El Gusto
Sokakları dar ve uzundur
sol perdesi gitarların
iner çıkar çoğalır üç ses
şan ve meydan
Dolar teknelere ud'un taksimi
Sokakları dar ve uzundur
sol perdesi gitarların
iner çıkar çoğalır üç ses
şan ve meydan
Dolar teknelere ud'un taksimi
“Baba bugün dağlar yeşil boyandı
Kim yattı kim uyandı
Kalbime ateş düştü
İçinde yâr da yandı
Su serptim ateş sönsün
Serptiğim su da yandı”
"Bir yanıyla acılı bir yurt... bir yanıyla da sanki sürekli bir “yurtsuzluk “ hali… Müthiş yoksulluk... kahredici imkânsızlık… Derininden zonklayan yara… Umursamayan “merkez”in dağlayan zulmü... ve çaresiz kalan dil… Bütün bunları anlamaya çalışan yaşlılar... yetişkinler... çocuklar... ve onların “çocuk ölümleri”… İşte bunlarla karşılaşacak, işte bunlarla yaşayacaksınız Perperık-a Söe’de. Olağanüstü diliyle baştan başa bir çığlık... baştan başa bir ağıt bu roman.
İzmir'de dar gelirli, bol sevgili kalabalık bir ailede büyüyen bir genç kızın ailesini, yakın çevresini, kentini, ülkesini anlamaya çalışmasını keyifle okuyacaksınız. Genç kızın sadece gezmek, eğlenmek ve filmlerdeki gibi büyük bir aşk yaşamak için kurduğu pembe düşlerinin arasına yaşamın gerçekleriyle boyanmış yeni renkler katılıyor. Farkındalığı, geliştikçe doğayı, insanları, sistemleri daha iyi anlıyor. Bir yanda diskotekler, moda danslar ve şarkılar; diğer yanda işçiler, Romanlar, Levantenler, Yahudiler, göçmenler, yoksul insanlar, kabadayılar, genelev kadınları, siyasetçiler...
Kendisi, o dalganın sırtında, alçalıp inen, kıyıya vurmuş bir çöptür sadece. Ne var ki, en iyi yazarlar, en iyi ozanlar o çöplerden çıkar işte. Maksim Gorki‘leri, Yaşar Kemaller‘i, Aşık Veysel‘leri besleyen ilim irfan damarıdır o. Çöpü kavak yapan damar. Zevkle, heyacanla, öğrenerek okudum.“ Ali Rıza Aksın
İsmail Güner‘in ”Anlaşılmam dileğiyle” Chur’dan üşenmeden postaya verdiği anı- biyografi türü romanını, ”Dağın Öteki yüzü NURHAK” ı okudum. Ozan Yayıncılığın, gramerinden, kapak-sayfa düzenine kadar özenle hazırlanmış olduğu, üç yüz sayfayı aşkın sıcacık bir eser.
Önemli biri yakalanmış. Başka bir ilin DEV-YOL sorumlusu! Misafir ağır. Molada oluşumuz bu nedenle. "Adın ne?", "Vakkas!"... "Soyadın ne?", "Demir!"... "Biz de seni arıyorduk Vakkas Demir!"... Ve çığlıklar! Çığlıklar! Çığlıklar! İnsan sesinin hiçbir yerde ve hiçbir şekilde duyamayacağınız halleri. Tüyler ürpertici ve geçmek bilmeyen anlar... O çığlıkları duymamak için kulaklarımın sağır olmasını ne çok istediğimi, ama ne çok istediğimi nasıl anlatabilirim ki şimdi! Bize yapılanların, ona yapılanların yanında devede kulak kaldığını söylemek doğru mu olur, bilmiyorum açıkçası.
İnsan en çok birlikte güldüğünü mü yoksa birlikte ağladığını mı özler? Daha önce buna dair yazı yazmıştım. “İnsan en çok birlikte güldüğünü özler mis“ diyordum, ki bu yazdığım bir anlık bir özlemin, duygunun getirisiydi. Tabii ki her insan mutlu olmak, gülmek, neşelenmek ve yanındakiyla bunu paylaşmak ister, rahatlatıcı ve güzel bir duygu. Ama lakin bunun fazla bir derinliği olmuyor. Ağlamak bir derinliği ve güveni paylaşmaktır, getirisi anlamlı. İnsan en çok kimin yanında kendisi olursa bence özlenende o olacağı muhakkak.
Necmettin Yalçınkaya, kurgusal devrimci öyküler yazıyor gibi gelebilir pek çoğunuza, ama o içinden geçtiği hayatın hikâyesini yazıyor. Bazen bir darağacı görülür, bazen bir balıkçı kız, bir de bakarsınız Çingene çadırları içinde dolanıyorsunuzdur. 78 Kuşağı devrimcilerinin en güzel yanıdır bu; bir yanları halk, bir yanları isyandır onların. Yalçınkaya, kendince kuşağının hayatına notlar düşüyor. -Haydar Karataş, Edebiyatçı, Yazar-