Maraş'ta Ahım Kaldı-Ahmet Aktuna
Maraş katliamının katılımcıları ve failleri biliniyor olsa da olayların arka planı karanlık: Kim tarafından, hangi yöntemlerle ve oyunlarla tezgâhlanmış olursa olsun bu bir insanlık suçuydu.
Maraş katliamının katılımcıları ve failleri biliniyor olsa da olayların arka planı karanlık: Kim tarafından, hangi yöntemlerle ve oyunlarla tezgâhlanmış olursa olsun bu bir insanlık suçuydu.
Maraş katliamının katılımcıları ve failleri biliniyor olsa da olayların arka planı karanlık: Kim tarafından, hangi yöntemlerle ve oyunlarla tezgâhlanmış olursa olsun bu bir insanlık suçuydu.
İti başka
Kurdu başka
Dağı-taşı
Yaylası başka
Yoksul sofralarında
Lokmasını paylaşan
Çilekeş insanları bambaşka
Baharı geç
Kışı er gelen
Bu yerlerde
Umut filizlendi yeşermeyi bekliyor
Bu topraklarda
Gözü yaşlı
Bağrı yaralı
Ahalide tasa
Çığlık, haykırış
Hepsinde kahır hepsinde dert var
Yürek dolu
Bu topraklarda
Bebekleri katledilmiş
Anneler
Mahpus yolu gözleyen
Sevdalılar
Sevdikleri
Mezarsız insanlar
Barış için acılarını ortaklaştırdılar
Bir dükkan ileride, tezgâhına abanmış, para sayıyordu Musa Funda. Üç beş köylü çene çalıyor, geride bir kadın çocuğunu avutuyordu.
Ördekdedeli İbrahim, dükkânının kapısından,
-Gel, imanım gel, canım sıkılıyor, dedi.
Sandalye uzatıp ilave etti.
-Otur imanım, otur…
Hızlı bir bakışla,
-Kavuncu sen de şuraya.
Babam güldü.
-Kavuncu mu, niçin?
-O bizim parolamız, sen karışma.
Fişli sobasını bizden yana kaydırıp ekledi.
-Bir damla çekek mi erenler?
-Çekek, erenler çekek!
Çeşme başında genç kızlar şakalaşıp gülüşüyorlardı. Hayri Ağa’nın kahvesindeki delikanlılar da onlara bakıyordu.
Ayşe çeşmeye gelince herkes susup ona baktı. Herkesin aklında akşamki kavga vardı. Kavganın Ayşe’nin yüzünden çıktığını konuşuyorlardı. Ayşe ise heyecan içerisindeydi. Kalbi hızlı hızlı atıyordu. Kızların meraklı bakışları onu ilgilendirmiyor, o sadece Ahmet’i görmek istiyordu.
her çiçeği çiçek sanma
tacı düşer diken olur
her güzel yar olur sanma
yüreğini söken olur
ay çiçeği ay çiçeği
gün olur solarsın sen de
her ömür rüzgâra döner
can kuşu konuktur tende
sevdadan göçer de yürek
kan içinde sızlar kalır
göğ ekin huşu salınır
poyrazlar okşar saçını
bir bakarsın ıssızlarda
savrulan anızlar kalır
sevinç uçarı papatya
acının sahrası sonsuz
sofrası boş kuyusu kör
tasında gözyaşı kalır
kaygı korku öfke nefret
altı üstü bir yaşamak
Sınırın her iki yakasında, aynı anda yaşıyor, görünen her şeye aynı anda bakıyor ve hiçbir şey göremiyorum. İrfan sahibi bir kadın olduğumu söylüyorlar, ama alık, avanak, andaval diyenlerin sayısı da az değil. Birlikte yaşadığım sevgililerim beni terk ediyorlar. Grameri sağlam olan ve belasını ayna gibi kullanan en sonuncu sevgilim bile, kendisini bir kadının üzerinde gördüğüm ve bu durumu sorun yapmadığım, kıskançlık krizine dönüştürmediğim için beni terk ediyor; giderken ‘Nuremberg Bakiresi’ diyor bana. Kararıyor, kanlanıyorum.
Şarabını al
At kendini dışarı
Zifiri karanlığına aldırma gecenin
Denizin kıyısında
Kayalık bir yeri seç
Bekleme ayı filan da hiç
Yalnız bırakmazlar seni
Denizin ateş böcekleri
Bir yudumunu sen iç
Bir yudumunu denize dök
Tadını çıkar aldırma
Yakamozlarla muhabbetin
Altın sarısı sularda
Gül yanaklı sevgilinin
Resmini gör
Denizin ateş böcekleri arasında
Sen sarhoş
Onlar sarhoş
Fısıltısını dinle gecenin
Uyursan da aldırma
Seril kayalara
“Kim o?” diye seslendi.
“Polis! Kapıyı aç, yoksa kırarız!”
Kadın kapıyı açtı, polisler onu iterek içeriye daldılar. Açık bıraktıkları kapıdan soğuk ve rüzgâr ıslık çalarak doluştu salona. Çocuklar da gürültüye uyanmış, korkuyla bakıyorlardı etraflarına. Anne ve çocuklar şaşkındı. Dillerini yutarcasına suskundu. "Burası benim evim. Defolun gidin evimden!" diyemedi kadın korkudan.