Gökçe
Zengin evinde inek olsa bir ahırda yaşama şansı olurdu. Bulabildiği en ucuz ev burasıydı sonuçta. İki köz odayı sabunlu sularla o kadar çok siliyordu ki böceklere yaşam hakkı tanımıyordu.
Zengin evinde inek olsa bir ahırda yaşama şansı olurdu. Bulabildiği en ucuz ev burasıydı sonuçta. İki köz odayı sabunlu sularla o kadar çok siliyordu ki böceklere yaşam hakkı tanımıyordu.
Nereden başlasam da anlatsam! Hem çocukluğuma gitmek istemiyorum ki. Mutluydum çocukken. Ne biliyordum ki ne isteyecektim! Benim dünyam yüz haneli köyden ibaretti. İlçeye uzaklığı iki kilometre olan köyden yürüyerek gelip giderdik kızlı oğlanı okula. Hep çemen dürümü olurdu çantalarımızda. Çanta dediysem bildiğin çantalardan değil, anamın ördüğü çuval çantalardan. Yağmur yağınca ıslanırdı içi, çoğu kez yufka ekmeğe sürülü çemen bulaşırdı defterime. Akıllıydım o zamanlar demek. Çantamın içine poşet diktim sonra. Benim hayatım on dört yaşımda bitti, biliyor musunuz?
Kuş olmalıyım, kuş...!
Özgürlüğe kanat açan.
Dağları denizleri aşan.
Gözü yaşlı çocukların
Parmaklarına konan.
Küsmüş yüreklere şarkılar söyleten.
*
Bulut olmalıyım, bulut...!
Çorak topraklara yağmur götüren.
Gönül yangınlarını söndüren.
Ne kuş olup, uçabildim.
Ne de bulut olup, yağabildim.
Ola ola, bir ' i n s a n ' oldum
Odun taşımasam da harlı ateşlere,
Söndüremedim yangınları.
Güldüremedim çocukları.
'Dağlar dayanmaz' denen acılara dayandım.
Dayanmakla kalmadım.
örnek olmanla değişir,
görüşlerinle değil.”[1]
Fransa bu kez de Sarı Yelekliler’in başkaldırısıyla çalkalanıyor.
Denilebilir ki, neo-liberal yıkımın yol açtığı kemer sıkma saldırganlığına karşı, ezilenlerin ayağa kalkmaktan başka hiçbir çaresinin kalmadığı tabloda başkaldırı ne yerküre ne de Fransa için “yeni” ve sürpriz değil.
Felsefe; evren, dünya, canlı ve cansız varlıkları araştırıp inceleyen bilimsel düşünce demektir. İnsanlık var olduğu günden bu zamana kadar, özellikle insan yaşamına her zaman iki felsefi yapı yön vermiştir. Bunlardan birisi Metafizik, diğeri Materyalizmdir.
Metafizik İdealist Düşünmek; insanın düşünce ve iradesini hiçe sayan, en büyük güç olduğuna inanılan tanrıcılığa bağlılıktır. Ve bu mantık bilimsel araştırmaların tanrıya şirk koşmak olduğunu ileri sürerek, her türlü bilimsel gelişmeye düşmanca bakan anlayıştan ibarettir.
Hâlbuki hep annemle gelirdik biz ebeme . Annemsiz kalınca başka bir yüzünü tanımaya başladım belki. Ya da ebem bana annem cennette diye başka bir dünya yarattı. Amcam bir tomar para bırakıp giderken yanında teyzemi de götürdü. Ben azıcık büyüyünce, amcam ve teyzem, annemle babam olacakmış. Ben babamı hiç hatırlamadığım için onu anlatamam ki. Amcam da gidince kendimi yerlere attım, tepindim, ‘hı hı,’ ağlıyordum, hatta burnum da akıyordu. Tam o sırada koyunlar kuzularıyla bana doğru gelmez mi! O tepindiğim alan siyah üzümle doldu. “Gübre bunlar yenmez.” dedi ebem.
Aydınlık sabahlara uyanırdık.
Açılırken pencereler
Gökyüzüne kuşlar bağışlardık.
*
Yitirdik o bilindik sabahları.
Kuşların vurulduğu zamanlarda.
Güneşin yüzünü örterken gece.
Arsız bi karanlık zorluyor penceleri.
*
Kuşlarla gitti kuş bağışlayıcılar.
Kanadı kırıldı güvercinlerin.
Anısı kaldı rüzgara karşı uçmaların.
Kuşlarla gitti kuş bağışlayıcılar.
*
Çamur gibi bir gece akarken camlardan.
Yitirdik aydınlık sabahlarımızı.
Kuşlarla gitti,kuş bağışlayıcılar.
Adımı yaşımı sormayın sakın..Bir adım bile yok..Adım da, yaşım da, benden önce doğup da, ölen ablamın aslında.
Benden sonra doğan üç erkek kardeşim var. Etti dört çocuk evde..
Babama sorarsan üç çocuğu var...Ben yine yokum..
Acaba ben masallardaki gibi görünmez mi oldum ne?
Sahi ya...Sihirli güçlerim olsa ne güzel olurdu demi? İşime gelince görün, gelmeyince görünmeyiver...
Ben daha düşmeden yürüyemezken kardeşlerimi sırtladım. Çeşmeden su taşıdım.
Bazen yere düşüp su testisini kırdığım olurdu..Anam da kızar saçımı çekerdi.
En rahat ettiği yerlerdi önceleri. Koşmakla bitmiyordu, küçük parklardan farklıydı. Çam ağaçlarına keçileriyle tırmanır, hangi ot köküne tutunsa elinde kalmayacağını bilirdi. Meşe ağaçlarının en serin ağaç altı olduğunu bilerek dinlenirdi. Keçileriyle dağ bayır zıplayarak koşar, anacığının kuzinede yaz kış pişirdiği çorbayı ekmek doğrayarak löp löp yutar, sarılı verirdi sonra pazen kokulu anne göğsüne. Tatlı bir duygu olurdu annesinden ona akan. En çok ondandı koşarak gelmesi.