüne kadar yaklaşık 20 veya 25 yıl boyunca, İslam'da ne mezhep ne de tarikatların varlığını kimse iddia edemez. Ve Kuran-ı Kerim'de de mezheplerle ilgili en ufak bir kaynak bilgi bulunmamaktadır.
İslam'da böyle temel bir gerçeklik mevcutken, mezhepler ve tarikatların kutsallıkla hiçbir ilişkisi ve bağlarının olmadığı rahatlıkla anlaşılmaktadır.
Üreyip çoğalmak veya cinsel enerjiyi (libido) boşaltmak için erkek ve dişinin birleşmesine cinsellik denilmektedir. Bunu bir din bir toplum veya kişilerin yasaklaması, doğa ve insan aklına aykırı hareket etmek demektir.
İnsanın bilinçli yaşam gücüne sahip olması, birçok alanda olduğu gibi cinsellik konusunu da, her toplum kendi kültürel yapısına göre daha çekici aşamaya taşıdığı bilinmektedir. Bunlar giyim, kuşam, makyaj, yazılı ve resimli ifadelerdir.