Maske
Tanrı maskını çıkardı
hapşırdı üstümüze,
maskeni tak, evine gir
mezarında öl devletini
ayla dansa kaldır kuşları
başlasın maskeli balo.
Tanrı maskını çıkardı
hapşırdı üstümüze,
maskeni tak, evine gir
mezarında öl devletini
ayla dansa kaldır kuşları
başlasın maskeli balo.
karanlığı uzaklaştıramaz;
bunu ancak ışık yapabilir.”[2]
Satırlar Yılmaz Özdil’in. Birlikte okuyalım.
“Sene 2002…
AKP geldi.
onu açıklar ve yargılar.
Bunu yaparken de tarafsız kalamaz.”[1]
Pauline Kael’in, “Filmin sonsuz olanakları neredeyse unutuldu, öncüler ve çoğu sinema aşığıyla birlikte sinema da kendinden bir şeyler yitirdi,” notunu düştüğü bir hâlde, hakkında Luis Buñuel’in, “Sinema, duygular, düşler ve içgüdü dünyalarını anlatmak için en iyi araçtır”…
Roman Polanski’nin, “Sinema size bir salonda oturmakta olduğunuzu unutturmalıdır”…
Sonbaharın başlangıcıydı sanırım. Çardaktaki büyük asmamızın yaprakları geniş avlumuzu kaplar, biz de sık sık temizlemek zorunda kalırdık. Hemen hemen günümüzün tamamı evimizin avlusunda geçerdi. Annem nakış ustasıydı. Her yaz öğrencileri olurdu. Onlara bir aylık nakış kursu verirdi avluda.
Beş altı öğrenci makineleriyle gelir, annemden nakış öğrenir giderdi. Bu yüzden kayrak taşlı avlumuzun her zaman temiz olması gerekirdi. Fakat sonbaharda bahçemizdeki yıllanmış koca badem ağacıyla asma, bizi her zaman uğraştırırdı.
Kültürlü insan demek her bireyin, Kültür Bilimcisi (Filolog) olması demek değildir. Kültürlülük her şeyi sorgulayan, farklı tüm düşünceleri okuyup doğruya en yakın bilgilerle, kültürel disiplin içerisinde yaşamaktır. Bu istendiği zaman her toplumda en az %80’leri rahat bulacak bir durumdur.
TUTSAKLIK ÇAĞI
artık bizler kolay kolay yara almayanlarız
yine de ne tanrı ne de onun gibi bir şeyiz
tepeden tırnağa et ve kemik
gelecek bizlerin değil
yaratıyor olduğumuz yapay tanrılarımızın
Gılgamış’ın düşü ardı sıra koşarız
ve belki yıkıma ulaşma an meselesi
güç kaderi,
tatminsizlik bedeli
her şeye sahip olmak ister tanrı-insan
tahakküm koymak.
hüküm sürmek sonsuz çağa
bizi biz olmaktan alıkoyan hastalık
kendi karanlığımıza sürgünlük
bu tutsaklık çağı
Alihan DEMİR ’in Sis Yayınları’ndan çıkan romanı, moderniteye dair uzun bir eleştiri diye nitelendirebilir. Karşılaştığım ve okuduğum tek kitabı yine de bir değerlendirme yapacak olursam: YA STAR! Bir çığlık, bir tanrıçanın iç dökümü… Bir kadının çaresizliğinden, çare yaratan yürüyüş anlatısı. Zamane insanının, kadın şahsında kendini; tarihin başlangıcı sayılan Sümer’de Tanrıça İştar kimliğinde bulma arayışı. Özgürlük haykırışı!
“Şiir insanı varoluşsal düzlemde bireysel ve toplumsal bütünselliği içinde yakalayarak ele almalıdır. Kuru bir ideolojik söylem şiire bir şey kazandırmaz, bütüncül bir yaklaşımla şiirini kuruyorsan yeni insanın estetiğinin oluşumuna bir katkı sunuyorsun demektir.”