Ağ Günlükleri
Hatıra Değil, Hafızadır Çeliğe Su Veren(ler)[*]
Ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
Soyları tükenen birer çılgındırlar
Ne bir adresleri vardı onların yeryüzünde
Ne de aşktan başka bir sığınakları
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki
Derler ki,
Son büyük serüvenci yaralıdır hâlâ”[1]
İnsan ve Bilinç -1-
Bizi insanlaşmaya götüren ilk yapı 1,4 kilo ağırlığında olan beyin içerisindeki 100 milyar hücredir. İkinci aşamaysa bu hücrelerin bilinç merkezindeki Frontal ve Parietal Lopların sınırsız şekilde deneyim ve bilgileri kaydedip, sorgulama (Reaksiyon) yeteneğini yükseltmesidir.
Sınır Taşı
Unutmadım hikayesini sandık altı
kanaviçenin mor söylemindeki gül
Derinliğine açılan yaşanmışlıkların
döküp gittiği çakıl taşlarını suskuda
gözlerime inen kurtların ulumasını
İncelen sular duruyordu sahrada
kanadı koparılmış yusufçuklar gibi
ışık kümesiyle gökyüzüne doğru
koşar adım düşeyazdı kalbim sisle
kalbim sağanaklar kaçağı, uğrağı
Usturasını dayamış hüzün sesine
alnıma koşuyor alnı ak taylarım
Serhat’ta uzaklığın kuyularında ol
akşam kızıl pelerinli bir matador
Dersim\ Ozan Garip Şahin/ Ganime Gülmez
Duyduğumuz ilk sözcük
Adımızı bilmeden önce...
Binlerce yıla\ Binlerce mevsime yayılmışsa acımız...\ Ve hâlâ\ Ecelsiz ölüyorsa\ mazlum canlarımız...\ Ve hâlâ\ Mezarlarından çıkarılıp\ Yakılıyorsa ölülerimizin kemikleri...\ Ve parçalanıyorsa mezar taşlarımız...\ Ve hâlâ kanatılıyorsa\ Kabuk bağlamamış yaralarımız...\ Hiç kimse beklemesin bizden susmamızı\ Ve yapılan zulmü unutmamızı...”
~~~~
Ey Mümin Kardeşim! Nedir Senin Çektiğin?!
Annenle baban çok korktular cehenneme gitmekten, ya öğretemezlerse diye sana Müslümanlığı. Somut dönemler çağına bile girmeden, yani duyusal-motor dönemde bir bebekken, başladı, dini/soyut bilgileri öğrenme maceran.
Çevrende ne kadar vardı örnek insan, bilemem! Emin, sevgili, saygılı, gerçek Müslüman! Bilemem! Ama verilmeye çalışıldı bilgiler, ezberler, bir bir…
Göçmen İşçi / Akademisyen Gönüllü Sürgün*
Sen doğduğum\ Ergani şehrim\ Biliyorum ben de suçluyum sana karşı\ Yetiştirdiğin doğana ve zenginliklerine\ Dünyanın belki daha görüp şahit olmadığı\ O yanık kaval çalan dertli Hafız’ına\ Çıkmadık sahip bu değerli insanlarına\ O güzel toprak bağ ve bahçelerine\ Seni de talan ettiler o malum düşmanların\ Mağrur duruşunla olan tüm güzelliklerini...”
Mafyasız Kapitalizm Ol(a)Maz[*]
Kısa bir süre önce AKP’yi alkışlayan bir liberalin dahi, “Son gelişmelerden, Peker’in arka arkaya gelen açıklamalarından sonra Türkiye’de hukuk devletinin ‘yok hükmünde’ olduğu iyice ortaya çıktı…
Diğer ifadeyle, bu çetelerin siyasi iktidarın kullandığı, resmi kurumlara ilişkili bir araca dönüştüğü anlaşılıyor…
Ağar, Çakıcı, Peker gibi isimlerin korku, tehdit, seferberlik mekanizmasının işlevsel parçaları hâline getirilmeleri...
Ülke Derin Bir Çukura Yuvarlanıyor[1]
İdris Sayılğan/ Mezopotamya Ajansı: Sedat Peker’in açıklamaları ile ortaya saçılan devlet-mafya-medya ilişkisini ve Türkiye için yarattığı sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Şairin ve şiirin ölçüsü ödül değildir, olmamalıdır da”
Mazlum Çetinkaya 1969, Yeşilyurt, Malatya’da dünyaya geldi. Burdur Eğitim Yüksekokulunda ve Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gördü. Halen sonhaber.ch gazetesinde köşe yazarı olarak yaşamını sürdürmektedir.
KHK’li şair Mazlum ÇETİNKAYA ile bu zorlu süreçte yaşadığı sıkıntıları konuştuk. Muhalif bir kişilik olarak “edebiyata ve dünyaya” bakışı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.






