Uğrunda Ölüme Gidilen Şey, Kendini Karanlıkta Bir Işık Gibi Hissettirir.
İçimi huzur kaplıyor seni düşününce, mutlu oluyorum ama Bir yandan da yüreğim sıkışıyor özleminle.
İçimi huzur kaplıyor seni düşününce, mutlu oluyorum ama Bir yandan da yüreğim sıkışıyor özleminle.
İşte geçen hafta, bu mısraların yazarı ile Zürih Ana Garı’nda buluştum. Telefon ettiğinde İslam kütüphanesindeydim, kafam allak bullaktı, yarı rüya âleminde geldim bir zamanların ‘idolü’ bu büyük devrimci ağabeyimin yanına. Beraberinde Almanya’da akademik eğitimini almış ve konuşunca yüreğiyle konuşan Hakkı Şener’de vardı. Yağmur yağıyordu, önce evime geldik oradan, şu açlık grevinde sakat kalan Hüseyin ve Çiğdem Yıldız çiftini ziyarete gittik.
Yoksul coğrafyada doğdun Yunus. Üzerinde türlü melanetlerin dolaştığı bir kadim coğrafyada…
O nedenle, çocuk gözlerine yıllardır boca edilen korkulardan bir farkı yoktu bu gürültülü kıyametin.
Ne var ki; veda ettiğin bu dünyada, bizi bakışların kadar çaresiz bıraktın.
Hani; 17 Ağustos depreminde senin gibi küçücük bedenleri alelacele toprağa verirken duyduğumuz o derin çaresizlik gibi.
Hani; artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak diye umutlandığımız o kıyametten kalan acılar gibi.
Bu çarpıtma girişimlerinin başında sorunun kaynağının aşırı kâr hırsı ile hareket eden kişi ve şirketlerin olduğu anlayışı gelir. Uzaktan ba kıldığında bu tespit doğru gözükebilir. Ancak bu belirleme ile yapılmak istenen şey sorunu kişiselleştirmektir. Sorun kişiselteştırildiğinde doğal olarak çözüm de buna paralel kişiselleştirilecektir. Aşırı kâr hırsı ile hareket ettiği söylenen kişi ve şirketlerin neden böyle dav randıkları, hangi anlayış ve ideoloji ile hareket ettiklerinden söz edilmez. Aksine tüm bunlar gizlenmeye çalışılır.
Anadolu-Mezopotamya uygarlıklarının mirası hem kendi dönemi hem de sonraki tarihsel aşamalar açısından tartışmasız muazzam ölçüdedir.