Ağıttı Analar
Yağmurdu kirpikleri
Annenin
Yağmurdu kirpikleri
Annenin
“Hadi git! Allah zihin açıklığı versin” dedi gülerek. Sel gibi akan çocuk kalabalığına karışmadan evladı. Şimdi avucunun içindeki minik eli biraz daha sıktı. “Hadi koş koş, geç kaldık!” Dört yaşındaki Mustafa’yla adımlarını hızlandırdılar. Çok değil 100 metre sonra bir apartman kapısında soluklarını düzelttiler önce, sonra kapıdaki zillerden birine bastı. “Kim o?” dedi uykulu bir ses. “Benim abla kim olacak geç kaldım ne olur alıver Mustafa’yı. Geç kaldım inan!” Karşıdan yutkunmayla karışık bir ses “Tamam, tamam iniyorum!” dedi.
.Geriye kalan her şeyi unutsanız da olur.”[2]
Diyeceklerime “Nereden” ve “Nasıl” başlamalıyım?
Ya da 70’lerine merdiven dayanmış, “E-Nabız”da “Yüksek Risk Grubunda” notu düşülmüş birisi olarak “Sizlere diyecek neyim olabilir” ki?
Hayır, benim diyecek bir şeyim yok; olamaz da…
çünkü onların yaraları yoktur.
Ama yaraladıkları vardır.”[1]
Öncelikle ve altını defalarca çizerek belirtelim: Figen (Yüksekdağ) dostumuz, kardeşimizdir elbette; ama bunların da ötesinde yoldaşımızdır ve Onun ‘Yıkılacak Duvarlar’ını[2] defalarca okuduk, okuduk, okuduk…
Söz konusu okumalarla ortaya çıkan, “Figen’in (Yüksekdağ) Dizeleriyle Şiir Üstüne”, itiraf etmeliyiz ki, Ondan mülhemdir.
* * * * *
Gerçek siyaset; insan için en zor şartlarda bunu kendi yaşamında uygulama iradesini gösteren felsefi bir duruştur. Uygulanmayan siyasetle yaşamak, hayal deryasında boğulup yok olmaktır.
Merhaba Sevgili Ahmed Arif,
2 Haziran 1991’de, güzel bir dünya özlemiyle çarpan kalbinin yankısında, gökyüzünü aydınlatan yıldız sağanakları altında geçtin karanfil kokulu ömürlerimizden.
Tam yirmi dokuz yıl olmuş aramızdan ayrılalı, aynı tekmil ufuklara şöyle karşılıklı bir dağ gibi bakmayalı. Minareleri adımlayan balerin güvercinlere rüzgâr vadileri boylayan toy cerenlere nefes olmayalı. Silinmiş gitmiş yıllar zamanın taşlaştığı sulardan, yumrukları sıkılı meydanlardan nice sevinçler, hasretler kalmış kalbimize.
Bir asi kimseye bağımlı değildir.
O kendi eşsizliğine saygı duyar.”[1]
bir meydan okumadır.”[1]
Cengiz (Gündoğdu) hoca(mız) zamana da, egemen düşünceye de meydan okumaya ısrarla devam ediyor. Yarının, geleceğin ahlâkı estetik konusunda da hepimize, herkese hayat bilgisi dersi vermeyi sürdürüyor. Hem de, “estetik” denildiğinde akla ilk gelenin estetik ameliyat olduğu kapitalist kültürel çölün orta yerinde!
Felsefeyi doğru, tam anlayıp kavramamış veya felsefeden uzak kişi, toplumlar, fireni boşalıp savrulan arabaya benzer. Dinci ve kapitalistlerin türlü hilelerle insanları arkalarından sürükleyip kullanmaları, felsefesiz eğitimin bir sonucudur. Felsefe; insanın sorgulama yeteneğini geliştiren en büyük yaşam kaynağıdır.