kanıyor
tütün bastım yarama
tütün bastım yarama
Uzun boylu güler yüzlüm
Denizim, aslanım
Şarkışla’yı çeviren
İt, kurt, çakallar
Havlıyorlar, uluyorlar
Beyaz ordu Yusuf’u esir aldı
Gemerek’te yer, gök ağlıyor
Düşmanlar her yöne dağılmış
Seni soruyorlar, seni arıyorlar
Yıkılasın Sivas yiğitleri verdin zalimlere
Devrime sevdalı
Yusuf’umuz
Kör karanlığa inat
Koşuyor her şafağa
Denizi Gezmişimiz
Koçyiğit’imiz
Yolları çevirmişler
Barikatlar kurmuşlar
Nedir ülkenin bu ahvali
Şu kötü vaziyeti? Bezdirdiler tüm halkları
Min bi evîna te ve dilê xwe şûşt
Tu çem û robarên ser deşta min î
Ji zinaran û kendalan dikişî
Delalê tu bêhna rihana min î
Kulîlka min nepenîyê eşqê me
Bila tu kes nezane evîna me
Hêvîdarim bihar her dem havîn be
Sîx û kelem nekeve navberê me
Rinda min şêrîna min were ba min
Keçê jîyana bêhez bêsûtun e
Rojên bêeşq jî gor û gorîstan e
Lêvên te gul û birhên te zeytûn e
ANNELER VE BACILAR GİBİ
Boynu bükük yetimlerin
İntizarı
Kanadı kırık kekliklerin
Feryadı
Yerini, yurdunu terk eden
Bahara uçan turnalar
Kıvrım kıvrım
Yüküm büktü belimi
Hıncahınç bir zulümdür
Köşe bucak peşimde
Sabrım direniyor militarizme
Acım içimde patlayan dinamit gibi
Doldur saki içeyim
Kendimden geçeyim
Sanma ki zevkten içeceğim
Derdim çok
Param hiç yok
Var mısın? Deftere yaz şu hesabımı
Alacağım birkaç şişeden ibaret şarabı
Doldur saki
Şarabım berrak
Gün gibi beyaz olsun
Çünkü aydınlığa
Duruluğa hasretim
Muhtacım
Şu yaşamı bana haram edenlere
Her şey zehir her şey köz, ateş gibi olsun
İçeceğim kutsal şarabı
Yâd edeceğim dertleri
Hırsızlara, sömürenlere, döneklere
Yaşamın değerini bilmeyenlere söverek
Evet çok kadın var içeride. Siyasi-adli fark etmez. Hapsedilmişliğin ağırlığı hepsinde aynı değeri taşır.
Sanki “dışarıda” iken, hayatın her anı bir sınırlandırılmışlıkla yüz yüze bırakmıyordu bizi.
Sanki zaten hep eve hapsedilmiyordu kadın.
Sanki ev dışında ille de bir erkeğin refakatinde çıkmıyordu sokağa bir de böyle ayrıca hapsediliyor, yüksek güvenlikli cezaevlerinde.
Sanki kararlarını kendisi alabiliyor, hayatına kendisi yön verebiliyordu gibi. Şimdi de böyle içerisi kadınlarla tıka basa dolduruluyor.
Dağları gül
Havası buğday
Yaylası çemen
Yürekleri sevda kokan
Gülü, gülistanı olan Kağızman
Ceylan gibi
Sekerek yürüyen
Gelin, kızları sıcakkanlı olan sılam
Çobanların kavallardan
Yanık ezgiler dökülen
Büyülü akşamlarında hüzün
Mehtaplı gecelerde
Harman savuran
Çağlayanım
Pınarım
Hasretim
Sapı samandan ayıran
Emekçi köylüsü olan şirin sılam
Onur, şeref, izzet olmadan olmaz,
Hiç akıl parayla-pulla alınmaz,
İnsanoğlu cahil kalma, kâmil ol…
Umut biterse hedefe varılmaz.
Herkes çırılçıplak gelir dünyaya!
Çırılçıplak da konur sandukaya;
Saç kapalı, açık olsa ne yazar?
İster kapan istersen uy modaya.
Mevla bu dünyayı yönetmiyor mu?
Mademki hep uludur bilmiyor mu?
Neden kimi zengin kimi de fakir?
Eşitsizliği bozsa olmuyor mu?
Bugün bir tuhaflık var üzerinde. Yine aynı yerine oturmuş, çantasından çıkardığı sigarasını arayıp bulduğu çakmağı ile yakmaya çalışıyordu. Her zaman güzel sözler duymak bahanesi ile yanına çağırdığı falcı kadını da yanından tersleyerek uzaklaştırmıştı. Kadın buna anlam verememişti. Ama onun delice bakan gözlerinden ürkmüştü.
Kolları sıvayıp hazırlıklara başladık hemen. Gültepe Gördüren Sinema Salonu tarihe tanıklık edecekti. Ozan Emekçi dışındaki tüm aktiviteler Meh-Der Kültür Derneğimiz tarafından yapılacaktı. Tiyatro oyunu ve folklor gösterisi hazırdı. Sıra gecenin tanıtımına ve bilet satışına gelmişti. Biletleri kısa sürede tükettik. Ama kimse Ozan Emekçi’yi getireceğimize inanmıyordu, hatta aralarında buna ihtimal bile vermeyenler vardı. Kimileri de, ‘‘Partizandır bunlar! ‘Getiririz’ diyorlarsa mutlaka getirirler.‘‘