Devşirme Nedir, Türkiye Nasıl Devşirme Oldu?
ya da uzaklaştırılmış topluluk ve de bireylerin, yabancısı oldukları dil, din ve bu dini icat eden etnik topluluğa benzeyerek yaşamaktır. Bu devşirme anlayış Türkiye’de şu şekilde gerçekleşti.
ya da uzaklaştırılmış topluluk ve de bireylerin, yabancısı oldukları dil, din ve bu dini icat eden etnik topluluğa benzeyerek yaşamaktır. Bu devşirme anlayış Türkiye’de şu şekilde gerçekleşti.
ifade edecek olursak, “Ahlaki (Etik) Kolektif Kültürü”,feodal şabloncu modernist toplumlar dejenere edenlerin başında geliyor. Bu iki anlayış din başta olmak üzere her türlü grupçu, kayırmacı ve adamcılık (Nepotist) kültürüne göre yaşayıp, sürekli kendi içinde birbiriyle çatışırken, bundan kendilerine kahramanlık, yiğitlik payesi çıkarırlar. En ufak anlaşmazlık durumunda, en yakınındakileri psikolojik veya fiziki olarak öldürmekte hiçbir sakınca görmezler.
“İlk ve Orta Çağ'da çoğu toplumlar kendilerine göre dinler icat ederek yaşamışlardır. Yeni Çağ'da ise akılcı toplumlar, başkalarının dinlerini reforme ederek sahiplenip faydalanmışlardır. Türk, Kürt ve Farslar, Araplardan ileri özelliklere sahip oldukları halde, İslam gericiliğini Araplardan daha radikal şekilde sahiplenmeleri, dünyada başka örneği bulunmayan bir yozlaşmadır”.
Kim hangi mantık, düşünce ile inanırsa inansın Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam birbirinin içerisinden, birbirine düşmanlaşarak çıkan İbrani, Süryani ve Arapların uydurma dinleridir. Her üç halk birbiriyle aynı etnik yapıdan olan kardeş toplumlar olduğundan, dini masallarının kendilerine hoş gelmesi demek, diğer toplumlarda da aynı hazzı uyandıracak diye bir mantık söz konusu edilemez. Çünkü bu dinler Allah’ın var ettiği dinler değil, üç kardeş toplumun gelişkin masalcı hikayelerinin bir ürünüdür.
Dünyaya gelmiş bir bebek, tüm sosyal ve çevresel olaylardan direkt etkilenen bir bireydir artık. Bu bakımdan o bebeği doğuran anne ve baba, bebeğin hem fiziksel hem de ruhsal olarak, normal bir gelişim göstermesi için kendi kişilik, kültür yapılarını en ufak çekinceye meydan vermeden sorguladıklarında, çocuklarına doğru hizmeti etmiş olurlar. Böylece kendilerinden daha ileri birey yetiştirebilirler. Tüm anne ve babalar, demokratik ortamın olmadığı, doğru, yeterli eğitilmemiş insanda, süperegoist güdülerin sürekli anormalce geliştiğini akıllarından çıkarmamalılar.
Siyasette böyle bir gerçeklik varken, dini ya da seküler siyasi düşüncelerin arkasından giden halklar, daha çok siyaset dışı mantıkta ısrar edip, her türlü savaşın yolunu açmakta bir sakınca görmemişlerdir. Ve siyasetin aktörlerine öyle bir bağlılık gösterirler ki, sanki tercih ettiği siyaset iş başına gelince tüm dertler bitecek.
Oldum diyenler başta tanrısını, kendisini, ailesini ve toplumu aldatan en büyük ahlaksızdır.
Tüm bunlar bize şunu bir kez daha hatırlatıyor. Demokrasiden yana her siyasal düşünce, dinde gerçek, doğru rönesans ve reformlar yapılmadan, bir adım ileri gidilemeyeceği bilinmelidir.
Aydın Kelimesi: Türkçe ay, ayıd kelime kökünden türetilmiştir. Ay ışığının dünyayı aydınlatmasıyla bağlantı kurularak, bilgili insanın çevresini bilinçlendirmesi demektir.
Aydın Sorumluluğu: Bilgi ve ahlaki yeterliliğe sahip kişi veya kişilerin, haklı olan her düşünce, kültürden insanların yanında olmayı, kendisine doğal görev sayan insani duruştur. Basit, bireyselci çıkar çevrelerine öncülük yapıp akıl vermek, aydın değil bilgi ve maddi tüccarlıktır.