Kürt, Sosyalist ve Alevilerin Siyasetteki Etkileri
inanç ve duygusallıktan uzak, bilimsel ilkeler çerçevesinde objektif ifade edilmelidir. Objektiflikten uzak ideolojik, duygusal ifadeler, çözüm yerine hep karmaşalar yaratmıştır.
inanç ve duygusallıktan uzak, bilimsel ilkeler çerçevesinde objektif ifade edilmelidir. Objektiflikten uzak ideolojik, duygusal ifadeler, çözüm yerine hep karmaşalar yaratmıştır.
ifade edecek olursak, “Ahlaki (Etik) Kolektif Kültürü”,feodal şabloncu modernist toplumlar dejenere edenlerin başında geliyor. Bu iki anlayış din başta olmak üzere her türlü grupçu, kayırmacı ve adamcılık (Nepotist) kültürüne göre yaşayıp, sürekli kendi içinde birbiriyle çatışırken, bundan kendilerine kahramanlık, yiğitlik payesi çıkarırlar. En ufak anlaşmazlık durumunda, en yakınındakileri psikolojik veya fiziki olarak öldürmekte hiçbir sakınca görmezler.
Uzun yıllar insan ve toplumsal konularla ilgili makaleler yazan birisi olarak, en fazla insan üzerine yazdım ve yazmaya devam ediyorum. Çünkü her türlü egoist çıkarlarımız için tüm insani değerleri kullanıp bitirdiğimiz halde utanmadan, sıkılmadan hâlâ ahlak ve insanlıktan bahsediliyor. Oysa 21. yüzyıl insanı ya “Üst İnsan” olmak zorunda ya da yarattığı alt kültürle sonunu getirecektir. İki önermenin dışında başka bir yol bulunmuyor.
Alevilerdeki İnançsal Kafa Karışıklığı:
Orta Çağ ve öncesinde dünya toplumlarının hepsi, siyasi politikalarını dinlerin belirlediği inançsal kurallarla sürdürmüşlerdir. Yeni Çağ’a girilmesiyle din ve siyasetin birbirinden ayrışması gerektiği tartışmaları büyüyünce, 1789’da Fransız Devrimi gerçekleşmiş oldu. Arkasından tüm Avrupa’da burjuva demokratik devrimlerle, din ile siyaset birbirinden ayrıştırılarak modern ulusal siyasi yapılar inşa edilmiş olundu.
Tarikatlaşma; Alevilerin anladığı gibi yalnızca inanılan dinin simgelerini taşıyıp, kurallarını uygulamak değildir. İnsanın gerçek yaşamına dokunmadan, farklı güçlerin sahte demokrasi, laiklik, modernliğine bağlı, retorik ifadelerle oyalanıp pasif yaşamakta gericileşip tarikatlaşmadır.
İnsanı geri, ukala veya kısmi gelişmiş düşünceyle yaşamasının tek nedeni, dünya devletlerinin tek tanrılı dincilikle birlikte, kapitalist doyumsuz egoyu, temel eğitim ve kültür olarak öğretmeleridir. Ve bunun dışındaki farklı düşünce veya kültürleri önemsiz, geçersiz saymak, adeta insanı anasının karnındayken ukalalaştırmaktır. Üstelik ukala düşünceyi devamlı kılmak için maddi, askeri güç kullanılması, insanlığın namus ve şerefiyle oynamaktır. İnsanlık yaşamında bu gerçeklik varken adalet, ahlak, onur, şeref sahibi olunduğunu düşünmek, en büyük düşüncesizlik ve kişiliksizliktir.